Dede yoktu bizde dedeler vardı baba tarafında. Yedi kardeşin yedisi savaşa gidip, ikisi dönmüş. Diğerlerinin de hiç çocuğu olmadığı için dede diye anardık, işin ironik tarafı dedeler diye andıklarımızın hiç birini de görmedik. Yani hayatta olmayan ve üstelik dedemiz olmayanları dede diye söylerdik.
eskiden kuşluk vakti alt kattan kuran okuması çalınırdı kulağıma. artık okuyamıyor. geçenlerde sabaha karşı yine sesine uyandım, dedem kuran mı okuyor diye şaşırdım, meğer türkü çığırıyormuş.
Akciğer kanseri olduktan sonra 3 ay yanında kaldığım gözlerimin önünde tamamen eriyip giden delikanlı,pehlivan adam gibi adam,dede kelimesinin tam karşılığı dede.
Rahmetli 10 kişilik kahvalıtı sofrasında kendine özel birşeyler isterdi hep, ya küçük bir sahanda yumurta veya kavurma ve sadece benle paylaşırdı.
Babanın kemiğine s.çtığımın veya babanın bıyığına s.çtığımın diye takılırdı bana.
Abimlerle ablamlarla birlikte bizi kucağına alır peygamber kıssaları anlatırdı.
Her sabah ayağındaki bir nasır yarasını temizler, abdest alır, ayağını itina ile kurular, ayakparmaklarının aralarına pamuk yerleştirir, üstüne çorabını sonrada mestini giyerdi. Bu uzun merasimi izlemeyi severdim...
Hep "ölmeden önce elden ayaktan düşürme beni yarabbi, kimseye muhtaç etme" diye dua ederdi. Vefatetmeden iki hafta öncesine kadar elde kürek bahçeyi suluyordu. Duası kabul oldu çabuk gitti.
rahmetli dedemi hatırlamıyorum, ben çok küçükken öldü. sadece fotğrafının asılı olduğu odaya, ortaokulu bitirdiğim sene, hala rahat rahat giremiyordum. herkes ondan çok korkuyormuş sadece çocuklar değil.
dedem paraya çok önem verirmiş ve eğer gömleğinin sağ cebinde paradan dolayı bir şişkinlik olmasa kendini çıplak hissediyormuş. çok yaşlandığında bile üstünde şimdiki değeriyle en az 400-500 ytl bulunurmuş. Allah rahmet etsin.
dedem hep çocukken ilkti.
fötr şapkası ve bisikletiyle kasabanın ayrıksı öğretmeniydi.
kitap okuyan çocuklara para veren, tekel birasına bacanak birası diyen, akşamcılığı kendinden önce gelen,bayramda bile namaz kılmayan, ama ailenin erdemine inanan, bozkıra bakıp hüzünlenen, yaşayamadığı komünizmi uzak diyarlarda düşleyen...
ilkokuldan mezun olan çocuklarına aldığı "saat" hediyesini torunlarından da esirgemeyen, her zaman bağışlayıcı, memleketin ilk planörlerinden, ankara'da şimdiki gazi üniversitesinin ( gazi muallim terbiyenin) fransızca bölümünün çapkın düşçüsü...
ortaokuldaydım öldüğünde... demek ki rahat on beş on altı sene geçmiş. böyle yağmurlu bir sonbahardı işte..
dedem biraz ağır duyardı (rahmetli) ve lakabı sağır mustafa idi. bir gün doktora gider dedem.doktor dedeme seslenir 'mustafa usta kolunu sıyır' . dedem , sağır duymaz uydurur mantığına sığınır ve donunu sıyırıp oturur. :)doktor döner ve şaşkındır. ebem bir yandan doktordan utanmaktadır bir yandan dedemin donunu çekmeye çalışmaktadır.ama doktor gayet sakin şunu der:" usta onun tansiyonunu ölçemem ben". ebemin vışş herif deyişi ve dedemin utangaç gülüşü eşliğinde muayene biter.:)))
çok güzel bir adamdı dedem. askerliğini 7 yıl yapmış bir adam düşünün, öksüz ve tek başına geçmiş bir hayat. ama sağlam adamdı ve bir o kadar gölgesi ağırdı.
Yeni Türkü'nün 1979'da yayınlanmış ve akabinde yasaklanmış Buğdayın Türküsü albümündeki Sonbahardan Çizgiler veya bilinen adıyla Mamak Türküsü parçası Sonrad...
Dede yoktu bizde dedeler vardı baba tarafında. Yedi kardeşin yedisi savaşa gidip, ikisi dönmüş. Diğerlerinin de hiç çocuğu olmadığı için dede diye anardık, işin ironik tarafı dedeler diye andıklarımızın hiç birini de görmedik. Yani hayatta olmayan ve üstelik dedemiz olmayanları dede diye söylerdik.
dedeler torunlarina cocuklarindan daha yakin olurmuslar. torun sahibi kisilerden hep bunu duyarim.
gürcü kızının dedeyi takip edip, sokağın ortasında ayakkabısını çıkarıp kafasına vurduğu milat gibi anlatılır:)
ikisi de uzun boylu güçlü karakterlerdi ve ikisi de çok çapkın.sonunda yine her ikisi de ufak tefek hanımları sevmişler.
eskiden kuşluk vakti alt kattan kuran okuması çalınırdı kulağıma. artık okuyamıyor. geçenlerde sabaha karşı yine sesine uyandım, dedem kuran mı okuyor diye şaşırdım, meğer türkü çığırıyormuş.