6 entry -
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
|
|
|
sinemaa.org daha sınırlı bir veritabanında hizmet vermeye devam edecek. |
|
mutlu olmak varken |
|
maliye bakanı hemşerim olmasına hemşerim de deprem vergilerini yol - eğitim - sağlık'a harcayacak kadar fakir olduğunu itiraf etti devletin... |
çekimleyiniz yavrum
google'ım
google'sın
google
google'iz
google'sınız
google'lar
google olmanı isteyen kim.
haydi güzelim başka kapıya. biz facebook'tan aratıyoruz artık.
kendini bilmen güzel
değilsen de hadi çık aradan bilmiş pişkek. sen git o gelsin. o gitsin google gelsin. gir kendini googleye.... hallah hallah bu iştir yaw. değilsen değilsin. o sen olmadığına göre bişey de bilmiyon. insan sallamasını biliyorsa googledir. değilsen sallamayacan. ya amaaaan! tellli çeper gibi yasaklanmış youtube.
genellikle çocuklar bana bir şey sorduklarında ve ben bilmediğimde kullandığım kelime: git google'da ara ben google değilim.
mehmet oztek'in yeni kitabının ismi. osman abim dört elle kitabı açıklamaya başlamış bile. pardon dört gözle. iyi etmiş hoş etmiş de, bir yerde çok abartmış sanki(onları kalınlaştırdım abi ben bkz entry girme adabi). neyse
dinleyelim osman cakmakci'dan;
Bir şiiri değerlendirirken yazıldığı dönem ve toplumsal zeminiyle de ilişkilendirmek gerek onu; ki şiir boyut kazansın, kendi anlamını -varsa bir anlamı- daha açık ve görünür bir şekilde ortaya çıkarabilsin. Bir şiiri sadece içinde yazıldığı şiir geleneğine karşı aldığı tavra, karşı çıktıklarına ya da devam ettirdiklerine göre değil sadece, bir bütün olarak şiir geleneğinin de içinde aktığı zamana ve topluma da bakarak ele almak gerekir. Gelenek bir ırmaksa eğer, bu ırmak işte bir toplumun içinde, bir zamanın içinde akar. Onu toplumsal ve kültürel gelişmelerden soyutlayamayız. Öyle yaparsak, her şey bağlamsız bir oyuna dönüşür; bu da doğal olarak kültürel yarılmaya, şizofreniye kadar gider. İlk tespit şu olsun o zaman. Mehmet Öztek'in yazdığı şiir: Bu şiir 80'li yılların alacakaranlığında kasvetli gerçeklikte gedik açmaya çalışmış olan 90'ları takip eden 2000'li yıllarda yazılan bir şiir. Değil mi ya, Öztek'in ilk kitabı Sentetik Rüyalar 2004'te yayımlanmıştır. İşte üzerinde konuştuğumuz yeni kitabı Ben Google Değilim Nisan 2008'de çıktı.
80'li yıllarda yazılan şiir dönemin koşullarına tabi bir şiirdi, içe dönük ve edilgen bir şiir. Mıymıntı bir şiir. Bu şiire karşı ilk tepkiler 1990'ların ortasında Göçebe dergisiyle birlikte dile getirilmeye başlandı. Peki bu tepki iradi ve dolayısıyla keyfi bir tepki miydi? Elbette ki hayır. Sadece ülkemizin değil, dünyanın da içinde bulunduğu 'kriz' ve 'çıkışsızlık hissi' Göçebe dergisinin insanı ve deneyimi tekrar merkeze almaya çalışan şiirinin zeminini oluşturuyordu. O yıllarda 80 şiiri öylesine hâkimdi ki sanki 'şiirin sonu' gelmişti de başka türlü bir şiir yazılamazmış gibi bir ortam vardı. 90'ların ortasından 2000'lerin ilk yarısına kadar 80 şiirinin alacakaranlığında nefes alınabilecek bir yer bulmaya çalıştık. Bunları niye anlatıyorum? Şu yüzden: 90'lı yıllarda verilen poetik mücadele 2000'li yıllar şairlerine içinde istediklerince devinebilecekleri özgür ve temiz bir ortam hazırladı. Mehmet Öztek ve Heves dergisini birlikte çıkardıkları arkadaşları böylesine görece özgür bir ortamda şiir yazdılar. (80'lerde özne ezilmişti, 90'larda yok olmuştu, 2000'lerde tekrar ortaya çıktı. 'Özne' kelimesinin yerine 'başkaldırı hissi'ni koyup öyle de okuyabilirsiniz.) Mehmet Öztek birey olmanın bilincini ve bunun yaşattığı sevinci ta iliklerinde hissederek yazıyor bu şiirleri. Bunu fark etmek gerekir.
Konuşma dilinin olanakları
Öztek şiirlerinde dil ile hesaplaşıyor ve bunu öyle yapıyor ki sadece yüzeyde kaldığını söyleyemiyor insan. Dil gerçekliği bir ölçüde kapatır da, eğer yüzeyde hesaplaşırsanız dil ile yüzeyde kalırsınız. Öztek öyle değil. 'Dil'i derine doğru kazarak altındaki katmana, 'yamuk bakılan' yere inmeyi başarıyor yer yer. Onun dille hesaplaşması sadece biçim düzeyinde kalmasına neden olmuyor; halbuki olabilirdi ve bu yazdığı şiirin başarısız olmasına yol açabilirdi. Öztek'te ben 'yapı'ya ilişkin arayış ve denemeler gözlemledim. Bunu da konuşma dilinin çağrışım zenginliğine ve kıvraklığına yaslanarak yapıyor. Konuşma dili Öztek'e yeni olanaklar sunuyor. Bu şiirlerde Öztek sanki kendisinden yarılmış bir başkasıyla konuşuyor. Bu konuşma da bir tazelik ve yaşam hissi veriyor şiirlere. Yaşayan şiirler yani.
Bu şiirin düştüğü/düşebileceği tuzaklar da var yalnız.
Bir diğer eleştirilebilecek nokta da, Öztek'in kelimelerin ilk çağrışımlarıyla yetinmesi. Bir kelime onu derhal bir başka kelimeye götürüyor ve Öztek bu gittiği kelimenin sessel çağrışımına yaslanan anlamla yetiniyor: Daha öteye gitmiyor; daha derine inmiyor. Daha derinde karanlık olabilir, oysa Öztek 'dil'i ve çağrışım alanını yanlamasına yararak içindeki sevinçle birlikte coğrafi olarak yayılmayı seviyor. Olsun, bu da bir tercihtir ve sadece tespit edilebilir. Olumsuzlanamaz. Kelimeleri keserek, bölerek, ya da ayırarak şen bir şiir yazıyor. Bu şiir belki yazılması nispeten kolay bir şiir, ama bu kolaylığa ancak epey zahmet çekilerek ulaşılabilir. Öztek'in şiiri işte bu zahmetin karşılığında ödüllendiriyor onu.
Son dönemde böylesine tutarlı, dengeli ve neşeli bir şiir okumamıştım. Öztek, kesinlikle arka plandan yoksun bir biçimci değil. Hatta biçimci bile değil.