ceylan önkol devletçe öldürüldüğünde (illa ki tetiği birinin çekmesi gerekmiyor) bu konuyu yorumlayan onlarca insan oldu. bir kısmı ceylan’ın bir “kazaya” kurban gittiğini söyledi bir kısmı da vicdanına el verdi ve bunun devletçe işlenen cinayetlerden biri olduğunu belirtti. bilmiyorum neden bir arkadaşım şunu sormuştu: “ceylan o fotoğrafta neden çok küçük?”
ceylan öldürüldüğünde 14 yaşındaydı. son ve medyaya yansıyan tek sağ fotoğrafında kocaman gözlerini açıp bize bakan o kız bizim hiç tanımadığımız bir evrene bakar gibi bakıyordu ve çok küçüktü. muhtemelen ceylan daha küçükken çektirilen o fotoğraf bir toplumun varsıllarıyla yoksulları arasındaki o derin farkı bir kez daha ortaya seriyor.
dijital makinelerin çağındayız işte. hepimiz en yakışıklı fotoğraflarımızla, videolarımızla buradayız. amacım bir teknoloji ya da varsıl laneti yaratmak değil, sadece bir şeyin ayırt edilmesini istiyorum.. o derin kırmızı çizginin. varsıllarla yoksulların arasındaki en derin fark fotoğraflarıdır çünkü çoğu zaman. vizontele’yi izleyenler vardır elbette aranızda. bizim de fakültede üstüne analizler yazdığımız bu türk modernleşmesine dair en sıkı eleştiri getiren filmlerden biri olan filmdeki bir sahne ise unutulmaması gerekenlerdendir. genç kadının aile fertlerinden oluşan fotoğrafın çerçevesi kırılır ve fotoğraf zarar görür. o an oyuncunun yüzünde beliren korku bir kutsala karşı oluşturulan korkudur. herkesin kolay kolay elde etmediği bir şeye, bir sevgi ya da anın ebedileştirilmesine karşı duyulan bir saygı belki de. bu korkuyu çoğumuz tanımayız. ceylan’ın o “çok küçük” olduğu fotoğraftaki kocaman gözleri sadece ışığa tepki değil belki de. o da bizim gibi tanımadığı dünyaya kocaman gözlerle bakıyor görmek için. o da bizim gibi anlamaya çalışıyor; ama o çoğumuz kadar şanslı değil, şanslı olsaydı devletin hain silahlarının hedefinde değil 15 yaşında bir genç kız olarak aramızda olurdu.
ceylan önkol olayını okurken ceylan’ın kim olduğunu unutmamakta bunun için fayda var. 14 yaşında bir kürt kızı olarak ölen ceylan’ın ölümü bir insanın ölümünden çok barış ülküsünün aldığı derin bir yara olarak görülüyor. oysa ceylan’ın kimliğinin ve yaşının hikayesi aslında barışın öyküsünün asıl kahramanı olan kürt halkının yaralı ve deşildiğinde her daim devlet meşru görsün diye kesip biçilmeye çalışılan hikayesi.
bugün devrim sevimay’ın milliyet’te yaptığı söyleşiyi konuştuk jiyan ekibinden esra ile. röportajı alıntılayıp alıntılamamak arasında sıkıştık. neden belliydi. asıl söylenmesi gerekeni söyleyemiyordu sanki ceylan’ın ailesi, onun dine bağlılığı farklılığı olarak sunulmuştu. devletin öldürdüğü kızı devletin “iyi” diyebileceği şeylerle tanımlıyorlardı, belli ki korkmuşlardı ya da korkutulmuşlardı. devrim sevimay bile usta bir röportajcı olarak sorduğu sorularla açamıyordu ağızlarını, sadece yaralarını deşebiliyordu. ailesi türkiye’ye sorularını sorduklarında basında yer bulamamışlardı. onlar sessiz bırakılmaya zorlananlardı çünkü. sessizliğe itilmek bağıranlarda büyük bir kaybetme duygusu yaratır. bugün kürt halkı bu noktaya geldikten sonra vazgeçmemeli diye sesimizi yükseltirken anlattığımız tam da bu. senelerce kırılan bir halkı erdoğan, kılıçdaroğlu ve bahçeli gibilerin iktidar küstahlığı yüzünden kader diye onlara sunulan ötelenmişlikle başbaşa bırakmak en basit deyimle vicdansızlıktır.
