“çeviri kadın gibidir: güzeli sadık, sadık olanı da güzel olmaz!” diyen can yücel çevirmez adeta yeniden yazar türkçeye...
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
“çeviri kadın gibidir: güzeli sadık, sadık olanı da güzel olmaz!” diyen can yücel çevirmez adeta yeniden yazar türkçeye...
|
muhteşem |
|
~ |
|
wan sana ... |
|
Başlığı:Rosetta izle Filmin Bilgisi:Filmin ilk sahnesi dövüş sahnesi. 18 yaşında bir kız deneme süresi bitince fabrikadan kovulur. Rosetta adındaki bu kız başına gelen bu olay karşısında tepkisini dile getirir ancak polisler gelip olaya el koyar ve onu dışarı çıkartırlar. Rosettanın bu işe ihtiyacı olmasının sebepleri arasında alkolik bir anne ve karavanda yaşadıkları sefil hayatları vardır… Rosetta dışarı çıkar ve iş bulabilmek için cinayette dahıl olmak üzere herşeyi yapabilecek moddadır.. Filmi Ekleyen:OceanGirL imdb puanı:7,3 (4,126 OY) sinemalar.com puanı:5,9 (12 OY) Filmin Türü:Dram Filmin Çekildiği Ülke:Belçika Filmin Yapım Yılı:1999 Filmin Yönetmeni:Luc Dardenne, Jean-pierre Dardenne, Filmdeki Oyuncular:Émilie Dequenne, Olivier Gourmet, Frédéric Bodson, Sophie Leboutte, Claire Tefnin, Leon Michaux, Colette Regibeau, Mireille Bailly, Victor Marit, Thomas Gollas, Christiane Dorval, Anne Yernaux, Fabrizio Rongione, Bernard Marbaix, Florian Delain, Yapımcı:Luc Dardenne, Arlette Zylberberg, Michèle Pétin, Laurent Petin, Senaryo:Luc Dardenne, Jean-pierre Dardenne, Görüntü Yönetmeni: Gösterim Tarihi:22 Eylül 1999 Belçika Filmin Süresi:1 saat 35 dakika Film hakkında ilginç bilgiler: Filmin hasılatı ve bütçesi:Film Amerikada gösterime girdigi ilk hafta hasılatı $20,187. http://www.putlocker.com/file/1F069850FBBACEE5 |
|
kavakta |
ukala alarmı!!!!!
yukarıda yazan "“Çeviri kadın gibidir: güzeli sadık, sadık olanı da güzel olmaz!” diyen can yücel..." girişine ilişkin..
bir rus deyişidir bu.
can yücel de "de-miş"tir muhakkak yeri geldiğinde ama onun icadı değildir.
somebody shoot me
can yücel çevirmez yeniden yazar.
keşke hep böyle yeniden yazsaymış.
bir de okumasaymış.
mesela metnin bir yerindesin. oranın çevirisi diyecek ki, çevirmen şöyle bir adam. bakıyorsun can yücel çevirisine, sahi usta böyledir diyor.
bazı yerler yorum gerektiriyor mesela. ya da hayata bir meyhaneden bakmış olmayı gerektiriyor. can yücel çevirileri böyle işte. meyhaneden hayata atılan bakış gibi.
sırtın bir sandalyeye yaslı iken hatta...
kendi şiirlerinden güzel oluyor çevirileri.
66. sone... ay
DENİZ MELTEMİ
Hayır yok tenden artık; hatmedildi kitaplar.
Ah! Bi kaçsam! bilirim, o mest kuşlara diyar,
Bir akl'almaz köpükle göklerin arasında.
Bir şey tutamaz gayrı, gözlerin aynasında
Yanan bahçeler bile, bu deniz kokan gönlü;
Tutamaz ne geceler, ne duran o hüzünlü
Boş kâğıtlar üstüne iğilmiş kandil öyle;
Tutamaz o çocuğunu emziren taze bile,
Gidiyoruz! Kalk, gemi! Yalpanı vur şöyle bir,
Ve sonra al bir günâ âleme doğru demir!
