bu kimin çevirisi bilmiyorum bir alttaki entry'dekinden farklı
Ve Artık Hükmü Kalmayacak Ölümün
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Ölüler çırılçıplak birleşecek tek bir gövdede
Yeldeki ve batı ayındaki adamla;
Kemikleri ayıklanınca ve yitince arı kemikler
Yıldızlar olacak dirseklerinde ve ayaklarında;
Delirseler de uslu olacaklardır her zaman
Batsalar da denize doğacaklardır yeni baştan;
Sevenleri kaybolsa da sonrasız yaşayacaktır sevgi;
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Kıvrımları altında denizin
Yatacaklar upuzun ölmeksizin yelcene;
Kıvranıp işkence aletleri üstünde
Adaleleri çözülünceye dek
Kayışla bağlasalar tekerleğe ezilmeyecekler
Avuçlarında ikiye bölünecek inanç,
Tek boynuzlu canavarlar yönetecek onları
Yıpratamayacakları her şeyi o paramparça kıracak;
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Martılar ağlamayacak artık kulaklarına
Dalgalar kırılmayacak gürültülerle deniz kıyılarında;
Bir mayıs çiçeği soldu mu hiçbir çiçek
Başkaldırmayacak vuruşlarına yağmurun;
Çılgın ve ölü olsalar da çiviler gibi,
Başları çekiç gibi vuracak papatyalara,
Güneş batıncaya dek güneşte kırılacaklar,
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
bir de ecevit çevirisi var ki aslında kötü de sayılmaz
ölüme kalmayacaktır bu dünya
ölüme kalmayacaktır bu dünya.
çırılçıplak ölüler
aydaki rüzgardaki adamdan olacaktır;
kemikleri tertemiz ve tertemiz kemikleri yok olduğunda,
yıldızlardan olacaktır, ayakları, dirsekleri;
akılları başlarında olacaktır delirseler de,
denizlere batsalar yükseleceklerdir yine;
yok olsa da sevgililer sevgi yok olmayacaktır;
ölüme kalmayacaktır bu dünya
ölüme kalmayacaktır bu dünya.
dalgaların altında upuzun yatanlar
dağılıp gitmeyeceklerdir denizde;
burulsalar da kasları koparan
çemberlerinde gerili, kırılmayacaklardır;
kopsa da ellerinde gerilen insanları,
kötülükler dolu dizgin delip geçse de onları;
paramparça olsalar da çözülmiyeceklerdir;
ölüme kalmayacaktır bu dünya.
haykırmaz olsa da kulaklarında martılar
gümbürdemez olsa da dalgalar kıyılarda;
çiçeklerin fışkırdığı yerde bir çiçek bile
kaldırmaz olsa başını çarpan yağmura;
deli de olsalar ölü de çiviler gibi
başverecektir kişilikleri, kırçiçeğinden sürer gibi;
çıkacaklardır güneşe tükeninceye dek güneş,
ölüme kalmayacaktır bu dünya.
çeviri: bülent ecevit
kaynak: sosyalist kultur ansiklopedisi
bu adamın ismi çok keskin büyüleyici.
tam adı dylan marlain thomas'tır.
Dylan Marlais Thomas, Galler'de Swansea kentinde doğdu. Babası İngilizce öğretmeniydi. Gençlik yıllarında yazılarıyla katkıda bulunduğu bir okul dergisi çıkaran Thomas, 16 yaşında okuldan ayrılarak bir gazetede muhabir olarak çalışmaya başladı.
1934'te İngiltere'ye taşındı. Aynı yıl, İngiliz şiirine yepyeni bir soluk getiren ilk kitabı 18 Poems' (18 Şiir) yayımlandı.
1937'de Caitlin McNamara ile evlendikten sonra bir Gal kenti olan Laugharne'e yerleşen şair, II. Dünya Savaşı sırasında birkaç yıl tekrar Londra'da yaşadı. BBC'de yayınlanan şiir programlarında okuduğu şiirleri bütün İngiltere'de beğenildi.
Savaş bitince Thomas Laugharne'e geri döndü ve bu dönemde doğa imgeleriyle yüklü şiirler yazdı. Fern Hill (Fern Tepesi) başlıklı şiirinde doğup büyüdüğü Galler'deki kırsal manzarayı şu dizelerle betimler:
Yemyeşil, umursamaz, o mutlu avludaki ambarlar arasında ünlü,
Bir de türkü tutturup o çiftlik yurdummuş gibi,
Yalnızca bir kerecik genç olan o güneşte,
Zamanın da izniyle oynayıp koşuşurken
Hep öyle pırıl pırıl Tanrı'nın esirgeyişinde,
Yemyeşil, pırıl pırıl, hem avcı, hem
çobandım, buzağılar
Ses verirdi öttürdüğüm boynuza, tepelerde
tilkiler donuk donuk havlarken
Pazar çanı ağır ağır çınlardı
O kutsal derelerin çakıllarında.
