her konuda kalem oynatarak şiir yazabilecek yetenekte ve engin düşünceli edebiyat adamı. kitabının çıkması şiiri ve bizim namımıza çok hayırlı olacaktır.
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
her konuda kalem oynatarak şiir yazabilecek yetenekte ve engin düşünceli edebiyat adamı. kitabının çıkması şiiri ve bizim namımıza çok hayırlı olacaktır.
|
sözcü gazetesi:)))))) |
|
kardeş |
|
"Aslında bizi uyardı tanrı. Evet. Erzincan'da uyardı, Muş'ta uyardı, Varto'da uyardı, Van'da uyardı. Orada da çocuklar öldü ama bu şimdiki kadar koymadı, niyeyse... Eğer o zaman o dersi çıkarıp jeolog olsaydık, belki bu körfezde bu kadar canımız yanmayacaktı... Eee... Eğer sen ölümde bile coğrafyaya göre bir değer farkı koyarsan, batarsın tabi. E, bat ayrıca da, zaten. Bat ki, yeni bir şey çıksın." Yılmaz Erdoğan |
|
~ |
Bir gün bir yağmur yağar,
Öyle yağar, öyle yağar ki,
Renk menk kalmaz ortada,
Eriyip akar boyası nesnelerin,
Yüzlerin, sözlerin, düşüncelerin.
Kenardı, köşeydi dağılıp gider,
Silinir, ne kadar sınır varsa
Şeyleri birbirinden ayıran,
Şeyleri, biçimleri, isimleri,
Kişileri, kimlikleri ve kaderleri...
Yüzler de eriyip akar, maskeler de;
Çözülüp dağılır zıtlar,
Her şey karışır birbirine,
Öz kabukla karışır gider,
Yalan gerçekle,
Söz sayıklamayla,
Dua salya sümükle,
Sanat taklitle, bilim büyüyle,
Büyü vahiyle... Vahiy,
Her şeyle, her şey hiçlikle.
Bir tek kemikleri kalır,
Bir tek kemikleri, tırnakları ve dişleri
İnsanların da, farelerin de,
Kartalların da, yılanların da,
Şiirlerin de, şarkıların da, kitapların da.
Bir gün büyük bir yağmur yağar
Ve ağaçlar eriyip akar,
Taşlar, tuğlalar eriyip akar,
Gençlik, güzellik, gerçeklik
Servi ağaçları, mezar taşları...
oku oku, bitiremediğim şiirler..
Bir gideriz, ne kalır?
Biz gideriz, kim kalır?
Biz gideriz, ne kalır ve kime kalır?
Biz gideriz, ayakkabılarımız kalır,
Şemsiyemiz, kravatlarımız
Ve gömleğimizdeki leke…
Biz gideriz, onlar kalır:
Meydandaki heykel,
Kuledeki saat
Ve iğde ağacı.
Gardıropta kokumuz,
Koltukta başımızın izi,
Ve duvardaki çivi.
Biz gideriz, onlar kalır,
Benzerlerimiz, kopyalarımız,
Kisvelerimiz, maskelerimiz:
Cirano, Mişkin, Hamlet,
Kerem ile Aslı,
Joseph K, SelimIşık…
Tamamlasın diye diriler
Yarım bırakılan çığlıklar
Yarım bırakılan şiirler…
Kurduğumuz düzenler,
Bulduğumuz kavramlar,
Beyinlere ve yüreklere
Çizdiğimiz çizikler kalır.
Biz gideriz onlar kalır:
Ördüğümüz duvarlar,
Açtığımız çukurlar,
Diktiğimiz kuleler kalır.
Ve aşılacak tepeler,
Ve geçilecek dereler,
Ve varılacak bahçeler…
Biz gideriz, arkamızdan
Yollara ektiğimiz o kadar çok
İz kalır, o kadar çok ‘biz’ kalır ki,
Onlardan kurtulmak ömür alır,
Ömür üstüne ömür,
Bazen birkaç kuşak,
Bazen birkaç milletin ömrü....
Münzevinin Aynaları
Ya olmasaydın, Tanrım,
Ya olmasaydın!
İnsanların en hakiri olduğumu düşünüp de
Ruhumu oruçlarla, erdemlerle
Kırbaçladığımda
Bakışlarımdaki kibri aynada
Yakaladığım zaman
Utançtan yüzümü avuçlarımla
Kime kapardım, Tanrım?
Ya olmasaydın!
İnsanların en kibirlisi olduğumu düşünüp de
Onurları kırılmışların önünde
Yere kapandığımda
Varlığım bu küçümen tanrıların ayaklarıyla
Bir kenara itildiği zaman
Yakınmalarımı, sitemlerimi
Kime yapardım, Tanrım?
Ya olmasaydın!
Harami ininde mürüvvet,
Köle pazarında paye dağıtılırken
``Bir kenarda kalma`yı marifet,
Ve unutulmayı marifet bilerek
Beyliği sultanların katında
Aramaya çıkıpta sonra
Yarı yoldan dönmeyi başardığım zaman
Sürurumu kime gösterip, kime
Kurum satardım, Tanrım?
Ya olmasaydın!
Sürurla dolup taştığım anlar
Dağları, sır yüklü develer gibi,
Yerinden oynatabileceğimi,
Yürütebileceğimi
Düşünüp coştuğum ve naralarımla
Yalnızca fareleri ürkütüp,
Vaşakları, dağ keçilerini...
Sonunda uyuyan aslanı
Uyandırdığım zaman
Hercai gönlümü can tasasıyla
Kimin yılkısına
Katardım, Tanrım?
Ya olmasaydın, Tanrım,
Ya olmasaydın!
Yürüdüğüm yollar tükendiğinde
Dostlar yabancıya,
Sıla gurbete benzediğinde...
Kırbamda su, heybemde azık
Ve türkülerimde...
Türkülerimde söz bittiğinde;
İnsanın kıt
Gecenin yıldızsız
İfritlerinse, daim peşimde
(Hem uyanıkken hem de düşümde)
Olduğu zaman,
Kimin kapısını omuzlayarak
Hoyratça açar da, kimin
Aynalarını parçalayarak
Canımı içeri atardım, Tanrım,
Sen olmasaydın?
Cahit Koytak
1949 yılında Erzurum `da doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesi `nden mezun oldu. Yazı hayatı, yirmi iki yaşında Diriliş `te yayımlanan ilk şiirleriyle başladı. Sonraları ürünlerini, 1977`den başlayarak çeşitli dergilerde yayımladı. Otuz yıla yakın bir süredir şiir yazan Koytak, tek şiir kitabı olan İlk Atlas `ı 1990 yılında çıkardı.
(bkz. generaller niçin sokağa çıkmaz)
modern şiirde bir uç
(bkz. bir avuc aspirin icen kizlar icin kanto)
http://www.sipesifik.com/cahitkoytak/klip/1.html
sesini de duyalım.
avluda oturan sizofrenlerle beni benden alır,
"tanrı konuşmak için sizin susmanızı bekliyor" dizesi genc siviller'in son bildirisinde iktibas edilmiştir ayrıca. evet.
Yalnızlık Kayzer'den daha güçlüdür
Ve Roma'dan daha uğultulu