Ümitten onca çekmiş sıkıntı şimdi, dersin,
Hayır duasına mı kanmakta mendillerin?
Belki de bu direkler, fırtınalara davet,
Nâçar bir gün yığılır güverteye...Ne imdat,
Ne görünürde ada ve ne kürek ne yelken;
Ama sen geçme gine gemici türküsünden!
[:Stéphane MALLARMÉ]
SARDALYECİ KADINLARIN TÜRKÜSÜ
Dönün bakalım dönün
Ufacık kızlar
Dönün fabrikanın etrafında
Handiyse girersiniz siz de içeri
Dönün bakalım dönün
Balıkçı kızları
Balıkçı yetimleri
Beşiğinizin etrafına dizilen
Melekler vardı ya hani
Belli fabrika sahibinden para yedikleri
Tutup alınyazınızı yazmışlar
Yazılacak birşey olsaydı bari
Siz yok yoksul yaşayacaksınız
Biçok da çocuğunuz olacak
Ama biçok çocuğunuz
Onlar da yok yoksul kalacak
Onların da biçok çocuğu olacak
Ama biçok çocuğu
Biçok çocuğu ama
Dönün bakalım, dönün
Ufacık kızlar.
Dönün fabrikanın etrafında
Handiyse girersiniz siz de içeri
Dönün bakalım dönün
Balıkçı kızları
Balıkçı yetimleri
[:Jacques PREVERT]
[:Wystan Hugh AUDEN] in şiirini adeta baştan yazmıştır Can baba ve ne iyi etmiştir aslında;
ALLA`SEN SÖYLE NEDİR AŞKIN ASLI ASTARI!
Kimine göre ufak bir çocuktur aşk,
Kimine göre bir kuş,
Kimi der, onun üstünde durur dünya,
Kimi der, kalp kuruş;
Ama komşuya sordum, nedense yüzüme
Mânalı mânalı baktı,
Karısı bir kızdı bir kızdı, sormayın,
Aşkedecekti tokadı.
Şıpıtık terliğe mi benzer yoksa
Yoksa kandil çöreğine mi,
Hacıyağına mı benzer dersin kokusu
Yoksa leylak çiçeğine mi?
Çalı gibi dikenli mi, batar mı eline,
Andırır mı yoksa pufla yastıkları,
Keskin mi kenarı yoksa yatar mı eline?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
Tarih kitapları dokundurur geçer
Köşesinde kenarında,
Hele bir lâfı açılmaya görsün
Şirket vapurlarında;
Eksik olmaz gazetelerden, bilhassa
İntihar haberlerinde,
Mâniler düzmüşler gördüm üstüne
Telefon rehberlerinde.
Aç kurtlar gibi ulur mu dersin
Bando gibi gümbürder mi yoksa,
Taklit edebilir misin istesen kemençede,
Ne dersin piyanoda çalınsa;
Çiftetelli gibi coşturur mu herkesi
Yoksa ağıraksak bir hava mı?
İstediğin zaman kesilir mi sesi?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
Bir hâl oldum çardakların altında
Onu araya araya,
Küçüksu'ya baktım, orada da yok,
Boşuna çıktım Çamlıca'ya;
Anlamadım gitti bülbülün şarkısını,
Bir acayip gülün lisanı da;
Benim bildiğim o kümeste değildi
Ne de yatağın altında.
Aklına esince çıkarabilir mi dilini,
Başı döner mi asma salıncakta,
At yarışlarında mı geçirir hafta tatilini,
Usta mı düğüm atmakta,
Millet der peygamber demez mi,
Para mevzuunda nedir efkârı,
Borç alır borcunu ödemez mi?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
Ona rastladığı zaman duyduğu şeyleri
Kabil değil unutamazmış insan,
Yolunu gözlerim bacak kadardan beri
Ama o geçmedi bile yanımdan;
Merdiven dayadım otuz beşine,
Öğrenemedim gitti bir türlü,
Nemene mahlûktur bu düşerler peşine
Bunca insan geceli gündüzlü?
