-söylediklerimize göre düşün. gözler, ya da başka bir duyu, tekliği olduğu gibi görürse, bu bizi varlığın özüne götüremez. demin örnek aldığımız parmağın götüremediği gibi... ama teklikte her hangi bir çelişme olur da, çokluk gibi görünecek olursa, bir yargıca başvurmamız gerekir. o zaman ruh, ister istemez duraksar..düşünceyi dürtükleyip uyandırır, araştırmalar yapmak zorunda kalır. tekliğin ne olabileceğini kendi kendine sorar. bu tekliği kavrama çabası, ruhu, varlığın özü ile karşı karşıya getirir.
-evet, tekliği görmede bu özellik vardır gerçekten. aynı şeyi hem tek, hem de alabildiğine çok olarak görebiliriz..
-ama tek için doğru olan, bütün sayılar için de doğru olmaz mı?
-olur elbet.
-hesap ve aritmetik baştan başa sayılar üstüne dönmez mi?
-evet.
-demek insanı gerçek varlığa götürecek bilimler bunlardır!
-evet, diyecek yok buna.
-öyleyse, bizim de aradığımız bilimler bunlardır.savaş adamı, ordusunu düzenlemek için onlara baş vurduğu kadar, filozof da türeyip çoğalmalar dünyasından sıyrılıp öz varlığa kavuşabilmek için onlara baş vurur.yoksa hiçbir zaman düşüncelerine bir düzen veremez.
-doğru.
****************
-peki ne işimize yarayacak bu bilim?
-dediğim gibi,insana yükseklere atılma gücünü kazandıracak ve düşüncelerine görülür, elle tutulur nesneleri katmadan sayıların kendileri üzerine düşünmesini öğretecek. bu bilimlerle uğraşanların davranışlarını bilirsin. kendileriyle tartışırken tam bir bütün olan birimi bölmeğe kalktınız mı, sizinle alay eder, böyle şey olmaz derler. siz ne kadar bölerseniz, onlar bölüneni çarpma yoluyla bütünlerler. çünkü birimin artık birim olmaktan çıkıp birçok parçaların birleşimi gibi görülmesinden korkarlar.
-çok doğru.
-peki, onlara şunu sorsak ne dersin, glaukon?
''ey yüce bilginler, sizin üstünde tartıştığınız hangi sayılardır?sizin anlattığınız gibi birbirine tam eş ve parçalara ayrılmaz birimler nerede bulunur?''
buna verecekleri karşılık ne olabilir sence?
-bunlar, yalnız düşünce ile kavranan ve başka türlü ele alınmayan sayılardır, derler. sanırım.
-görüyorsun ki bu bilim, gerçekten vazgeçemeyeceğimiz bir bilim. çünkü insanı öz varlığa ermek için salt kavramları kullanmaya zorluyor.
-evet, buna çok zorluyor.
-şunu farketmişsindir, herhalde: doğuştan sayı bilgisine yatkın olanlar, öteki bütün bilimleri çabuk kavrarlar.kalın kafalılar da zar zor bu bilgiyi edindikleri zaman, başka yararları olmasa bile, düşünme güçlerini artırmış olurlar
-orası öyle.
-sonra, sayılar kadar insana kafa işlettiren bilim de az bulunur.
-doğru.
-bütün bu sebeplerle, sayılar biliminden vazgeçemeyiz, tersine en iyi kafaları onunla besleyeceğiz
aslında devlet pekde nitelikli bir yapılanma gibi gelmiyor bana. devlet sadece yasa çıkarıyor. ama uygulamada gene millete düşüyor herşey. devlet sadece bir kontrol mekanizması diye düşünüyorum. onu yapma şunu yapma. devlet kazaya sebebiyet verecek bir virajın başına uyarı tabelası koyar. ama devlet o virajı tehlikesiz hale getirmez. mesela kaymayı engelleyecek bir şekilde yapmaz. bunu sağlayacak madde ve teknoloji elbette var. her an kontrol altında olduğumuz duygusunu bilinç altına yerleştirmenin bir yoludur bu. galiba devlet sorunları çözmek yerine sorunlara farklı yaklaşımlar getirmek için var. devlet sigara yasağı çıkardı. noldu? herkes sigara içmek için kahvelerden, barlardan ,restorantlardan vs. yerlerden sokakalara döküldü. sigara içmeyen bir kişi eskiden günde 10 kişi görüyorsa sigara içen artık 10 katını görecek. ve sonra? sürekli göz önünde olan bir şey bir şekilde insanı cezbediyor. ve dahasıda var. kahveler boşaldı, barlar ve sigara yasağının vurduğu yerler mali açıdan sarsıldı. peki bu esnafın hali ne olacak? devlet bunu düşündü mü acaba? bence hayır! devlet bunu nasıl gelire çeviririmin hesabında bence! temelde gene millet etkili rol oynuyor, ama patron devlet aslında normaldede böyle ama yaşantılarımızda tam bağımsızlık söz konusu mu? değil!
