günün modasına uygun olarak başını akp modeli sarıyor
sonra üzerine oturan bir kıyafet giyip
bir de ağır bir makyaj yapıyor
yani başını örtüp kıçını açmak deyimi bunlar için kullanılmış
bir de kalkıp inançlarımız, vesaire, vesaire diye çığlıklar atıyor
eh bağır bakalım
devir senin devrin
*türkiye eskiden böyle değildi, nolmuş buraya zeliş?
*bu kadınlar küçük boylu ve çoğu güzel değil. neyi örtüyorlar?
*giysiler çok zevksiz.
*avrupa'da bu kadar çok değiller.
*örtülülerin çoğu da gençmiş, hayret!
bu sözler bana ait değil.
sizin hayatınız film afedersin. bilimi, ilmi, irfanı, modernizmi filan da filmlerden öğrenirsiniz. biz sizin babalarınızı da tanırız üstelik. kuran da böyle bir ayet vardır. "biz sizin babalarınızı da tanırız" diye.
bakın ne yapıyorum, kur'an'ı tartışmaya alet ediyorum. ve bir simge halini alıyor. e tabii siz de film izlemeye devam edin.
neymiş, kısaca hanım ablamız bu memlekette başı açık kadınlara tecavüz edilir, kapalı kadına edilmez. hadi ya! tecavüzü eden sapıklar da beş vakit namazlıdır kesin! örnek olsun diye yapıyorlardır.
saçmalığın daniskası, sıpası.
dün gece, robert de niro'nun başrolünü oynadığı "once upon a time in america" uzun, epik metrajını izledim. harikaydı, beğendim. filmin epik kahramanı de niro yada gang takımından ziyade, bütün bu olayların yaşandığı, geçtiği new york'taki o küçük kırmızı tuğla duvarlı binaların çevirdiği yahudi mahallesi. hennry bir şeydi romanın yazarı, film onun romanından esinlendiği için ve hennry döneminin bir karakteristiği olan "flashback"lar oldukça yoğun. zaten film de flashbacklerle geçmişe gidip ana geri dönüyor. margerate laurance'in the stone angel'da yaptığı gibi, ya da james joyce'un ulyses'te.
de niro çocukluğuna dönüyor yaşlı bir adam olarak 35 yıl sonra, yahudi mahallesine dönerken buffalo'dan. o zaman bakıyorsunuz her yer işportacı yahudi adam ve kadınlarla dolu. cadde ve sokaklar, kahvehaneler. klasik rabbi'ler, yahudi elbisesiyle dolaşan adamlar ve kadınların yüzde doksanının başı kapalı. olmuş yani bunlar. ne diyor. "once upon a time in america." bir zamanlar amerika'da demiş adam. kadınlar amerika gibi modern batının yeni yüzünde başı kapalı dolaşmış 1950'lere kadar. 60'larda mesela 35 yıl sonra sonra çünkü 33'te de niro'nun gang arkadaşları sentetik bir pusu da öldürülünce de niro tabanları yağlıyor. 68'de üç arkadaşının yahudi mezarlığında anıt mezarını yaptırmış olduğunu öğreniyor ama mezarı yaptıran o değil. yani altmışlardayız ve de niro yine aynı yahudi mahallesine dönüyor ve bu sefer sokakta başı kapalı hiç yahudi kadın yok. aslındaa yahudi yok çünkü, yahudi mezarlarının bulldozerlerle sökülüp atıldığını, yerine yeni kapital düzenin büyük binaları dikildiğini görüyor 35 yıl sönre mahalleye dönünce.
henry'in bu romanı, ivo andriç'in nobelli, the bridge over the drina epik romanından etkilenmiş gibi duruyor. orada da köprü bütün olayın etrafında döndüğü kahraman, epik varlık. burda karşımızda, newyorkta sürekli değişen, metamorfoza uğrayan bir yahudi mahallesi var. tabii ki rania ya da rania gibiler filmlerdeki bu incelikleri göremezler, bu entelektüel bir derinlik ve iç görü, dinginlik ister çünkü. ben'in kendini aşmasıyla ilgili biraz. rania ve gibiler daha çok at gözlüğünü diklemesine önlerine düşürdüğü görmek istedikleri ya da öyle yorumlamaktan hoşlandıkları şeyleri görebilirler.
kur'an'da "gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler, dilleri vardır hissetmezler," buyrulur ayrıca bakara suresinde. bakara inek demek bu arada.