peki sızlayan vicdanlar ne yapmalı?
yarın ceylan önkol inisiyatifi taksim’de buluşacak. 28 eylül 2010′da saat 19:00′da türkiye’nin ayakta kalan vicdanı yürümeye devam edecek. ben i̇stanbul’da olmadığımdan orada olamayacağım; ama türkiye’nin her yerinde her sokakta çağrımız aynı. bizim ceylan’ın, asker mehmet’in, dağda ölen mezarının yeri bilinmeyen, adını bilmediğimiz gerillaların, hastahane koridorlarında ölen jiyan’ın, herhangi bir kürt, ermeni ya da türk çocuğunun -aslında hiçbir çocuğun- ölümüne tahammülümüz kalmadı. silahların müzelerde bile sergilenmediği bir dünya hayalinden vazgeçmiş değiliz. sivil olmanın ön koşulunun muktedire değil halka, insana taraf olmak olduğunu bilenler eminim duygularımı paylaşıyorlar. ceylan yaşasaydı anadili elinden alınmış bir çocuk olarak büyüyecekti. şimdi bu kadar sevdiğimiz, acısını bu kadar duyduğumuz bu hep o yaşta kalacak kızın hayatını devam ediyor varsayıp onun için mücadele etme sürecidir. ceylanlar hala itilmiş kaderlerini yaşamakla meşguller. onları öldüren silahlar ise hala depolarda duruyor.
yarın nerede olursanız olun, aynanın karşısına geçip gözlerinizde ceylan’ın masumiyetini arayın, bir diren, serpil ya da ceylan’ın daha ölmemesi için ne yapabileceğinizi düşünün. çünkü bu ülkenin barışı ve geleceği düşünmekten başka bir şeye ihtiyacı yok.
"makarna" pişmemiş evlerinde bir yıldır. annesi avucunda sımsıkı yanmış, parçalanmış "çamaşır" saklıyormuş hala. abisi yeni doğan kızına "ceylan" ismini vermiş. bir diğer abisi ise konyada "asker". bunlar röportajdan aklımda kalanlar. bir de hatırladıklarım var ki.. sizler de hatırlarsınız; siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz, plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüz... !?
radikal'in yeni haberi:
12 yaşındaki Ceylan Önkol'un öldüğü patlamayla ilgili jandarma fezlekesinde ayrımcı ifadeler var: Bu bölgedekiler terörü destekliyor... Ceylan'ın akrabası dağ kadrosunda... Bölge insanı devletten para almak için her konuyu istismar eder...
RİFAT BAŞARAN (Arşivi)
DİYARBAKIR- Lice’de meydana gelen patlamada yaşamını yitiren 12 yaşındaki Ceylan Önkol olayıyla ilgili Abalı Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Y.Ş.’nin hazırladığı fezlekede olayın yaşandığı bölgedeki insanlara yönelik ağır ithamlar var: “Köy ve mezralardaki insanlar terörü destekliyor... Ceylan’ın akrabası PKK’nın dağ kadrosunda... Devletten tazminat, para almak için çalışıyorlar...”
Lice’nin Şenlik Köyü Paşaçiya Mezrası’nda hayvanlarını otlatan Ceylan Önkol, 28 Eylül 2009 tarihinde meydana gelen patlamada yaşamını yitirdi. Önkol’un ölümüyle ilgili yapılan incelemenin ardından yapılan açıklamada, ‘Menşei ve modeli tespit edilemeyen, daha önce araziye atılmış ancak patlamadan kalmış 40 mm’lik bombaatar mühimmatına elindeki tahra ile vurarak patlaması neticesinde hayatını kaybettiği’ denilmişti.