birde dikkatimi çeken, yasaklara hemen uyum sağladığımız. bir esnafımız işletmesinde sigara içen bir müşteriyi-vatabdaşımızı polise bildiriyor. gene aynı işletme sahibi müşterisini karakola götüren polisten davacı oluyor. bu nasıl bir tezattır. kafamızı bu derece karıştırmayı nasıl becerdiler böyle (:
hazreti niçe demiştir ki;
devlet bütün soğuk canavarların en soğuk olanıdır. yalan söyleyişi de buz gibidir ve şu yalan dökülür dudaklarından: "ben devletim, halkın ta kendisiyim"
duyumlara göre deniz baykal'ın komplodan sorumlu tuttuğu varlık...
hegel " çeşitlilik içinde birliktir" diye tarif etmiş. pardon, bu hegel yavşak müdürüm!
bahçeli'si ve bahçesiz'i vardır. bahçesiz'i ekonomiktir. bahçeli'si pahalıya patlar.
en iyisi bahçesiz'inden alalım.
abi ver bir devlet. dublex olsun.
-öyleyse glaukon, bu bilimin öğretimini zorunlu kılacağız. devletin en yüksek işlerini görecek kimselere, bu bilimi niçin öğrenmeleri gerektiğini anlatacağız. edinecekleri bilgi üstünkörü de olmayacaktır. salt bir kavrayışla sayıların özüne varacaklar. ama sayıları, tüccarların, satıcıların, alım satım işlerindeki gibi kullanmayacaklar..sayıları savaş işlerine uygulayacaklar.ruh, onlarla görülen dünyanın, gerçeğin özüne daha kolay geçecek.
-güzel anlattınız.
-doğrusu, sizinle sayılar bilimi üstüne konuşurken, onun ne kadar güzel olduğunu, bizim işimize ne kadar yarayacağını daha açık gördüm. ama sayılarla, alım satım için değil, bilim uğruna uğraşmak şartıyla.
-söylediklerimize göre düşün. gözler, ya da başka bir duyu, tekliği olduğu gibi görürse, bu bizi varlığın özüne götüremez. demin örnek aldığımız parmağın götüremediği gibi... ama teklikte her hangi bir çelişme olur da, çokluk gibi görünecek olursa, bir yargıca başvurmamız gerekir. o zaman ruh, ister istemez duraksar..düşünceyi dürtükleyip uyandırır, araştırmalar yapmak zorunda kalır. tekliğin ne olabileceğini kendi kendine sorar. bu tekliği kavrama çabası, ruhu, varlığın özü ile karşı karşıya getirir.
-evet, tekliği görmede bu özellik vardır gerçekten. aynı şeyi hem tek, hem de alabildiğine çok olarak görebiliriz..
-ama tek için doğru olan, bütün sayılar için de doğru olmaz mı?
-olur elbet.
-hesap ve aritmetik baştan başa sayılar üstüne dönmez mi?
-evet.
-demek insanı gerçek varlığa götürecek bilimler bunlardır!
-evet, diyecek yok buna.
-öyleyse, bizim de aradığımız bilimler bunlardır.savaş adamı, ordusunu düzenlemek için onlara baş vurduğu kadar, filozof da türeyip çoğalmalar dünyasından sıyrılıp öz varlığa kavuşabilmek için onlara baş vurur.yoksa hiçbir zaman düşüncelerine bir düzen veremez.
-doğru.
****************
-peki ne işimize yarayacak bu bilim?
