ilendiğimizi, kuşandığımızı ve yükünü sırtlandığımızı
çatı katlarında haberci kuşlar için senle musa, ikimiz
bir tecimen yenikliğiyle çekilirken elimiz eteğimiz
en kuyu diplerinden iştahla izledik gökte kaldığını
ilk cümlesi çalıntı ahitlerin, devamı meşru kuşların
sunturlu göçlerin sonra, yolların, yolların, yolların
ve istiridye döşekli azınlıkların, yıkanmadan bir güzel
yüzemediğinden vapurlar -ki hep o biçimlerde yüzer
korkuyla dokunuyordu saçlarına son bir yol için sion
bakırdan dökme bir tanrıya benzeyip değişik biçimler
gökçe divanlarımız ki dağıtan sendin, göçtüren de sen
bizi o yoksul alışkanlığımızdan önüne katıp birer ikişer
pardon dediğime bakma en az güvercin olduğu kadar
iyi nişancı, korkusuz birer savaşçıydı her peygamber
ah yeminli küt ellerinle çıkarak yarı karanlıklardan
uyuyakalmış bir elçinin son telaşını oyunca yüzüme
senin şu solukların yok mu musa, şu uzun solukların
yeşermiş bir öd ağacı gibi gelip düzeltiyor tarihleri
nasıl uzak bir masalda ki biz olduğumuzu unutuyoruz
altımızda iki yakalı bir su, üstümüzde istimlâk gökleri.
yenidüş dergisi'ni çıkardı 2005'te. uzun saçlıydı. şimdi merdivenşiir'deymiş. yenidüş 4 sayı sonra ölmüştü.
şair. bir şiiri;
İSTİMLÂK
ilendiğimizi, kuşandığımızı ve yükünü sırtlandığımızı
çatı katlarında haberci kuşlar için senle musa, ikimiz
bir tecimen yenikliğiyle çekilirken elimiz eteğimiz
en kuyu diplerinden iştahla izledik gökte kaldığını
ilk cümlesi çalıntı ahitlerin, devamı meşru kuşların
sunturlu göçlerin sonra, yolların, yolların, yolların
ve istiridye döşekli azınlıkların, yıkanmadan bir güzel
yüzemediğinden vapurlar -ki hep o biçimlerde yüzer
korkuyla dokunuyordu saçlarına son bir yol için sion
bakırdan dökme bir tanrıya benzeyip değişik biçimler
gökçe divanlarımız ki dağıtan sendin, göçtüren de sen
bizi o yoksul alışkanlığımızdan önüne katıp birer ikişer
pardon dediğime bakma en az güvercin olduğu kadar
iyi nişancı, korkusuz birer savaşçıydı her peygamber
ah yeminli küt ellerinle çıkarak yarı karanlıklardan
uyuyakalmış bir elçinin son telaşını oyunca yüzüme
senin şu solukların yok mu musa, şu uzun solukların
yeşermiş bir öd ağacı gibi gelip düzeltiyor tarihleri
nasıl uzak bir masalda ki biz olduğumuzu unutuyoruz
altımızda iki yakalı bir su, üstümüzde istimlâk gökleri.