bela davullari



rüyalarıma girebilmen için ıslak yastıkları tecrübe etmelisin.
babasını

9 entry -

admin kullanıcısının resmi
 #

doğrusu şunu gördüm; bela davullarını konuşmak türkiye şartlarında pek uygun değilmiş. çünkü oryantalist bir bakış açısı yok... oryantalist bakış açısı olmayan ve dilin bağrından kopup gelen metinler ağır kaçıyor... bela davulları da türk yazar ve okurlarına gerçekten bela davulu olmuştur. iyi olmuştur.

 
maha kullanıcısının resmi
 #

Bela davulları herkesi kendisi ve çevresi hakkında düşünmeye zorlayan bir kitap.çok cesurca yazılmış.çünkü herkes kendinden ve insanlardan bu kadar uzaklaşmışken,kendini bulmayı kişisel gelişim kitaplarının insafına bırakmış ve kısa süreli mutluluk yaratacak konuşmalara yönelmişken bu kitap duvar gibi önünüze çıkıyor.VE bir parçada varoluşçu teorileri destekliyor."kısaca sen duygularında ,konuştugun eşyalarınla ,korkularında ,dostluklarınla varsın' ı hatırlatıyor.kendim okurken hissettiğim ve çevremde okuyan kişilerin tepkisi ,her öyküde kendi hayatının öznelerini bulması yazarın öykülerinin samimiyetini ve cesaretini gösteriyor.yazara iyiki varsın diyorum.Farkına varmadığımız iç gözyaşlarımızı bize hatırlattığı için.

 
admin kullanıcısının resmi
 #

'Apostrof'un büyüsü

'Apostrof'un büyüsü
Figen Alkaç, asıl cümlenin içine kahramanların söyledikleri girdiğinde kullandığı tırnaklar ve en önemlisi apostroflarla, dilin akışını yer yer bozmaktan hiç çekinmemiş