Önkol ile ilgili soruşturma sürerken, soruşturma dosyası ve olaydan iki gün sonra bomba uzmanları tarafından bölgede yapılan inceleme ile ilgili fotoğrafların bir kopyası ailenin avukatlarına teslim edildi. Dosyada Güvenlik gerekçesiyle Lice Cumhuriyet Başsavcısını olay yerine götürmediği için hakkında soruşturma açılan Abalı Karakol Komutanı Jandarma Başçavuş Y.Ş.’nin gönderdiği fezleke de yer aldı.
Teröre müzahir insanlar!
Abalı Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Kıdemli Başçavuş Y.Ş., tarafından imzalanan fezlekede çarpıcı ifadeler ve iddialar yer aldı. Şüpheliler kısmına ‘yoktur’ yazılan fezlekede, patlamanın gerçekleştiği yerin bölücü terör örgütü mensuplarınca sıkça kullanılması, bölgede köy ve mezraların teröre müzahir insanlardan oluştuğunun bilindiği, patlamanın olduğu yer ve civarındaki arazide geçmiş yıllarda, dönemlerde mayın ve el yapımı patlayıcı düzenekleri bulunduğu ve yerinde imha edildiği belirtildi.
Olay yerinde çekilen fotoğrafların incelenmesinden olayın havadan gelen bir cisim yerine, yerden patlayan bir cisimden kaynaklı olduğunun görüldüğü belirtilen fezlekede şu görüşlere yer verildi: “Normal olarak bölge insanın genel eğiliminin her türlü konunun terör olayı olarak istismar edilmesi ve devletten her halukarda tazminat ve para almaya çalışıldığının bilinen bir gerçektir. Bu ailenin bölücü terör örgütünün dağ kadrosunda bir ferdinin bulunduğu da (Azize Önkol) ayrıca dikkate değerdir.
Vatandaşların kendi aralarında yaptığı konuşmalarda da konunun açıkça istismar edildiği, ‘yerdeki bir şeyi kurcaladınız, para için düştüğünüz hallere bakın’ gibi serzenişlerde bulunanların olduğunun duyulduğu, olayın meydana geldiği bölgenin askeri birliklerin yapacağı operasyonlarda mutlaka gireceği yerlerden olduğu ve dolayısı ile bölücü terör örgütü mensuplarınca tuzaklamaların yapılması çok büyük bir olasılık olduğu gerçektir.
‘PKK yaptı’
Netice olarak Ceylan Önkol adlı vatandaşın ölmesinin bölücü terör örgütü mensuplarınca tuzaklamış bir madde veye malzemenin bilinçli veya istem dışı bir davranış ile patlamasının sonucu gerçekleşmiş olduğu kanati oluşmuştur.”
Önkol ailesinin avukatı Serdar Çelebi, olay yerinde çekilen fotoğraflar, diğer delil ve görüntülerle kendilerininde adli tıp uzmanlarına bir bilirkişi raporu hazırlatıp savcılığa vereceklerini söyledi. Avukat Çelebi, jandarma karakolu tarafından hazırlanan fezlekede, olayın istismar edildiği ve bölgedeki mezra ile köylerde yaşayan vatandaşların teröre müzahir insanlardan oluştuğunun ifade edilmesinin kabul edilebilir ifadeler olmadığını söyledi.
Doğuş Üniversitesi'nin, Sivas katliamında yaşamını yitiren şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok Akatlı'nın işine "Sivas Katliamı ile ilgili açıklamaları sakıncalı bulunduğu için" için son verildiği iddia edildi.
Yeni Türkü'nün 1979'da yayınlanmış ve akabinde yasaklanmış Buğdayın Türküsü albümündeki Sonbahardan Çizgiler veya bilinen adıyla Mamak Türküsü parçası Sonrad...
