''taviz vermeden güçlenebilecek yegane değer edebiyattır ve
bataille'ye göre edebiyat kötülüğün takendisidir.hiçbir şeyden
sorumlu değildir,hiçbir şey ona dayanarak oluşmaz.
o,her şeyi söyleyebilir..' bu y.İ nin bataille için söylediği...
'yazmak ya
- markiz's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun





"kurban, seni , içinde bulunduğun ve içten yapının dışında bir anlamı olduğu için yalnızca bir şeye indirgenebildiğin bu dünyadan çekip çıkarıyorum. seni tanrısal dünyanın, olan her şeyin derin hiçliğine kavuşturuyorum."
"kötülük ahlakın karşısında değildir kötülük ahlakın yüksekliğine işaret eder" der bataille.
(bkz. kötülüğün metafizikçisi)
romanda emma bovary intihar ediyor. bir bakıma flaubert her ne kadar emma'yı yargılayıcı cümlelerden kaçınıyorsa da romanın sonunda kahramanının hayatına kendi elleriyle son verdiriyor. mahkeme erkek egemen bakış açısıyla emma'ya verilen cezayı az bulur ve emma bir bakıma vicdanlarda ceza alması için tekrar yargılanır. davanın sonunda yazar beraat eder ve kitap olağanüstü ilgi görür. suç ve ceza'da ise yazar adaleti tecelli ettirir. her halükarda yaşadıkları devirlerde her iki yazar kırılması gereken yargılarla uğraşmışlar ince ince. edebi eser yaratmanın güçlüğü insanın zaaflarını gerçekçi bir gözle, olduğu gibi sunabilmekte.
gustave flaubert 'emma bovary benim' derken kahramanının başına gelenleri üstlenerek mahkemede adeta madam bovary'yi savunur duruma gelmişti. kaldı ki bu olay fransız edebiyatında, hatta dünya edebiyatında roman kahramanlarının da yargılanabileceğini göstermesi açısından ilktir. belki de söylenmek istenen budur. şimdi düşünüyorum raskolnikov cezasını çekmeseydi dostoyevski yargılanır mıydı?
raskolnikov kötümüdür değilmidir?
işte kötülük denen şeyin tartışması. ve sonuç. uzlaşmaya gerek yok. her taraf haklı olabilir.
işte edebiyat bu tartışmayı merkez edinebilir pekala.
ve bu iş yapılırken sığ kalan eserler yani sadece kötülüğü ortaya koyan ve/veya kötülüğü öven eserler ile, bu kötülüğün kaynağını anlatan ve o kötülüğün insanın kendi içinde boğuluşunu anlatan eserler ve edebiyatçılar arasında bir derinlik farkı vardır. kasıtta tam olarak bu farkadır
guantanamo'daki hayatı roman formatında okuyucuya aktaran bir mahkumun hikayesinde kötüyü nereye koyacağız? belki de üste görevli amerikalı subay gözüyle terörist ahmet(atıyorum)kötüdür. demek ki edebi kötülük de bireysel ve dahi küresel hale gelecek:)
raskolnikov yaşlı kadını planlayarak, tasarlayarak öldürmüştür. dostoyevski insan tabiatını sorgulamaktadır uzun uzun cümlelerle. raskolnikov'u o duruma getiren şartları, toplum yapısını, aile yapısını hatta. bu dostoyevski'nin kötü olduğu anlamına gelmez elbette. ama raskolnikov kötülük yapmıştır sonuç olarak cana kıyarak, bedelini de fazlasıyla ödetmiştir yazar başroldeki kahramanına.
kötülük bir kavram.iyilik gibi.
anlaşılmaya çalışılan.
her anlama çabası edebiyatın ve edebiyatçının dahlindedir tabii ki.
freeitin dediği gibi, -iyiliğin kökeninde yatan kötülük-'te takılmak kalmak ve oradan bir üst düzeye geçememek ise kolay tüketimi olan sıradan edebiyatı ve edebiyatçı işi bir durumdur.
bir olayın gerçek anlamda iyi veya kötü olduğuyla alakalı bir şeyden değil, kötülük kavramının edebiyatta işlenişinden bahsediyoruz tabii.
raskolnikov ve dostoyevski kötü değildir mesela
kötü nedir, ne değildir diye soralım. toplumların din bazında birleştiği üç büyük günah var bildiğimiz. bunun dışındakiler olsa olsa yazarların hayat tecrübeleri, gözlem yetenekleriyle bağlantılı aktarımlarına konu olan olaylardır. sefiller'de ekmek çalıp kürek mahkumiyetine çarptırılan jean valjean örneğini ele alırsak, şimdi aynı olay olsa acaba kötülük olarak mı değerlendiririz, romanlaştırmaya değer bir hadise midir? başka deyişle ekmek çalıp, uzun yıllar hapis yatmış adamın hikayesi çok satar mı ya da edebi değeri anlaşılır mı bu devirde:)
edebiyatçı kendisine ben kötüyüm diyebilen ve derken de doğru söyleyen bir insan kişisidir. ve bir insanın kendisine ben kötüyüm demesi için kötülüğü ve kendisini az biraz da olsa tanımış olması gerektir zaten. ki kötüyüm demek de edebiyatçı olmak da yine gider kendini tanıma noktasında kesişirler.
işte bu edebiyatçılar az daha büyürler de o kötülük seviyesinden az daha derine ulaşabilirlerse o zaman kendilerine filozofi bir sıfat da ekleyebilirler. ve asla sıradan edebiyatçı olmazlar.
sözün özü. evet sıradan bir edebiyatçı ile kötülük içiçedir