hikayelerini ankara'da yarıladım. ortam çok güzeldi. telefon çekmiyordu, serinlik, gölgelik, havuzun başında, çay, kahve biri gidiyor, biri geliyor...
ahmet hamdi'nin bütün eserlerinde bilmediğim osmanlıca kelimelerle karşılaşıyorum. çok ilginç, hiç duymadığım veya
kullanmadığım kelimeler.. altın bulmuş gibi sevindiriyor beni. şeniyet, sarahat, bermutat..vb.
yaz yağmuru dinmedi.hala etkisindeyim. ne tuhaftır ki ne zaman bir bahçede palmiye görsem, adet olduğu üzere gövdesine sarmaşık sarılmalı diye düşünürüm. hikayenin ıslak kahramanı da aynısını düşünmüş olmalı:)
yazılarımda rehber aldığım en önemli yazar. romanlarını, incelemelerini, makalelerini ve en önemlisi şiirlerini çok seviyorum. bütünüyle türk aydını profili çiziyor.şimdiye kadar okuduğum şiirler içinde beni çok etkilemiştir bir şiiri, hatta diyebilirim ki türk şiiri deyince ilk aklıma gelen şiir onun şiiridir. dizelerden aklımda kalan en vurucuları şunlar:
''ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde..''
edebiyat tarihçisi olarak da kayıt altına alınası gelen büyük yazar. 19. yüzyıl türk edebiyatı çok ciddi bir eserdir. önsözü okumayanın kalem oynatıyor olmasına fena halde bozulabilirim.
Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi
Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dokunuyor bir yerde yaprak yaprak…
Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.
Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.
Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.
aynı dönemde yaşamış olmayı, onu tanımayı çok isterdim.
hikayelerindeki erkek kahramanın, hikaye anlatıcısının mesleği yazarlık oluyor genellikle.
hikayelerini ankara'da yarıladım. ortam çok güzeldi. telefon çekmiyordu, serinlik, gölgelik, havuzun başında, çay, kahve biri gidiyor, biri geliyor...
ahmet hamdi'nin bütün eserlerinde bilmediğim osmanlıca kelimelerle karşılaşıyorum. çok ilginç, hiç duymadığım veya
kullanmadığım kelimeler.. altın bulmuş gibi sevindiriyor beni. şeniyet, sarahat, bermutat..vb.
hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyızdır.
saatleri ayarlama enstitüsü'nden.büyük yazar, çok büyük yazar
yaz yağmuru dinmedi.hala etkisindeyim. ne tuhaftır ki ne zaman bir bahçede palmiye görsem, adet olduğu üzere gövdesine sarmaşık sarılmalı diye düşünürüm. hikayenin ıslak kahramanı da aynısını düşünmüş olmalı:)
yazılarımda rehber aldığım en önemli yazar. romanlarını, incelemelerini, makalelerini ve en önemlisi şiirlerini çok seviyorum. bütünüyle türk aydını profili çiziyor.şimdiye kadar okuduğum şiirler içinde beni çok etkilemiştir bir şiiri, hatta diyebilirim ki türk şiiri deyince ilk aklıma gelen şiir onun şiiridir. dizelerden aklımda kalan en vurucuları şunlar:
''ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde..''
edebiyat tarihçisi olarak da kayıt altına alınası gelen büyük yazar. 19. yüzyıl türk edebiyatı çok ciddi bir eserdir. önsözü okumayanın kalem oynatıyor olmasına fena halde bozulabilirim.
huzur/saatleri ayarlama enstitüsü/mahur beste
en büyük türk romancısı.
Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi
Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dokunuyor bir yerde yaprak yaprak…
Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.
Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.
Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.