öteki kürtler ne demek ceylanım: ne
(bkz. tüh yanlışlıkla oldu)
(bkz. yanlışlıkla öldürülmek)
ceylan önkol devletçe öldürüldüğünde (illa ki tetiği birinin çekmesi gerekmiyor) bu konuyu yorumlayan onlarca insan oldu. bir kısmı ceylan’ın bir “kazaya” kurban gittiğini söyledi bir kısmı da vicdanına el verdi ve bunun devletçe işlenen cinayetlerden biri olduğunu belirtti. bilmiyorum neden bir arkadaşım şunu sormuştu: “ceylan o fotoğrafta neden çok küçük?”
ceylan öldürüldüğünde 14 yaşındaydı. son ve medyaya yansıyan tek sağ fotoğrafında kocaman gözlerini açıp bize bakan o kız bizim hiç tanımadığımız bir evrene bakar gibi bakıyordu ve çok küçüktü. muhtemelen ceylan daha küçükken çektirilen o fotoğraf bir toplumun varsıllarıyla yoksulları arasındaki o derin farkı bir kez daha ortaya seriyor.
dijital makinelerin çağındayız işte. hepimiz en yakışıklı fotoğraflarımızla, videolarımızla buradayız. amacım bir teknoloji ya da varsıl laneti yaratmak değil, sadece bir şeyin ayırt edilmesini istiyorum.. o derin kırmızı çizginin. varsıllarla yoksulların arasındaki en derin fark fotoğraflarıdır çünkü çoğu zaman. vizontele’yi izleyenler vardır elbette aranızda. bizim de fakültede üstüne analizler yazdığımız bu türk modernleşmesine dair en sıkı eleştiri getiren filmlerden biri olan filmdeki bir sahne ise unutulmaması gerekenlerdendir. genç kadının aile fertlerinden oluşan fotoğrafın çerçevesi kırılır ve fotoğraf zarar görür. o an oyuncunun yüzünde beliren korku bir kutsala karşı oluşturulan korkudur. herkesin kolay kolay elde etmediği bir şeye, bir sevgi ya da anın ebedileştirilmesine karşı duyulan bir saygı belki de. bu korkuyu çoğumuz tanımayız. ceylan’ın o “çok küçük” olduğu fotoğraftaki kocaman gözleri sadece ışığa tepki değil belki de. o da bizim gibi tanımadığı dünyaya kocaman gözlerle bakıyor görmek için. o da bizim gibi anlamaya çalışıyor; ama o çoğumuz kadar şanslı değil, şanslı olsaydı devletin hain silahlarının hedefinde değil 15 yaşında bir genç kız olarak aramızda olurdu.
ceylan önkol olayını okurken ceylan’ın kim olduğunu unutmamakta bunun için fayda var. 14 yaşında bir kürt kızı olarak ölen ceylan’ın ölümü bir insanın ölümünden çok barış ülküsünün aldığı derin bir yara olarak görülüyor. oysa ceylan’ın kimliğinin ve yaşının hikayesi aslında barışın öyküsünün asıl kahramanı olan kürt halkının yaralı ve deşildiğinde her daim devlet meşru görsün diye kesip biçilmeye çalışılan hikayesi.
bugün devrim sevimay’ın milliyet’te yaptığı söyleşiyi konuştuk jiyan ekibinden esra ile. röportajı alıntılayıp alıntılamamak arasında sıkıştık. neden belliydi. asıl söylenmesi gerekeni söyleyemiyordu sanki ceylan’ın ailesi, onun dine bağlılığı farklılığı olarak sunulmuştu. devletin öldürdüğü kızı devletin “iyi” diyebileceği şeylerle tanımlıyorlardı, belli ki korkmuşlardı ya da korkutulmuşlardı. devrim sevimay bile usta bir röportajcı olarak sorduğu sorularla açamıyordu ağızlarını, sadece yaralarını deşebiliyordu. ailesi türkiye’ye sorularını sorduklarında basında yer bulamamışlardı. onlar sessiz bırakılmaya zorlananlardı çünkü. sessizliğe itilmek bağıranlarda büyük bir kaybetme duygusu yaratır. bugün kürt halkı bu noktaya geldikten sonra vazgeçmemeli diye sesimizi yükseltirken anlattığımız tam da bu. senelerce kırılan bir halkı erdoğan, kılıçdaroğlu ve bahçeli gibilerin iktidar küstahlığı yüzünden kader diye onlara sunulan ötelenmişlikle başbaşa bırakmak en basit deyimle vicdansızlıktır.
peki sızlayan vicdanlar ne yapmalı?