işte 60'larda artık yahudi mahallesinin hızla değiştiğini, bir zamnlar yahudi kültürünün, motiflerinin, kültür, din, örf ve geleneklerinin konservatize edildiği, korunduğu, yaşatılığı bir komün toplumdan hızla kapitalleşen, doymak bilmeyen gelenekselleşen amerikanlaşmanın, sıçan yarışının içinde buluyor kendini mahalle.
filmin sonunda de niro'nun can ciğer gang arkadaşının aslında fake bir ölümle izini kaybettirdiği, sonra niro'nun kadınını ve parasını çalıp nasıl yükseldiğni, sıçan yarışında nasıl kaybolduğunu filan görüyoruz. görülecek daha çok şey var. ama bizim işimiz var.
geçenlerde, abd seçim yarışları devam ederken senetör hillary clinton meşhur bir gazeteye söyleşi verdi. "biz, diyor "genç kızken amerika çok muhafazakardı, hemen hemen her evde incil okunur, namus ve adetlere önem verilir, ve sokaklarda başlarımız kapalı olarak dolaşırdık. annelerimizin ve ninelerimizin başları avrupadan amerikaya geldiklerinde kapalıydı. bizim de kapalıydı. evlenene kadar kızlar bakire ve temiz kalırdı" filan demiş. bunlar olmuş yani amerikada.
şimdi böyle şeyler tekrar olmaya başladı. hızla müslüman olan bir avrupa ve amerika var. teslim olan kadınlar kadınlar erkeklerden daha fazla. yani islamı seçenler. kadın zaten alışır alışmaz hemen örtünüyor ayetleri ve hadisleri görünce. batının küçük bir yüzü bundan korkuyor. ama gerçek anlamda hristiyan ve yahudi olan aileler çocuklarının tercihlerine saygılı davanıyor.
batının tam karşısında bir türkiye var. hiç batı olamamış, iğrenç bir pastiş, parodi gibi sırıtıyor. ve batının aksine burada büyük bir kısım, yüzde otuz diyelim, elinden gelse başı kapalı tüm yahudileri, hristiyanları, agnostikleri ve müslümanları kesip, doğrayacak.
e nereye gidelim. kripton'a mı? orada tecavüzcüler yok çünkü.
ps. biz kripton'da televizyona moron box, -aptal kutusu-, filmlere de la fatte dör der gette akşın diyoruz.
Biz şehir ahalisi, Kara Şemsiyeliler!
Kapçıklar! Evraklılar! Örtü severler!
Çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir.
Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler
Nezaketten haklılardan yanayızdır hepimiz
Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler
Yaşamak deriz -Oh, dear- ne kadar tekdüze
Katliamlar ne kötü be birader
Güneş neredeysek orada bulur bizi
Ya cünup ve yalancı veya miskin ve ülser.
Falımız neyse çıksın diye açarız indeksleri
Sayılar bizi bulur, o ayıp işaretler
Saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi
Hadım tarih, kundakçı matematik, geri kafalı gramer
Evet bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza
Verem Olmak Üretimi Düşürür ibaresini çizer
Biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler
Kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle
Kimbilir kimden umarız emr-i bi'l-ma'ruf
Kimbilir kimden umarız nehy-i ani'l-münker
Bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
Memeleri ve boynu itimat telkin eder.
kendimi sivrisinek avcısı gibi hissetmeme neden olmuş sorun.
günün modasına uygun olarak başını akp modeli sarıyor
sonra üzerine oturan bir kıyafet giyip
bir de ağır bir makyaj yapıyor
yani başını örtüp kıçını açmak deyimi bunlar için kullanılmış
bir de kalkıp inançlarımız, vesaire, vesaire diye çığlıklar atıyor
eh bağır bakalım
devir senin devrin
*türkiye eskiden böyle değildi, nolmuş buraya zeliş?
*bu kadınlar küçük boylu ve çoğu güzel değil. neyi örtüyorlar?
*giysiler çok zevksiz.
*avrupa'da bu kadar çok değiller.