-dediğim gibi,insana yükseklere atılma gücünü kazandıracak ve düşüncelerine görülür, elle tutulur nesneleri katmadan sayıların kendileri üzerine düşünmesini öğretecek. bu bilimlerle uğraşanların davranışlarını bilirsin. kendileriyle tartışırken tam bir bütün olan birimi bölmeğe kalktınız mı, sizinle alay eder, böyle şey olmaz derler. siz ne kadar bölerseniz, onlar bölüneni çarpma yoluyla bütünlerler. çünkü birimin artık birim olmaktan çıkıp birçok parçaların birleşimi gibi görülmesinden korkarlar.
-çok doğru.
-peki, onlara şunu sorsak ne dersin, glaukon?
''ey yüce bilginler, sizin üstünde tartıştığınız hangi sayılardır?sizin anlattığınız gibi birbirine tam eş ve parçalara ayrılmaz birimler nerede bulunur?''
buna verecekleri karşılık ne olabilir sence?
-bunlar, yalnız düşünce ile kavranan ve başka türlü ele alınmayan sayılardır, derler. sanırım.
-görüyorsun ki bu bilim, gerçekten vazgeçemeyeceğimiz bir bilim. çünkü insanı öz varlığa ermek için salt kavramları kullanmaya zorluyor.
-evet, buna çok zorluyor.
-şunu farketmişsindir, herhalde: doğuştan sayı bilgisine yatkın olanlar, öteki bütün bilimleri çabuk kavrarlar.kalın kafalılar da zar zor bu bilgiyi edindikleri zaman, başka yararları olmasa bile, düşünme güçlerini artırmış olurlar
-orası öyle.
-sonra, sayılar kadar insana kafa işlettiren bilim de az bulunur.
-doğru.
-bütün bu sebeplerle, sayılar biliminden vazgeçemeyiz, tersine en iyi kafaları onunla besleyeceğiz
Platon/ devlet bölüm:524
bütün kötülüklerin anasıdır. babası da olabilir, cinsiyetçilik yapmayayım
tanrı öldü: post modern tanrı: sınır
aslında devlet pekde nitelikli bir yapılanma gibi gelmiyor bana. devlet sadece yasa çıkarıyor. ama uygulamada gene millete düşüyor herşey. devlet sadece bir kontrol mekanizması diye düşünüyorum. onu yapma şunu yapma. devlet kazaya sebebiyet verecek bir virajın başına uyarı tabelası koyar. ama devlet o virajı tehlikesiz hale getirmez. mesela kaymayı engelleyecek bir şekilde yapmaz. bunu sağlayacak madde ve teknoloji elbette var. her an kontrol altında olduğumuz duygusunu bilinç altına yerleştirmenin bir yoludur bu. galiba devlet sorunları çözmek yerine sorunlara farklı yaklaşımlar getirmek için var. devlet sigara yasağı çıkardı. noldu? herkes sigara içmek için kahvelerden, barlardan ,restorantlardan vs. yerlerden sokakalara döküldü. sigara içmeyen bir kişi eskiden günde 10 kişi görüyorsa sigara içen artık 10 katını görecek. ve sonra? sürekli göz önünde olan bir şey bir şekilde insanı cezbediyor. ve dahasıda var. kahveler boşaldı, barlar ve sigara yasağının vurduğu yerler mali açıdan sarsıldı. peki bu esnafın hali ne olacak? devlet bunu düşündü mü acaba? bence hayır! devlet bunu nasıl gelire çeviririmin hesabında bence! temelde gene millet etkili rol oynuyor, ama patron devlet aslında normaldede böyle ama yaşantılarımızda tam bağımsızlık söz konusu mu? değil!
birde dikkatimi çeken, yasaklara hemen uyum sağladığımız. bir esnafımız işletmesinde sigara içen bir müşteriyi-vatabdaşımızı polise bildiriyor. gene aynı işletme sahibi müşterisini karakola götüren polisten davacı oluyor. bu nasıl bir tezattır. kafamızı bu derece karıştırmayı nasıl becerdiler böyle (:
hazreti niçe demiştir ki;
devlet bütün soğuk canavarların en soğuk olanıdır. yalan söyleyişi de buz gibidir ve şu yalan dökülür dudaklarından: "ben devletim, halkın ta kendisiyim"
çakma baba. iskele babası.