şu sıralar herkes ttk başkanı prof. yusuf halaçoğlu'na dümdüz gidiyor. ben olsam teşekkür ederdim. çünkü çok önemli gerçekleri hiç farkına varmadan resmî ağızdan açıklayıverdi
bir kere...
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
şu sıralar herkes ttk başkanı prof. yusuf halaçoğlu'na dümdüz gidiyor. ben olsam teşekkür ederdim. çünkü çok önemli gerçekleri hiç farkına varmadan resmî ağızdan açıklayıverdi
bir kere...
"Küreselleşme, başka şeylerin yanı sıra, zaman kavramını da değiştirdi. Artık yıllar dediğin, saniye oldu. Şöyle anlatayım:
“Türk’ün Demir Kartalları”, Dersim’i 1937 ve 38’de vuralı tam 74 yıl oldu. 1914’te erkekleri askere alınıp Amele Taburları’na gönderilen Ermenilerin kadın, ihtiyar ve çocuklardan oluşan ev ahalisi kafile kafile Tehcir’e yollanalı tam 97 yıl oldu.
Zaman, sınırları bitirdi
Oldu da, bugün anlıyoruz, bu 74 ve 97 yıl saniye bile etmemiş, çünkü hayatın değişmez kurallarından ikisi şöyleymiş: 1) Her şeyin faturası mutlaka gelir; 2) Geciken faturalara geciktiği oranda faiz işletilir.
Eskiden, dış borçlar haricinde (onlar mecburen ödenirdi), bu fatura/faiz işlerini atlatmak normalde mümkündü. Çünkü “ulusal sınır” diye bir şey vardı. Kapattın mı, “ulusal egemenlik” zırhına bürünürdün. Uluslararası hukuk da buna göre yazılmıştı. Soykırım teriminin mucidi Lemkin’e hocası vaktiyle şöyle izah etmişti: “Başkasının kümesindeki tavuğu öldürürsen ceza alırsın. Kendi kümesindeki tavuğu öldürürsen cezası yoktur”. (Birçok ulusalcımızın “bildiğinin” aksine, Ermeni katliamlarından Malta’ya sürülenlerin sonradan salıverilmeleri, kanıt bulunamayışından falan değil, uluslararası hukukun o zamanki bu niteliği sebebiyle yargılayacak organ ve uygulayacak kural bulunamayışındandır).
Ama şimdi kendi kümesindeki tavuğu öldürmeye de ceza geldi. Çünkü küreselleşme, zaman gibi, mekân kavramını da değiştirdi. 1991 Cenevre AGİK uzmanlar toplantısından beri, insan ve azınlık hakları konusu artık “milli yetki” (domestic jurisdiction) içinde düşünülmüyor. Günlük lisanla söylersek, ülkelerin içişleri kabul edilmiyor. Artık “meşru uluslararası ilgi konusu” (legitimate international concern) sayılıyor. “Sana ne lan?” diyemiyorsun. “Ama sen de yapmıştın!” demeye çalışıyorsun sadece.
Defter otomatik kaydediyor
Şimdi, bakkal defterini bir açalım: Kimseciklerin böyle faturaları ödeme âdetinin olmadığı dönemlerde babamızın-dedemizin yaptıkları, o tarihte daha doğmamış olan bizlerin önüne şimdi geliyor. Ödemezsek, ödemediğimiz süreye orantılı bir de mürekkep faiz (faize yürütülen faiz) işletiliyor. Onların günahları bugün nasıl bize fatura ediliyorsa, bizimkiler de çocuklarımız ve torunlarımıza birikerek intikal edecek.
Birikmesine bir örnek: Babamız-dedemiz, en hafif tabiriyle “Müslüman-Türk bir Anadolu yaratmak” için “Tehcir” dedikleri işi yaptılar. Sonra unuttular ve kesinlikle unutturdular. İlk defa duyunca hakikaten çok şaşırdık, bu da nereden çıktı, kim yapmış, dedik. Yaptıysa onlar yaptı, dedik. 12 Eylül’de toplu mezarlar açtık, Ermeniler dedemizi öldürüp gömdü, dedik. Savaş içinde yapılmış, dedik. Yapılmış ama karşılıklı yapılmış, dedik. Uzatmayıp neticeye gelelim:
Şu anda (2011 sonu) “Ermeni soykırımını resmen tanıyan” uluslararası örgüt sayısı 10; AB ve Avrupa Konseyi dahil. Devletlerin sayısı 21; parlamentolar, özerk bölgeler ve federe devletler hariç; ABD’nin de eli kulağında. Fazla uzağa gitmeden, 1915’in yüzüncü yıldönümündeki tabloyu tahayyül edin.
