şimdi görüntülenenler

basak tiryaki


1 entry -

admin kullanıcısının resmi
 #

tuhaf bir biçimde cinnet geçirdiğini düşündüğüm kız.
çünkü annesini öldürdükten sonra çok soğukkanlı görüntülenmişti.

 
admin kullanıcısının resmi
 #

Prof. Dr. Ayşe Olcay Tiryaki’nin katil zanlısı kızı Başak Aydıntuğ, "müebbet hapis" cezasına çarptırıldı.
Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesindeki karar duruşmasına tutuklu sanık Aydıntuğ, avukatları Bülent Akçemete, Onur Aksu ve Gözde Çağlayan ile Tiryaki’nin annesi Naciye Lütfiye Kalabay’ın avukatı İsmail Aydos katıldı.
Duruşmada, Başak Aydıntuğ’un avukatlarının talebi doğrultusunda,
babaannesi Sabahat Aydıntuğ, babasının sekreteri Rukiye Binbaşaran ile babasının amcasının oğlu Yavuz Aydıntuğ savunma tanığı olarak dinlenildi.
Babaanne Sabahat Aydıntuğ, Ayşe Olcay Tiryaki’nin, kızını devamlı aşağıladığını ve kızıyla yeterince ilgilenmediğini öne sürerek, "Tıp Fakültesinde Dekan Yardımcısı oldu. Paneller, seminerler, hastalar derken, çocukla ilgilenmiyordu" diye konuştu. Sabahat Aydıntuğ, torunuyla daha çok, eşinin ve kendisinin ilgilendiğini ifade etti.
Yavuz Aydıntuğ ise Ayşe Olcay Tiryaki’nin "hırslı ve zor bir kadın" olduğunu söyledi.
Rukiye Binbaşaran da "Başak Aydıntuğ’u sakin yapılı" biri olarak bildiğini anlatarak, "Herkes Olcay Hanımdan çok çekinirdi" dedi. Duruşmada, Başak Aydıntuğ, 17 sayfalık yazılı savunmasını verdi. Avukatları da müvekkilinin olaydan önceki süreçte kullandığı antidepresanın "saldırganlık ve öfkeye" yol açtığının yurt dışındaki
araştırmalarda tespit edildiğini içeren dilekçeyi mahkemeye sundu ve bu yönden
soruşturmanın genişletilmesini istedi. Mahkeme Heyeti, sanık avukatlarının bu taleplerini reddetti. Müdahil olarak duruşmaya katılan Tiryaki’nin annesi Kalabay’ın avukatı Aydos ise hiçbir indirim uygulanmadan Başak Aydıntuğ’un cezalandırılmasını talep etti.

-ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMALAR-

Bunun üzerine, esas hakkındaki savunmalarını yapan sanık avukatlarından Bülent Akçamete, müvekkilinin akıl sağlığının yerinde olduğuna ilişkin İstanbul Adli Tıp Kurumu raporunun "basmakalıp" olduğunu söyledi.
Toplam 11 sayfa olan raporun büyük bölümünün dosyanın özeti olduğunu ifade eden Akçamete, "Raporun, son sayfasındaki 7 satırı Adli Tıpla ilgili. Sanığın kullandığı ilaçların olaya etkisine dair hiçbir şey yok. Bir asistanın
hazırladığı rapora, birçok kişi imza atmış" diye konuştu. Duruşmalarda yargılama süreçlerine uyulmadığını savunan Akçamete, henüz soruşturmanın genişletilmesi talebini mahkemeye sunmadan, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki görüşünü verdiğini kaydetti. Müvekkilinin, annesi tarafından sürekli aşağılandığını, hakarete uğradığını anlatan Akçamete, şunları söyledi: "Bilimsel olarak, bir kişinin sürekli aşağılanması, hakarete uğraması,
ailesi ve arkadaşlarını görmesinin engellenmesi de şiddettir. Bunları dikkate almadan, olayı bir gecedeki eylemlerin sonucu olarak değerlendirmek yanlış. Maktülenin geçmişte intihara teşebbüs etmesi, rahatsızlık belirtisidir. Bu ruh
halindeki biri, sağlıklı bir insan yetiştirebilir mi?" Akçamete, karar verilirken, tahrik hükümlerinin uygulanmasını ve
müvekkilinin duruşmalardaki iyi halinin göz önünde bulundurulmasını istedi. Başak Aydıntuğ, avukatlarının savunmalarına katıldığını bildirdi. Aydıntuğ, daha sonra, esas hakkındaki savunması için mahkemeye yazılı sunduğu
dilekçenin son paragrafını okudu.