bu kimin çevirisi bilmiyorum bir alttaki entry'dekinden farklı
Ve Artık Hükmü Kalmayacak Ölümün
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Ölüler çırılçıplak birleşecek tek bir gövdede
Yeldeki ve batı ayındaki adamla;
Kemikleri ayıklanınca ve yitince arı kemikler
Yıldızlar olacak dirseklerinde ve ayaklarında;
Delirseler de uslu olacaklardır her zaman
Batsalar da denize doğacaklardır yeni baştan;
Sevenleri kaybolsa da sonrasız yaşayacaktır sevgi;
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Kıvrımları altında denizin
Yatacaklar upuzun ölmeksizin yelcene;
Kıvranıp işkence aletleri üstünde
Adaleleri çözülünceye dek
Kayışla bağlasalar tekerleğe ezilmeyecekler
Avuçlarında ikiye bölünecek inanç,
Tek boynuzlu canavarlar yönetecek onları
Yıpratamayacakları her şeyi o paramparça kıracak;
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
Martılar ağlamayacak artık kulaklarına
Dalgalar kırılmayacak gürültülerle deniz kıyılarında;
Bir mayıs çiçeği soldu mu hiçbir çiçek
Başkaldırmayacak vuruşlarına yağmurun;
Çılgın ve ölü olsalar da çiviler gibi,
Başları çekiç gibi vuracak papatyalara,
Güneş batıncaya dek güneşte kırılacaklar,
Ve artık hükmü kalmayacak ölümün.
bir de ecevit çevirisi var ki aslında kötü de sayılmaz
ölüme kalmayacaktır bu dünya
ölüme kalmayacaktır bu dünya.
çırılçıplak ölüler
aydaki rüzgardaki adamdan olacaktır;
kemikleri tertemiz ve tertemiz kemikleri yok olduğunda,
yıldızlardan olacaktır, ayakları, dirsekleri;
akılları başlarında olacaktır delirseler de,
denizlere batsalar yükseleceklerdir yine;
yok olsa da sevgililer sevgi yok olmayacaktır;
ölüme kalmayacaktır bu dünya
ölüme kalmayacaktır bu dünya.
dalgaların altında upuzun yatanlar
dağılıp gitmeyeceklerdir denizde;
burulsalar da kasları koparan
çemberlerinde gerili, kırılmayacaklardır;
kopsa da ellerinde gerilen insanları,
kötülükler dolu dizgin delip geçse de onları;
paramparça olsalar da çözülmiyeceklerdir;
ölüme kalmayacaktır bu dünya.
haykırmaz olsa da kulaklarında martılar
gümbürdemez olsa da dalgalar kıyılarda;
çiçeklerin fışkırdığı yerde bir çiçek bile
kaldırmaz olsa başını çarpan yağmura;
deli de olsalar ölü de çiviler gibi
başverecektir kişilikleri, kırçiçeğinden sürer gibi;
çıkacaklardır güneşe tükeninceye dek güneş,
ölüme kalmayacaktır bu dünya.
çeviri: bülent ecevit
kaynak: sosyalist kultur ansiklopedisi
bu adamın ismi çok keskin büyüleyici.
tam adı dylan marlain thomas'tır.
Dylan Marlais Thomas, Galler'de Swansea kentinde doğdu. Babası İngilizce öğretmeniydi. Gençlik yıllarında yazılarıyla katkıda bulunduğu bir okul dergisi çıkaran Thomas, 16 yaşında okuldan ayrılarak bir gazetede muhabir olarak çalışmaya başladı.
1934'te İngiltere'ye taşındı. Aynı yıl, İngiliz şiirine yepyeni bir soluk getiren ilk kitabı 18 Poems' (18 Şiir) yayımlandı.
1937'de Caitlin McNamara ile evlendikten sonra bir Gal kenti olan Laugharne'e yerleşen şair, II. Dünya Savaşı sırasında birkaç yıl tekrar Londra'da yaşadı. BBC'de yayınlanan şiir programlarında okuduğu şiirleri bütün İngiltere'de beğenildi.
Savaş bitince Thomas Laugharne'e geri döndü ve bu dönemde doğa imgeleriyle yüklü şiirler yazdı. Fern Hill (Fern Tepesi) başlıklı şiirinde doğup büyüdüğü Galler'deki kırsal manzarayı şu dizelerle betimler:
Yemyeşil, umursamaz, o mutlu avludaki ambarlar arasında ünlü,
Bir de türkü tutturup o çiftlik yurdummuş gibi,
Yalnızca bir kerecik genç olan o güneşte,
Zamanın da izniyle oynayıp koşuşurken
Hep öyle pırıl pırıl Tanrı'nın esirgeyişinde,
Yemyeşil, pırıl pırıl, hem avcı, hem
çobandım, buzağılar
Ses verirdi öttürdüğüm boynuza, tepelerde
tilkiler donuk donuk havlarken
Pazar çanı ağır ağır çınlardı
O kutsal derelerin çakıllarında.
romantizm akımını gönendiren ingiliz şair. aslen galler doğumludur. alkolik olması hayatına mal olmuş kişilik.