Gelsin ya, nasıl, pat diye gelir mi dersin
Burnumu karıştırırken tatlı tatlı,
Ya tutar yatakta bastırırsa sabahleyin?
Talih bu ya, otobüste nasırıma basmalı!
Gelişi yoksa havalardan anlaşılır mı,
Selâmı efendice mi yoksa gider mi aşırı,
Değiştirir mi dersin bir kalemle hayatımı?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
YAPRACIĞI GÖREN BALIK
Minnacık bir balık bir yaprak gördü
Körpe - yeşil - ve yemiş bahar güneşini
-yaprak değildi
Bahardı gördüğü-
Ve o düşle fırladı denizden
Ve düştü kaldı
Balık ki yaprağı görüp sarhoşladı
O ben'im işte
Erik ağacından düşen yapracık
Damarlarında hâlâ özsuyun hazzı
Bir gözyaşıyla
Sapından sarkan
Yaprak ki düştü erik ağacından
O ben'im işte
Ve çiçekler arasındaki erik ağacı
Güneşe ve yağmura dikmiş gözünü -
-Güneş ki olduracak meyvasını
Yağmur ki besleyecek meyvasını
Meyva ki sürdürecek erik ağacını
Ağaç ki çiçekler arasında
O ben'im işte
Ve meyva ki güneş kokar
Usulcana erir ağzında
Ve bir an emip de çekirdeğini
Ya yere atarsın ya da denize
O çekirdek ki mutlu
O ben'im işte
ZAHRAD
[:Walt Whitman]'ın O Captain! My Captain! şiiri can babadan;
OY REİS! KOCA REİS!
Oy reis, koca reis, alnımızın akıyla döndük seferden.
Savuşturup onca belâ, onca fırtınayı, sonunda murada erdin.
İşte liman, bak, çanlar çalıyor, bayram ediyor ahali,
Gördüler pupa yelken geliyor, gözüpek, gözü yeşil yelkenli.
Neyleyim, neyleyim ki ama...
Bu kan damlalarını nideyim?
Gayri uzanmış güverteye reis,
Soğumuş ellerini mi öpeyim?
Oy reis, koca reis, kalk da şu çanları dinle bari!
Baksana, senin bayrağın çekilen, senin şarkın söyledikleri!
Senin için bu çiçekler, senin için toplaştılar sahillerde,
Seni çağırıyorlar, bak, senin adın geziyor dillerde!
Gel, reis ağacığım benim,
Kolumun üstüne yatırayım seni.
Çoktan öldüğünü unuttum ama,
Bu kan damlalarını nideyim?
Reis cevap vermiyor sözüme, dudakları söylemez olmuş,
Ağam kolumu duymuyor bile, ne yüreği ne kalbi kalmış.
Sağ salim demir attı gemi, bitti artık sona erdi sefer,
Savuşturup onca belâyı, kazanılan bir güzelim zafer.
Bayram etsin sahil, çalsın davullar!
Yalnız bırakın beni gideyim!...
Reisin yattığı güvertenin üstünde
Böyle dolaşmayıp da nideyim?
[:Charles BAUDELAIRE]'in gönüllü ölü'sü can babadan...
GÖNÜLLÜ ÖLÜ
Koyu bir çamur bulup solucanlara uysam,
Bir derin çukur kazsam cânım için cihanda,
Serip kart kemikler'mi, bi yatsam, bi uyusam,
Bataklığa gömülmüş timsah gibi nisyanda.
Nefretim vasiyetler, nefretim kabirler tüm.
Avuç açacağama bidamlacık yaş için,
Sağken, akbabaları başıma üşürürüm,
Gölkanlara belensin o cenabet cesetim!
Kurtlar, gözsüz-kulaksız, benim kankardeşlerim,
Bolahenk feylesoflar, daldölleri leşlerin,
İşte size bir ölü, güloynar ve gönüllü!
Örenimin üstünde fırdönün gönlünüzce!
Var mı ölümden öte ölüye bir işkence,
Ölümü seçmiş madem ölülerle bu ölü?