yarın ceylan önkol inisiyatifi taksim’de buluşacak. 28 eylül 2010′da saat 19:00′da türkiye’nin ayakta kalan vicdanı yürümeye devam edecek. ben i̇stanbul’da olmadığımdan orada olamayacağım; ama türkiye’nin her yerinde her sokakta çağrımız aynı. bizim ceylan’ın, asker mehmet’in, dağda ölen mezarının yeri bilinmeyen, adını bilmediğimiz gerillaların, hastahane koridorlarında ölen jiyan’ın, herhangi bir kürt, ermeni ya da türk çocuğunun -aslında hiçbir çocuğun- ölümüne tahammülümüz kalmadı. silahların müzelerde bile sergilenmediği bir dünya hayalinden vazgeçmiş değiliz. sivil olmanın ön koşulunun muktedire değil halka, insana taraf olmak olduğunu bilenler eminim duygularımı paylaşıyorlar. ceylan yaşasaydı anadili elinden alınmış bir çocuk olarak büyüyecekti. şimdi bu kadar sevdiğimiz, acısını bu kadar duyduğumuz bu hep o yaşta kalacak kızın hayatını devam ediyor varsayıp onun için mücadele etme sürecidir. ceylanlar hala itilmiş kaderlerini yaşamakla meşguller. onları öldüren silahlar ise hala depolarda duruyor.
yarın nerede olursanız olun, aynanın karşısına geçip gözlerinizde ceylan’ın masumiyetini arayın, bir diren, serpil ya da ceylan’ın daha ölmemesi için ne yapabileceğinizi düşünün. çünkü bu ülkenin barışı ve geleceği düşünmekten başka bir şeye ihtiyacı yok.
sarphan uzunoğlu
http://jiyan.us/2010/09/27/ceylan-o-fotografta-neden-cok-kucuk/
unutmadım, o bakışları unutamam da sanırım.
ölümün yıl dönümünde, dün, taksimde ve mezarı başında anıldı küçük ceylan. milliyetten devrim sevimayın röportajı var linkte, ceylanın ürkek? ailesiyle yaptığı.
http://www.milliyet.com.tr/hangi-silahla-oldurulmusse-ortaya-cikarilsin/...
"makarna" pişmemiş evlerinde bir yıldır. annesi avucunda sımsıkı yanmış, parçalanmış "çamaşır" saklıyormuş hala. abisi yeni doğan kızına "ceylan" ismini vermiş. bir diğer abisi ise konyada "asker". bunlar röportajdan aklımda kalanlar. bir de hatırladıklarım var ki.. sizler de hatırlarsınız;
siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz, plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüz... !?
bkz; annemin etegine sıgdım
http://srpl.info/wp-content/uploads/2009/10/anne.jpg
bkz. ceylan bakışına kurban olduğum
"Em koçeren Rîya durun
Birîndarin birîn kurin
Tî u birçî li van çolan
Pîr u kalin jin u hurin
Lorî lorî lorika min
Sebr u arama jîna min
Tu dihalê ber çave min
Çare naye ji deste min
Wekî deva çav sor kirin
Bî napalim erîş kirin
Bihar tarî u reş kirin
Cane şêrin hev par kirin
Kurem cane şêrin biha
Erzan diçe iro wiha
Ev mirina bi vî rengî
Gelek tale zor u zula.."
ve hatta de lori lori monşer. lori...
radikal'in yeni haberi:
12 yaşındaki Ceylan Önkol'un öldüğü patlamayla ilgili jandarma fezlekesinde ayrımcı ifadeler var: Bu bölgedekiler terörü destekliyor... Ceylan'ın akrabası dağ kadrosunda... Bölge insanı devletten para almak için her konuyu istismar eder...
RİFAT BAŞARAN (Arşivi)
DİYARBAKIR- Lice’de meydana gelen patlamada yaşamını yitiren 12 yaşındaki Ceylan Önkol olayıyla ilgili Abalı Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Y.Ş.’nin hazırladığı fezlekede olayın yaşandığı bölgedeki insanlara yönelik ağır ithamlar var: “Köy ve mezralardaki insanlar terörü destekliyor... Ceylan’ın akrabası PKK’nın dağ kadrosunda... Devletten tazminat, para almak için çalışıyorlar...”