24/08/2007

ORHAN KAHYAOĞLU

Yalnızlığın acısı, bugün dünyanın neresinde bulunursanız bulunun, aynıdır. Bir taşra kasabası, şehri ya da modern bir kentte yaşasanız da. Hayatlar her gün daha bir aynılaşmaktadır. Terk edilmişlik duygusu o kadar baskındır ki insanda, artık geçmişe, çocukluğa duyulan özlemin de büyüsü kalmamıştır. On yıllardır, içinde bulunulan her kurum çocuğu örseler, ezer. Gelecek zamansa zaten hiç sayılmaktadır. Tüm bu acımasızlığın yanında, bir de küçücük kız, bir genç kız veya kadınsanız acılar daha katlanılmaz noktalara getirir insanı. Hele bir de bizim gibi gitgide vahşileşen bir ülkenin, toplumsal düzenin dişileriyseniz. Söz konusu cinsin, buna rağmen inanılmaz bir direnci vardır. Monologları bitmez zenginliktedir. Hemcinsleriyle yapılan Diyaloglarsa, kurtuluş ve var olabilme çabasıdır yalnızca. Onları bu ilişki biçimleri ayakta tutar. Sevgisizlik, iletişimsizlik, tutukluk, çaresizlik, dolaylı, dolaysız toplumsal ve erkek egemen ideolojinin basıncı bir araya gelip insanın, kadının içine üşüşünce, çaresiz çırpınmalar, diyalog arayışlarıyla baş başa kalınır. Bir köylü, taşralı veya kentli de olsanız durum hiç değişmez. Baskının yolları, biçimleri farklıdır yalnızca. Hep sıkışıp kalmışsınızdır.
Figen Alkaç'ın ilk öykü kitabı Bela Davulları'nı okurken, tüm bu değindiğimiz duygusal tespitlerle baş başa kalınıyor. Son derece evrensel, bir ölçüde de trajik diyebileceğimiz durum, bu kitabın tam anlamıyla öncülü, kökü olmakta. Öyküler, bu dramatik durumların kitap boyu devamlı canlanışı, varoluşu gibidir. On üç öykünün, iki tanesi dışında kahramanlar kadınlar veya genç kızlar. Bu, edebiyatta, özellikle kadın yazarların kitaplarında sıkça karşılaşılan bir durum. Önemli olan, öykülerde kendine özgü bir dilsel tecrübeyi yakalamaktır. Alkaç, bu meselinin fazlasıyla farkında. Kadın olarak var olmanın, kendi başına şiddete karşı bir direnç çabası da olduğunu öykülerin birçoğuna yediriyor. Kız çocuk kahramanların dışında yetişkin olanların hemen tümü geçmişleriyle hesaplaşıyor. Kötü annelere de rastlanıyor. Ama, bu annelerin nasıl birer kurumsal ve toplumsal baskının sonucu olarak hayatta böyle bir pozisyona düştüğünün de farkına varıyoruz. Öykülerin, dil ve tutum olarak dolaysız bir toplumsalcı duruşla hiç ilişkisi yok. Ama, neredeyse tümünde, eşitsiz toplumsal düzenin yarattığı ideolojik baskılar hissediliyor. Öte yandansa, bir başka durumun da farkına varılmakta: Kadın kimliği ve varoluşu öyle önemli bir mesele ki, en eşitlikçi toplumlarda bile, bu sorunun çözülmüş olacağını da sanmasın kimse. Çünkü, kadının duyargası, ilişkileri algılayış biçimi, cinsiyete dair tecrübesi ve diplerine kazınan ideolojik dışlamacılığın kolay çözülebilesi bir sorun olmadığı açık. Alkaç, sanki bu duyguların ışığıyla çoğu öyküde inanılmaz bir hakikiliği yakalamış.
Yazar, öykülerinde, zor bir dilsel deneyimin içine girmiş. Diyalogları çoğu kez anlatımın içine yedirmiş. Bu noktada, tehlikeli bir işe soyunup, neredeyse bir paragraf kadar uzunlukta cümleler kurmaktan korkmamış. Yer yer zorlandığı kesitler olmuş. Ama, cümleler neredeyse kusursuza yakın derecede. Kendine özgü dil oyunlarında abartıya gitmemiş. Ruh ve esin olarak Leyla Erbil ve Bilge Karasu'nın dolayımlı izlerine rastlanıyor. Asıl cümlenin içine kahramanların söyledikleri girdiğinde kullandığı tırnaklar ve en önemlisi apostroflarla, dilin akışını yer yer bozmaktan hiç çekinmemiş. Bu durum, tersine, Alkaç'ın öykülerine özel bir kimlik kazandırmış. Yaptığı, bozgunculuk veya deformasyon hiç değil. Tam tersi, okur bu cümle yapılarına öyküler boyu alışıp, Alkaç'ın olan bir üslupla karşı karşıya kaldığının farkına varmaya başlıyor. Dilsel bir kusurla karşılaşılmıyor. Önceleri, okuru biraz yadırgatıyor. Bu bir deneycilik hiç değil. Daha çok bir dilsel deneyim arayışı. Yazar, apostroflara gerçekten ilginç, büyüleyici bir dilsel anlam yüklemekte.