*örtülülerin çoğu da gençmiş, hayret!
bu sözler bana ait değil.
sizin hayatınız film afedersin. bilimi, ilmi, irfanı, modernizmi filan da filmlerden öğrenirsiniz. biz sizin babalarınızı da tanırız üstelik. kuran da böyle bir ayet vardır. "biz sizin babalarınızı da tanırız" diye.
bakın ne yapıyorum, kur'an'ı tartışmaya alet ediyorum. ve bir simge halini alıyor. e tabii siz de film izlemeye devam edin.
neymiş, kısaca hanım ablamız bu memlekette başı açık kadınlara tecavüz edilir, kapalı kadına edilmez. hadi ya! tecavüzü eden sapıklar da beş vakit namazlıdır kesin! örnek olsun diye yapıyorlardır.
saçmalığın daniskası, sıpası.
dün gece, robert de niro'nun başrolünü oynadığı "once upon a time in america" uzun, epik metrajını izledim. harikaydı, beğendim. filmin epik kahramanı de niro yada gang takımından ziyade, bütün bu olayların yaşandığı, geçtiği new york'taki o küçük kırmızı tuğla duvarlı binaların çevirdiği yahudi mahallesi. hennry bir şeydi romanın yazarı, film onun romanından esinlendiği için ve hennry döneminin bir karakteristiği olan "flashback"lar oldukça yoğun. zaten film de flashbacklerle geçmişe gidip ana geri dönüyor. margerate laurance'in the stone angel'da yaptığı gibi, ya da james joyce'un ulyses'te.
de niro çocukluğuna dönüyor yaşlı bir adam olarak 35 yıl sonra, yahudi mahallesine dönerken buffalo'dan. o zaman bakıyorsunuz her yer işportacı yahudi adam ve kadınlarla dolu. cadde ve sokaklar, kahvehaneler. klasik rabbi'ler, yahudi elbisesiyle dolaşan adamlar ve kadınların yüzde doksanının başı kapalı. olmuş yani bunlar. ne diyor. "once upon a time in america." bir zamanlar amerika'da demiş adam. kadınlar amerika gibi modern batının yeni yüzünde başı kapalı dolaşmış 1950'lere kadar. 60'larda mesela 35 yıl sonra sonra çünkü 33'te de niro'nun gang arkadaşları sentetik bir pusu da öldürülünce de niro tabanları yağlıyor. 68'de üç arkadaşının yahudi mezarlığında anıt mezarını yaptırmış olduğunu öğreniyor ama mezarı yaptıran o değil. yani altmışlardayız ve de niro yine aynı yahudi mahallesine dönüyor ve bu sefer sokakta başı kapalı hiç yahudi kadın yok. aslındaa yahudi yok çünkü, yahudi mezarlarının bulldozerlerle sökülüp atıldığını, yerine yeni kapital düzenin büyük binaları dikildiğini görüyor 35 yıl sönre mahalleye dönünce.
henry'in bu romanı, ivo andriç'in nobelli, the bridge over the drina epik romanından etkilenmiş gibi duruyor. orada da köprü bütün olayın etrafında döndüğü kahraman, epik varlık. burda karşımızda, newyorkta sürekli değişen, metamorfoza uğrayan bir yahudi mahallesi var. tabii ki rania ya da rania gibiler filmlerdeki bu incelikleri göremezler, bu entelektüel bir derinlik ve iç görü, dinginlik ister çünkü. ben'in kendini aşmasıyla ilgili biraz. rania ve gibiler daha çok at gözlüğünü diklemesine önlerine düşürdüğü görmek istedikleri ya da öyle yorumlamaktan hoşlandıkları şeyleri görebilirler.
kur'an'da "gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler, dilleri vardır hissetmezler," buyrulur ayrıca bakara suresinde. bakara inek demek bu arada.
işte 60'larda artık yahudi mahallesinin hızla değiştiğini, bir zamnlar yahudi kültürünün, motiflerinin, kültür, din, örf ve geleneklerinin konservatize edildiği, korunduğu, yaşatılığı bir komün toplumdan hızla kapitalleşen, doymak bilmeyen gelenekselleşen amerikanlaşmanın, sıçan yarışının içinde buluyor kendini mahalle.
filmin sonunda de niro'nun can ciğer gang arkadaşının aslında fake bir ölümle izini kaybettirdiği, sonra niro'nun kadınını ve parasını çalıp nasıl yükseldiğni, sıçan yarışında nasıl kaybolduğunu filan görüyoruz. görülecek daha çok şey var. ama bizim işimiz var.
geçenlerde, abd seçim yarışları devam ederken senetör hillary clinton meşhur bir gazeteye söyleşi verdi. "biz, diyor "genç kızken amerika çok muhafazakardı, hemen hemen her evde incil okunur, namus ve adetlere önem verilir, ve sokaklarda başlarımız kapalı olarak dolaşırdık. annelerimizin ve ninelerimizin başları avrupadan amerikaya geldiklerinde kapalıydı. bizim de kapalıydı. evlenene kadar kızlar bakire ve temiz kalırdı" filan demiş. bunlar olmuş yani amerikada.