Lice’nin Şenlik Köyü Paşaçiya Mezrası’nda hayvanlarını otlatan Ceylan Önkol, 28 Eylül 2009 tarihinde meydana gelen patlamada yaşamını yitirdi. Önkol’un ölümüyle ilgili yapılan incelemenin ardından yapılan açıklamada, ‘Menşei ve modeli tespit edilemeyen, daha önce araziye atılmış ancak patlamadan kalmış 40 mm’lik bombaatar mühimmatına elindeki tahra ile vurarak patlaması neticesinde hayatını kaybettiği’ denilmişti.
Önkol ile ilgili soruşturma sürerken, soruşturma dosyası ve olaydan iki gün sonra bomba uzmanları tarafından bölgede yapılan inceleme ile ilgili fotoğrafların bir kopyası ailenin avukatlarına teslim edildi. Dosyada Güvenlik gerekçesiyle Lice Cumhuriyet Başsavcısını olay yerine götürmediği için hakkında soruşturma açılan Abalı Karakol Komutanı Jandarma Başçavuş Y.Ş.’nin gönderdiği fezleke de yer aldı.
Teröre müzahir insanlar!
Abalı Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Kıdemli Başçavuş Y.Ş., tarafından imzalanan fezlekede çarpıcı ifadeler ve iddialar yer aldı. Şüpheliler kısmına ‘yoktur’ yazılan fezlekede, patlamanın gerçekleştiği yerin bölücü terör örgütü mensuplarınca sıkça kullanılması, bölgede köy ve mezraların teröre müzahir insanlardan oluştuğunun bilindiği, patlamanın olduğu yer ve civarındaki arazide geçmiş yıllarda, dönemlerde mayın ve el yapımı patlayıcı düzenekleri bulunduğu ve yerinde imha edildiği belirtildi.
Olay yerinde çekilen fotoğrafların incelenmesinden olayın havadan gelen bir cisim yerine, yerden patlayan bir cisimden kaynaklı olduğunun görüldüğü belirtilen fezlekede şu görüşlere yer verildi: “Normal olarak bölge insanın genel eğiliminin her türlü konunun terör olayı olarak istismar edilmesi ve devletten her halukarda tazminat ve para almaya çalışıldığının bilinen bir gerçektir. Bu ailenin bölücü terör örgütünün dağ kadrosunda bir ferdinin bulunduğu da (Azize Önkol) ayrıca dikkate değerdir.
Vatandaşların kendi aralarında yaptığı konuşmalarda da konunun açıkça istismar edildiği, ‘yerdeki bir şeyi kurcaladınız, para için düştüğünüz hallere bakın’ gibi serzenişlerde bulunanların olduğunun duyulduğu, olayın meydana geldiği bölgenin askeri birliklerin yapacağı operasyonlarda mutlaka gireceği yerlerden olduğu ve dolayısı ile bölücü terör örgütü mensuplarınca tuzaklamaların yapılması çok büyük bir olasılık olduğu gerçektir.
‘PKK yaptı’
Netice olarak Ceylan Önkol adlı vatandaşın ölmesinin bölücü terör örgütü mensuplarınca tuzaklamış bir madde veye malzemenin bilinçli veya istem dışı bir davranış ile patlamasının sonucu gerçekleşmiş olduğu kanati oluşmuştur.”
Önkol ailesinin avukatı Serdar Çelebi, olay yerinde çekilen fotoğraflar, diğer delil ve görüntülerle kendilerininde adli tıp uzmanlarına bir bilirkişi raporu hazırlatıp savcılığa vereceklerini söyledi. Avukat Çelebi, jandarma karakolu tarafından hazırlanan fezlekede, olayın istismar edildiği ve bölgedeki mezra ile köylerde yaşayan vatandaşların teröre müzahir insanlardan oluştuğunun ifade edilmesinin kabul edilebilir ifadeler olmadığını söyledi.
büyümez artık ölü çocuklar