Mekânımız Ege
Öykülerin azının kentte, çoğunun taşra kasaba ve şehirlerinde, bir iki tanesinin köyde geçtiği okurken tespit edilebiliyor. Bunu, bazı öykülerde, kahramanların kullandığı şivelerden anlıyoruz. Coğrafya, büyük ölçüde Ege. Açık biçimde İstanbul'da geçeni de var. Uzaklaştıkça, Vakti Bol Adımlarla İlerleyen adlı öyküdeki gibi. Ana kahramanları erkek olan birbirinden çok farklı karakterde gibi gözüken üç arkadaşın öyküsü bu. Bu öyküde bile aile kurumu içinde erkeğin farklı bağlamlarda ürettiği sorunları, kadını dışlayışını, ya da hangi nedenden dolayı kadın'a dolayımlı sahip çıkma çabasında olduğunun farkına varıyor okur. Hepsi yalnız, yabanıl bu erkeklerin. Ama, bir tanesi romantik ve şair. Erkeğin de yalnızlaşabilmesinin, tek işareti bu kahraman.
Kitabın belki en çarpıcı öykülerinden biri Bir Gülümsemedir Aldı adını taşıyor. Öykünün kahramanları iki genç kadın. İkisi de tam anlamıyla yalnız, çaresiz. Bu durum, öykü boyunca incelikle işlenmiş. Öyküde daha çekiçi olan, asıl kahramanın eşyalarıyla, giysileriyle yaptığı konuşmalar. Çoğu öyküde kullandığı 'teşhis'i bu öyküde inanılmaz noktalara götürüyor. Nesneleri kişiselleştirerek, kahramanın giysileriyle yaptığı konuşmalar, kadının inanılmaz yalnızlığını, çatışkılı ruh hallerini etkili bir biçimde anlatıyor. İki kadın da başta çizdiğimiz gibi yalnız ve örselenmiş insanlar. Yalnız kadının hallerini, duygu ve davranışlarını bu denli edebi mükemmeliyette yazması, Alkaç'ı gerçekten geleceğin önemli bir yazarı olmaya aday kılıyor. Uzun olduğu kadar başarılı cümlelerin yanında, apostrofun büyüsüyle yazarın kurduğu dilsel evren gerçekten etkileyici. Aynı başarıyı Şans Dileyen Düşmenin Ta Kendisi adı nefis öyküde de yakalamak mümkün. Gündelik dili, edebiyat diline dönüştürme noktasında, kendi üslubuyla bir özgünlük yakalıyor yazar. Başta değindiğimiz, dildeki zorlayıcı ama o denli de özenli anlatı kesitleriyle bu öyküde açıkça karşılaşılıyor. 'Leke' bir sözcük olarak, değindiğimiz yabancılaşmaların küçücük sembollerinden biri. Öykünün kahramanı Seher'i öfkeli kılan ve bu yapıyla ilk gençliğinden kadınlığına kadar ulaşan zamansal değişiminde yaşadığı yalnız ve trajik durumu inanılmaz etkili biçimde öykülemiş Alkaç. Bu kez oldukça silik bir anne, uzakta yaşayan ama daha sonra evine gelse de Seher'in yaşadığı öfkeye çare bulamayan bir baba profili çizilirken; Seher'in tek çocukluk arkadaşının da, çocukluğunu fazla yaşayamadan hayatın içine mutsuz itilişinin tablolarıyla karşılaşılıyor. Kadınların, özlem duyulacak bir tarihleri, geçmişleri hiç yok. Alkaç bu kızların/ kadınların duygu hallerini, öfkelerini, değindiğimiz özgün dil arayışlarıyla öyle etkili bir anlatıma dönüştürüyor ki, önce kızın, kadının bireysel trajedisini, sonra da toplumsal düzenin yarattığı kurum ve iliştirilen biçimlerin yapısını dolayımlı ve tüm incelikliyle yakalıyor okur. Öyküden, nefis bir metaforla noktalanan küçük bir kesiti alıntılayalım şimdi:

Suskun bakışlar
"... Kapıyı açmaya yeltenen anne eli, içeri girer girmez şefkatle 'artık büyüdün, genç kız oldun, bak süveter neredeyse tam gelecek'i söyleyip Seher'in başını okşamayı umarken, "Yaz günü süveter giyildiği nerde görülmüş. Çıkar diyorum o süveteri." denmesiyle afallıyor. Seher'in suskun bakışlarının 'Anne ne olur çıkartma, sus biraz. Yoksa yine tembihlerin, azarların başlar' demek isteyip de diyemediğini fark edince de içi daha bir fena burkuluyor anne elinin. İçi burkulan bir eli kimse görmedim demesin artık..."
Figen Alkaç, Bela Davulları'ndaki öykülerde alttan alta bir içsel, dilsel bütünlük oluşturmuş. Bazen hiçliğe doğru yolculuklar yapmış, bazen 'için'lerle ayakta durmayı, varolmanın dramını kabullenmiş. Ama, en çarpıcı yanı, kendine özgü bir dil arayışı içinde olduğunun hep farkında olması ve bunu öykülerinde sınaması. Bu arayış, öykülerin adlarına kadar uzanıyor. Çok başarılı bulduğumuz birkaç öyküyü daha anımsatarak noktalayalım bu değerlendirme yazımızı; Uykusu Yarıda Kesilmiş Karanlık, Fenalığı Az Yabancı ve Ayağını Kaldırımla Tamamlayan Adam. Son örneklediğimiz, erkek kahramanı olan ikinci öykü. Bu arada, çoğu öykünün deniz kıyılarındaki kasaba veya kentlerde olduğu da anlaşılıyor. Tek soru işaretimiz, kitabın sonundaki, aynı başlıklı üç ayrı öykü olan Göz Eskisi Bir Güne Mektup'una. Mektuplar bir metin özelliği taşıyor. Yalnız kitabın diğer öyküler bütününe tam anlamıyla bağlanamıyor. Metinler özgün.
Ama, dil ve anlatım açısından bir kopuşu, yeni bir arayışı da haberliyor. Bu mektuplar, sanki yazarın ikinci kitabının öyküleriymiş izlenimi veriyor. Kitabın konseptinden biraz ayrık duruyorlar. Tüm bunlara rağmen Bela Davulları'yla ilginç bir öykücü gündeme gelmiş durumda. Hem de özel bir dili kurmanın tam eşiğine gelmiş bir yazar, edebiyatçı olarak.