-"ÇOK PİŞMANIM"-
Cezaevinde, geçmişini gözden geçirme imkanı bulduğunu kaydeden Aydıntuğ, annesiyle arasında ne geçerse geçsin, onu sevdiğini ifade etti. "Annesini kendisi kadar özleyecek bir insan daha olamayacağını bildiğini" dile getiren Aydıntuğ, "Böyle bir olayı nasıl yapabildiğimi bilmiyorum. Ömür boyu pişman olacağım" dedi.
Olaydan kendisinin sorumlu olduğunu söyleyen Aydıntuğ, "Temeli sağlam bir ev olmak istiyordum. Beni gökdelen olmaya zorladılar. Görünürde üç evin tek kızıydım ama bir tane bile ’Yuvam’ diyebileceğim evim olamadı. Böylece iki arada bir derede kıvrandım durdum. Şimdi, bütün hayatım boyunca vicdanlı davranmış olmanın cezasını çekiyorum. Çok pişmanım" diye konuştu.

-MÜEBBET HAPİS-
Mahkeme Heyeti, Aydıntuğ’un, Türk Ceza Kanunu’nun "Üst soy veya alt soydan birine ya da eş ve kardeşi kasten öldürme" suçunu düzenleyen 82/1 (d) maddesi uyarınca "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırıldığını ancak duruşmalardaki iyi hali nedeniyle cezasının "müebbet hapse" çevrildiğini açıkladı.
Cumhuriyet Savcısı Hatice Çetin de esas hakkındaki görüşünde, Aydıntuğ’un, "Üst soy veya alt soydan birini ya da eş ve kardeşi kasten öldürme" suçunu düzenleyen 82/1 (d) maddesi uyarınca "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırılmasını istemişti.

 
admin kullanıcısının resmi
 #

Annesini öldüren güzel kız

Perihan Mağden

30/03/2008 (6380 kişi okudu)