şimdi böyle şeyler tekrar olmaya başladı. hızla müslüman olan bir avrupa ve amerika var. teslim olan kadınlar kadınlar erkeklerden daha fazla. yani islamı seçenler. kadın zaten alışır alışmaz hemen örtünüyor ayetleri ve hadisleri görünce. batının küçük bir yüzü bundan korkuyor. ama gerçek anlamda hristiyan ve yahudi olan aileler çocuklarının tercihlerine saygılı davanıyor.
batının tam karşısında bir türkiye var. hiç batı olamamış, iğrenç bir pastiş, parodi gibi sırıtıyor. ve batının aksine burada büyük bir kısım, yüzde otuz diyelim, elinden gelse başı kapalı tüm yahudileri, hristiyanları, agnostikleri ve müslümanları kesip, doğrayacak.
e nereye gidelim. kripton'a mı? orada tecavüzcüler yok çünkü.
ps. biz kripton'da televizyona moron box, -aptal kutusu-, filmlere de la fatte dör der gette akşın diyoruz.
'sultan hamit düşerken' filminden bir sahne:beyoğlu'nda gezen yarı başı açık hanımlara saldırıda bulunuluyordu. o günden bu güne değişen nedir acaba?
"Kızımın iffeti batmakta rezîlin gözüne
Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne!"
Mehmet Akif Ersoy
..
demek ki yeni bir sorun değil. fark olayını anlayamadım desem ayküm düşer mi?
AŞIK MAHZUNİ ŞERİF ARADAKİ FARKI NE GÜZEL ANLATIYOR...
Anamda giydi baş örtüsünü
Ele güne açmak için giymedi
Allah'a inandı dini bütündü
Amma Hak'tan kaçmak için giymedi
Beyaz saçı serin serin tarardı
Bilirdi örtünmek neye yarardı
Edebiyle siyah poşu sarardı
Washington'a uçmak için giymedi
Anlardı iffeti korumaz örtü
İçine yansımış böyle bir dürtü
Ne Kur'an ın ne de kafirin şartı
Fiyakalar saçmak için girmedi
İman örtülmezdi bunu bilirdi
Gene de tarladan örtük gelirdi
Güzellere bayılırdı ölürdü
Gizli gizli göçmek için giymedi.
Gençliğinde al yeşildi yazması
Bir elinde kürek ile kazması
Kötü derdi kapalının azması
Hakka paha biçmek için giymedi
Adı:''Döndü'idi,ama dönmedi
Doksan yıldır ışıkları sönmedi
Başında yazmadan hiç utanmadı
İstikbalden geçmek için giymedi.
Ak sütünü içtim ben o gelinin
Ekmeğini yedim çatlak elinin
Yakasından tutup dünya dölünün
Ahirete geçmek çin giymedi.
Anamdır yazmalı,bugünde dünde
Bu kutsal bir yazgıdır,MAHZUNİ sende
Cumhuriyet kuran,meclis içinde
BİR ŞEYTANI SEÇME İÇİN GİYMEDİ!!!
Biz şehir ahalisi, Kara Şemsiyeliler!
Kapçıklar! Evraklılar! Örtü severler!
Çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir.
Bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler
Nezaketten haklılardan yanayızdır hepimiz
Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler
Yaşamak deriz -Oh, dear- ne kadar tekdüze
Katliamlar ne kötü be birader
Güneş neredeysek orada bulur bizi
Ya cünup ve yalancı veya miskin ve ülser.
Falımız neyse çıksın diye açarız indeksleri
Sayılar bizi bulur, o ayıp işaretler
Saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi
Hadım tarih, kundakçı matematik, geri kafalı gramer
Evet bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza
Verem Olmak Üretimi Düşürür ibaresini çizer
Biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler
Kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle
Kimbilir kimden umarız emr-i bi'l-ma'ruf
Kimbilir kimden umarız nehy-i ani'l-münker
Bize yalnız oğulları asılmış bir kadının
Memeleri ve boynu itimat telkin eder.
Dişlerimiz Arasındaki Ceset / İsmet Özel
bundan sonra sorun olarak konuşulması biraz zorlaşacak olan sorun?
Yaşasın değişen gündem yaşasın hasıraltı...Arada kaynattık gülüm, kara harekatı koşturdu geldi.