radikal kitap ekinden alınmıştır.

 
şorrikli y kullanıcısının resmi
 #

korsan sözlüğün aldığı ilk reklamdır (görmemişin bir çocuğu olmuş tutumuş şeyini koparmış hesabı ne yapacağımızı bilemedik).

 
admin kullanıcısının resmi
 #

serhat eylem ekledi:

Yenilerde ilk kitabıyla karşımıza çıkan bir öykücü olarak bizleri selamlıyor. Hikâye kitabını şöyle bir elinize aldığınızda, ilk dikkatleri çeken ve okuyucu şaşırtan şey, kuşkusuz kitap ismidir. ( beLa davulLarı), sayfaları çeviriyorsunuz, ilginç ve bugüne dek pek karşılaşılmayan öykü isimleri okuyucu şöyle bir sarsmaya başlar. ne deme tüm bunlar dercesine, okurun belkide ezberini bozan isimler. böyle isim de olur mu allah allah, der okuyucu…

 
admin kullanıcısının resmi
 #

nezzare ekledi:

“uzun sürmüş bir günün akşamı”nı anımsatmaktan ziyade “Gece” ile dilsel ve anlatısal açıdan rekabet halinde bir kitap. İlk kitabıyla Bilge Karasu gibi bir öykücüyle mücadeleye girişecek ve bu mücadeleden zamanla başarıyla çıkabileceğinin işaretlerini verecek kadar yetkin, bir o kadar da zor bir kitap. Zoru sevenlere yani…

 
admin kullanıcısının resmi
 #

iki öyküsünü okumuş bulunmaktayım, sözcüğe ve cümleye hakim olan bir dil yapısı; okuyucuyu gerçekten dil belasına sürükler nitelikte. şiirsel ve epik imgelere rastlamak da bana “uzun sürmüş bir günün akşamı” öykü kitabını çağrıştırdı. ağır metinler; içe doğru kanayan biraz. hayatın o çelimsiz duvarına sürüklenen rüya hali… gördüğüm buydu. modern öykücülükteki yerini sağlamlaştırması sanırım eleştirmenlerin hakkaniyetli ilgisiyle olacaktır. zira okuduğum metinler aslı erdoğan metinlerinden kat kat başarılıydı.

entry tamamdır…

 
admin kullanıcısının resmi
 #

eskalsiz ekledi:

“Rüyalarıma girebilmen için ıslak yaqstıkları tecrübe etmelisin”
“Saatler ölenlerin arkasından dağıtılanları gösterirkendi sanırım”
“Boşluğu tutamayan elimi ve vakte sığmayan perdeleri hâlâ hiç açmadım”

 
admin kullanıcısının resmi
 #

kafka-zede ekledi

Bela Davulları, çok satanlar listesine girmiş durumda; dilinin ağırlığına, yani tüm üslupçuluğun arağmen bu denli satması, listebaşı başı olması doğrusu yazarı adına sevindiricidir derim; kendisini tebrik ederiz,
ayrıca; antoniomegri’nin de dediği gibi “müstakbel” romancıdır. kendisinin iyi bir romancı olacağını yine kendisine bizzat kendim dedim. tabii karar kendisinin..
Hikâyeciliği dışında eleştirmenliği de sözkonusu…..Tebrikler Figen Alkaç…

 

h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
Rolling Stones - Gimme Shelter      - YouTube
Salam Iran سلام ایران Ey Iran, Norooz (Norouz) …
BU KADARDA ŞEREFSİZLİK OLMAZ!      - YouTube