Başak, annesi Olcay Tiryaki'yi sabaha karşı dörtte boğazını nerdeyse kafasından koparıp keserek öldürdüğünde, gazetelerdeki fotoğraflarına bakıp ben de otomatik pilotman 'Vicdansız, hain evlat!' oldum.
Başak saçı başı darmadağın (ve kap kabarık) girdiği hastaneden 'hafif makyajlı' ve 'saçı yapılı' çıkmıştı acar bakış gastecilerimize göre.
'Yuh be! makyaj yapmış' olmamanın imkânı yoktu. Ve korkarım, korkarım Anne'yle özdeşleşmemenin. Başak başarılı ve çalışkan Bütün Anneler'e de 'kast etmişti.'
Sonraki günler boyunca habire yeni havadislerle izledik 'Başak'ın Cinayeti'ni. Ve de benim duygularım yüz seksen altı derecelik dönüşümlere uğradı.
Bir kere Başak hastaneden kendi giysileri kan içinde olduğu için
'Ameliyathane Dışında Giyilmez' operatör giysileriyle çıkmıştı.
Yanında temiz giysileri olmayan bir genç kızın makyaj setinin olma ihtimali neydi?
İçerde, diyelim bir hemşire, katatonik bir perişanlık içinde bulunan Başak'a "Gel saçına yandan bir örgü yapalım. Yüzünü de az biraz toparlayalım" demiş olamaz mıydı?
Hemşireler bugünler için değil miydi?
Bir kere Başak çok güzel bir kız. Ve öylesine Madonna vari insanı esir alan hüzünlü bir güzelliği var ki, içinde anneliğin kırıntısı olan her kadının içinden Başak'ın saçını şöyle bir yandan örüp yüzünü bi düzenleyivermek anında geçer.
Başak'ın hafif makyajlanmasının öyküsünü bilmiyoruz yani. Saçlarını yandan çabucak kendisi de muhtemelen, örmüş olabilir. Ama bu MÜTHİŞ DELİLLER Başak'ın 'soğukkanlı bir sosyopat katil' olduğu sonucuna bizi götürmüyor. Götürmemeli.
Bir evde başbaşa tıkılı kalmış anne ile kızının cehennemi dansında, neler cereyan ettiğini hem hiç bilemeyiz; hem de gerek kendi kızlarımızla olan ilişkilerimizden, ama asıl kendi annelerimizle olan ilişkilerimizden hiç de fazla zorlanmadan bir dolu bilgiye, detaya, en önemlisi hissiyatlanmaya ya da bunların similasyonlarına varabiliriz.
İlerleyen günlerde gördüm ki: ben Olcay Tiryaki'nin cesediyle özdeşleşip 'Hain nankör kız!' değil de Olcay Tiryaki'nin yaşayan haliyle özdeşleşip 'Güzelim, zavallı küçücük kız çocuğu!' diyorum Başak'a dair.
Nitekim bu hissiyat dalgalanmasını en iyi yansıtacak sözleri Olcay hanım için üniversitede düzenlenen törende, yakın bir ahbabı olan,
bir başka profesör söyledi: "Bu kaza gerçekleşmeseydi de, Olcay hayatta kalsaydı yine Başak'ı korumaya, sevmeye devam ederdi," dedi.
"Bunu bir kaza gibi görüyoruz. Yoksa başka bir kelimeyi bünyemiz kaldıramıyor" mealinde harikulade sözler de etti gözyaşlarını sesinde
güç bela bastırarak. (Ya da bastıramayarak.)
Başak'ın Babası'nın derhal kızının yanıbaşında yerini alıp, "İyi misin? Kahvaltı ettin mi? Konuşma kızım" gibi uyarılarla kızına yüzde bin beş yüz sahip çıkması da çok dokunaklıydı. Çok doğruydu. Hakiki babalık- buydu. Ruhuma iyi geldi.
Olcay hanım, maalesef ve maalesef gitti.
Ama Başak burda ve artık annesini öldürmüş olmanın o korkunç ağırlığıyla yaşamak zorunda.
Benim içimden Başak'ı sevmekten, ona paralanıp feci şekilde yardım etmek istemekten, ona en içten dualarımı, temennilerimi göndermekten başka hiçbir şey gelmiyor.
Hakiki Annelik'ten nasibini almış her kadının içinden de aynen bu duygular, Başak'ı sevme, koruyup kollama hisleri geçiyordur- eminim. Eminim.
Sonra Konya'da 33 yaşında bir kadın annesini öldürdü. Ve "Pişman değilim" dedi. Annesi sürekli kadıncağızı başkalarıyla kıyaslayıp başarısızlığından ötürü başının etini yiyormuş.
Sanırım Töre Cinayetleri'nin 'natürel' ve hatta 'makbul' kabul edildiği, yıllarca Kanunlarıyla da bir nevi muafiyetten yararlandırıldığı Bu Topraklar'da annelerin, babaların, erkek kardeşlerin, olmadı (tercihen 18'inden küçük) kuzen ve yeğenlerin 'Kusurlu çıktı!' diye kızlarını öldürmesi o kadar da şaşırtıcı sayılmıyor.
Nerdeyse genlerimizin vicdansızlığına işlemiş bu iğrenç 'bilgi'. Tercih! 'Kusurlu mal' çıktığı anlaşılan Defolu Kızlar, bazen bütün
bir köy ahalisinin katılımıyla, ahlaki 'konsensus'uyla 'temizlendiğinde' Doğu'da-'E, ama o da hak etmişti!' fikriyatı ve hissiyatlanması, maalesef Bu Topraklar'dan ne kadar çitileseniz çıkmıyor. Çıkmıyor!
Olcay Tiryaki 'Sen kimin koynundan çıkıp geldin bakalım!' diye gecenin dördünde kızını öldürseydi, zımni ya da açık bir tasvip ve anlayışla karşılanırdı. Hatırı sayılır halkalar halinde -en Batı'da dahi-
Bu Topraklar'da, sizi temin ederim.
Çocuğun annesini öldürmesi, özellikle kız çocuğun annesini öldürmesi, büyük bir dehşet içinde bıraktı insanlarımızı.
Güdüsel olarak düşünürsek oysa; bir anne ya da babanın kendi yaptığı/yarattığı çocuğu öldürmesinin imkânı var mı?
Ben asıl işte; çocuğunu, kendinin ya da değil, çocukları öldürenleri anlamıyorum. Onlardan tiksiniyorum. Asla affedemiyorum.
YEDİ AY sırt üstü yatmış Olcay Tiryaki, Başak'ı dünyaya getirebilmek için. Tabii ki acıklı! Tabii ki trajik! Ama sosyolojik, psikolojik, ruhani anlamda çok bunalan çocuklar, kendilerine bir nefeslik yer açabilmek için, can havliyle böylesi facialara neden olabilirler.
"Anne öldürmeleri, baba öldürmeleri anlıyorum esasında" diye bitiriyorum kazıyınca. İNSAN, çocuğunu öldüremez esas.
Kendini öldüren çocuğunu da, sevmeden edemez. Hâlâ. Hâlâ.

 

h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
Diyarbakır Haberci - diyarbakır haber - diyarbakır haberleri
Uludere Ağıdı: Bu Sessizlik Öldürür | Elegy for…
Ahmad Kaabour
Bob Marley-No woman no cry      - YouTube