dili telkari gibi işler. incedir, bu incelik kıldan incedir. edebiyat dergilerinde mülkiyet-patron-kabile ilişkileriyle basılmış ve adına şiir denene salatalara bakıp çok bunaldığımda dıranas okuyorum. tabii sadece bu zamanlar değil. bir inceliğe gereksinim duyduğum her zaman
dilin ve duyguların en incelikli biçimde işlenmesiyle yazılmış şiirler.“fahriye abla”, ”olvido”, “kar”, “ağrı”, “maşar dağı”... bu şiirlerin sahibi, turgut uyar’ın “çıkışı türk şiirinde hiçbir şeyle açıklanamaz” dediği şairimiz 100 yaşında.
birincisi;
dıranas chp'den değil demokrat partiden milletvekili adayı olmuştur.
ikincisi;
eşinin adı münire dıranastır. ikinci eşi değil kendileri üçüncü eşidir. hanımefendi de şiirle ilgilenen bir muhteremdir. hatta birkaç sene önce varlık dergisinde bir şiiri yayımlanmıştı ve parmaklarımı ısırmıştım.
üçüncüsü;
tek bir şiirle tanınmıştır demek şairi azama haksızlıktır
dördüncüsü;
fahriye abla'yı da sevmiyormuş demek gibi bir cümle söz konusu değildir. münire hanım'ın ciddi bir fahriye abla takıntısı vardır, o kadar.
beşincisi;
türkçe ustasıdır. abdülhak hamit ile tevfik fikret'ten şiir güncellemeleri ( nasıl bir sözse bu!) yapmıştır.
altıncısı;
ciddi bir çevirmendir.
yedincisi;
önemli bir tiyatro oyun yazarıdır. bakınız: gölgeler ve emin bey çıkmazı
sekizincisi;
belki ilginizi çeker, bu sene yüzüncü doğum yıldönümü
1909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdi. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı(1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.
1938'de Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı (1957-1960), daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı. Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri, Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir 15 Eylül 1926. Sonra kendi imzası ile çeşitli dergilerde şiirler yayımladı.
Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri, 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında, "Şiirler" adı ile çıktı. Ayrıca "Kırık Saz" adlı eseri de çıkmıştır.
21 Haziran 1980'de Ankara'da öldü. Vasiyeti üzerine Sinop'un Salı köyünde toprağa verildi.
Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı Tarancı ile şiirde ahenge ve sese önem vermişlerdir. Örneğin Kar şiirinde Ahmet Muhip sesi ön plana çıkarırken Olvido adlı şiirinde ne sesi anlama ne de anlamı sese baskın kılmıştır.
Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas, çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayımlamış, şiirlerini şiire başladıktan nerdeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri, gerekse kendinden önceki kuşaktan ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekselde çağdaşlığı yakalayan, çağrışım gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hatıralar, sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü boyutlar içinde verilmiştir.
tek bir şiirle tanınmış, şair diye kabul görmemiş( ki üzerine gelen isimler ne kadardırlar o da tartışılır.)chp den iki kez milletvekili adayı olmuş resime de aşık kişi. fahriye abla şiiri başını yemiştir dranas ın. soyadıda tartışılmıştır bir ara. dıranaz mı, dıranas mı, dranas mı. aslında çıkıp size ne diyebilseydi keşke!...
ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar( olvido şiirinden bir dize). saygıyla...
memur şairlerdendir, iyi şairlerdendir. fahriye abladan nefret ediyormuş (karısı da söyledi, bir panelde görüştüm hala yaşıyor mu bilmiyorum, (ikinci karısı).
ağrı dağı şiirini ağrıda yedek subay görevini yaparken yazmış. uzun bir süre ankarada yaşamasına rağmen ankarayla ilgili şöyle ağızlara layık bir şiir yazmamış olması en büyük eksikliğidir.
kitabının önsözünde yazdığı gibi şiirinde hiç savaş kelimesini kullanmamış (merak edip şöyle bi bakmıştım da ben de göremedim)
çok titiz, çok dakik, sinirli bir adammış. memurların şairliğini zaten hiç anlayamamışımdır. (bkz: Siir oku ama sairlerle tanisma)
FAHRİYE ABLA
Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan�da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla,
Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye Abla
dili telkari gibi işler. incedir, bu incelik kıldan incedir. edebiyat dergilerinde mülkiyet-patron-kabile ilişkileriyle basılmış ve adına şiir denene salatalara bakıp çok bunaldığımda dıranas okuyorum. tabii sadece bu zamanlar değil. bir inceliğe gereksinim duyduğum her zaman
dilin ve duyguların en incelikli biçimde işlenmesiyle yazılmış şiirler.“fahriye abla”, ”olvido”, “kar”, “ağrı”, “maşar dağı”... bu şiirlerin sahibi, turgut uyar’ın “çıkışı türk şiirinde hiçbir şeyle açıklanamaz” dediği şairimiz 100 yaşında.
birincisi;
dıranas chp'den değil demokrat partiden milletvekili adayı olmuştur.
ikincisi;
eşinin adı münire dıranastır. ikinci eşi değil kendileri üçüncü eşidir. hanımefendi de şiirle ilgilenen bir muhteremdir. hatta birkaç sene önce varlık dergisinde bir şiiri yayımlanmıştı ve parmaklarımı ısırmıştım.