Birikmesine başka örnek: Babamız-dedemiz, en hafif tabiriyle “eşkıyalığı önlemek” için “Dersim harekâtı” dedikleri işi yaptılar. Sonra unuttular ve unutturdular. İlk defa duyunca, cevabımız aslında hazırdı çünkü ders kitaplarında “Doğuda ağalar isyan etmişti” yazıyordu, dedik ki isyan vardı, müstahaktılar. Dedik ki oraya asker-polis giremiyordu, “Hayata Dönüş” operasyonu yaptık. Dedik ki taş devrine muasır medeniyet götürdük. Uzatmayıp neticeye gelelim:
Bunları biz hazırladık
Adamlar diyorlardı ki çocuğumuza isim verebilelim; dedik ki bu ülkeyi böldürmeyiz. Diyorlardı ki anası Türkçe bilmiyor, bırakın görüş gününde oğluyla konuşabilsin; dedik ki hastir. Zaman geçti, 10.538 öğrenci üniversitede Kürtçe dil dersi görebilmek için dilekçe verdiler. Bunlardan 3.621’ini gözaltına aldık, 533’ünü tutukladık, 446’sına “yasadışı örgüte yataklık”tan dava açtık, 15’ine 3 yıla kadar hapis verdik (Y. Doğan, Cumhuriyet, 15 Ağustos 2002). Dicle Üniversitesinde 7 öğrenciyi de “dilekçe vermeye teşebbüs”ten yarım ve bir dönem okuldan uzaklaştırdık (Radikal, 30 Ağustos 2002). Çok değil, 9 yıl önce.
Eh, tabii, faturayı inkâr yüzünden bakın 9 yılda nereden nereye gelmişiz ki, şimdi artık Kürtlere anadilde eğitim bile yetesi değil. Leyla Zana “Kürtler kendi kaderlerini kendileri tayin edebilmeli” dedi. Ne kızıyorsunuz; ulusalcılık yapıyorsa sizden gördüğünü yapıyor; ne ektiniz ki ne biçiyorsunuz? Türk ulus-devletinde Kürtçe konuşturmuyorsunuz, o da Kürt ulus-devletinde konuşmak istiyor; “Savaş meydanlarında bedelini öde, öyle al” diyen CHP’li M. İnce türünden ulusalcı eşhas utansın.
Üstelik Leyla kardeş yasalara aykırı bir iş yapmadı. Tersine, teşekkür edin ona, çünkü büyük hizmet yaptı. Kürtlerin genç kuşağının, eskilerin aksine, kendini artık “Türkiyeli” saymadığını söyleyerek kataraktlı gözümüzü açtı. Kürt faturasının bu tavan fiyatını açıkladı.
“Türkiyeli”? Yahu, bu terimi kullanmak yüzünden bizim Azınlık Raporu 5 yıl hapis istemiyle mahkemeye verildiydi. Çok değil, daha 7 yıl önce. Bakın, faturayı gününde ödemeyince neler oluyor, kataraktınızı dükkan kepengi gibi kaldırıp bir görün artık.
Kafanızı seveyim
Bu kafa, devleti değil baskı rejimini koruduğunun, bu sebeple de devleti parçalanmaya götürdüğünün bile farkında değil. Şimdi bütün bunların üzerine, 50 sefil lira uğruna katırlarla kaçağa giden insanları bugünün demir kartalları Heronlarla vurunca, ilk gün Türk medyası bu rezillikten gözlerini kaçırınca, devlet hâlâ bir özür bile dilemeyince, bilin bakalım Kürtler bu ülke için ne hissediyorlar. Sonra da “milli birlik ve beraberlik” ha?
Hayat, bu Kürt ve Ermeni faturalarını bize mutlaka ödetecek. Gecikme oranına göre hesaplanmış mürekkep faiziyle. Fatura dediğin de atla deve olsa yüreğim yanmayacak; sadece sapına kadar samimi bir özürden ve gasp edilmiş malların tazmininden ibaret. Bunca akan kana göre, bedavadır" demiştir
popülaritesi hasta.
baskın basanındır.
Ne zaman duysam or-an sitesine baskın mı yapmışlar, ne olmuş diye sorduran kişi.
solculuğuna dair tereddütlerim var.
(bkz. mazlum’dan zalim’e ince yol)
demek önemli bir adam. herkes ondan bahsettiğine göre
Türk İntigam Tugayları tarafından ölümle tehdit edilen Agos Gazetesi yazarı...
oranlar içinde en revaşta olanı. 1/2 ye tekabül eder. hintlilerden, 1000 yıllarındaki islam bilginleri tarafından alınmış ve haçlı seferleri zamanında geri çekilmek suretiyle avrupalılara bırakılmıştır. baskın oranın 1/2 olması hala tartışılmaktadır. bir kısım ulema bu oranın, mısırda nilin taşmasını hesaplarken ortaya çıktığını, başka bir kısım ulema ise mezopotamyayı kaynak göstermiştir. fekat bunlar zayıf teorilerdir. :). şaka maka bir kenara, türkiyedeki ender siyasilerden biridir..
merkezden muhalefetin önemli ismi...