üçüncüsü;
tek bir şiirle tanınmıştır demek şairi azama haksızlıktır
dördüncüsü;
fahriye abla'yı da sevmiyormuş demek gibi bir cümle söz konusu değildir. münire hanım'ın ciddi bir fahriye abla takıntısı vardır, o kadar.
beşincisi;
türkçe ustasıdır. abdülhak hamit ile tevfik fikret'ten şiir güncellemeleri ( nasıl bir sözse bu!) yapmıştır.
altıncısı;
ciddi bir çevirmendir.
yedincisi;
önemli bir tiyatro oyun yazarıdır. bakınız: gölgeler ve emin bey çıkmazı
sekizincisi;
belki ilginizi çeker, bu sene yüzüncü doğum yıldönümü
BALAD
Yağmurlar dindiği zaman
Geleceksin
Ki karanlık ölümdür.
Işığım söndüğü zaman
Güleceksin
Ki karanlık ölümdür.
Karanlığımda dişlerin
Parıldar ki
Yine görüneceksin
Kuraklığımda düşlerin
Işıldar ki
Yine arınacaksın.
Bekliyeceğim elbette
Gelişini
Yaşamak başka nedir;
İsterse ta kıyamete
İlle seni
Ki bu aşk başka nedir.
Bütün ömrümüz onunla
Böyle geçti;
Toprakla gök arası,
Varla yok arası öyle;
Derken uçtu.
Dranas yalvarası:
Tanrım merhamet et kula.
Ahmet Muhip DIRANAS
1909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdi. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı(1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.
1938'de Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı (1957-1960), daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı. Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri, Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir 15 Eylül 1926. Sonra kendi imzası ile çeşitli dergilerde şiirler yayımladı.
Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri, 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında, "Şiirler" adı ile çıktı. Ayrıca "Kırık Saz" adlı eseri de çıkmıştır.
21 Haziran 1980'de Ankara'da öldü. Vasiyeti üzerine Sinop'un Salı köyünde toprağa verildi.
Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı Tarancı ile şiirde ahenge ve sese önem vermişlerdir. Örneğin Kar şiirinde Ahmet Muhip sesi ön plana çıkarırken Olvido adlı şiirinde ne sesi anlama ne de anlamı sese baskın kılmıştır.
Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas, çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayımlamış, şiirlerini şiire başladıktan nerdeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri, gerekse kendinden önceki kuşaktan ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekselde çağdaşlığı yakalayan, çağrışım gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hatıralar, sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü boyutlar içinde verilmiştir.
HATIRA
Dün, bir gölge gibi geçti yanımdan
Oydu, bir bakışta tanıdım onu;
Rüyalarıma tayf halinde konan,
Peşime bir korku gibi düşen o.
Bazı yapraktı, bazı bir rüzgâr.
Dolardı aydınlık olup, odama.
Bahçemde süzülür giderdi bahar
Sabahının fecri vururken cama.
Ayakları kumda bırakmadan iz
Yanıma geldiği hep gecelerdi;
Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz
Uzak bir maziye dönüp giderdi.
Bir avuç ışıktı incecik yüzü,
Gözleri geceler gibi derindi;
İçine başımın her an düştüğü
Avuçları sudan daha serindi.
Geçerken dün yoldan, ruhumu saran
Bir gölge halinde ve ağır ağır;
Tanıdım; o, yâdı hoş zamanlardan
Seven ve yaşayan bir hatıradır.
tek bir şiirle tanınmış, şair diye kabul görmemiş( ki üzerine gelen isimler ne kadardırlar o da tartışılır.)chp den iki kez milletvekili adayı olmuş resime de aşık kişi. fahriye abla şiiri başını yemiştir dranas ın. soyadıda tartışılmıştır bir ara. dıranaz mı, dıranas mı, dranas mı. aslında çıkıp size ne diyebilseydi keşke!...
ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar( olvido şiirinden bir dize). saygıyla...
memur şairlerdendir, iyi şairlerdendir. fahriye abladan nefret ediyormuş (karısı da söyledi, bir panelde görüştüm hala yaşıyor mu bilmiyorum, (ikinci karısı).
ağrı dağı şiirini ağrıda yedek subay görevini yaparken yazmış. uzun bir süre ankarada yaşamasına rağmen ankarayla ilgili şöyle ağızlara layık bir şiir yazmamış olması en büyük eksikliğidir.
kitabının önsözünde yazdığı gibi şiirinde hiç savaş kelimesini kullanmamış (merak edip şöyle bi bakmıştım da ben de göremedim)
çok titiz, çok dakik, sinirli bir adammış. memurların şairliğini zaten hiç anlayamamışımdır. (bkz: Siir oku ama sairlerle tanisma)
FAHRİYE ABLA
Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan�da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla,
Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye Abla