saçlarından yüzünü görme şerefine nadiren nail olunan, yazıları sonuna kadar pek okunamayan , baba ve piç romanıyla hakkında türklüğe hakaret davası açılan ve bu davadan beraat etmiş olan zaman gazetesi köşe yazarı.aynı gazetede yazan nihal bengisu karaca
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun




son yazısı beraber yaşama sanatı nda stephan hawking'in 100-200 yıl içinde insanlığın uzaya taşınması gerektiği , aksi takdirde yok olacağı savına değiniyor. bu haber gazetem radikal'de çıkmıştı, ben de arkadaşlarımla paylaşmıştım. sanırım ikimizin de ilgisini çekmiş. elif hanım yazısında uzay kolonisini kuracak olanların alt kimliklerine vurgu yapıyor. kısmen katılıyorum.
sadece aşk'ı yeter vallahi tillahi:
konuşması yol'da olduğunu hissetiriyor:
yazdığını yaşamayan onca romancı varken o romanımıza şems'i düşürmüş:
pinhan: 1998 mevlana büyük ödülü.
şehrin aynaları
mahrem: (2000)türkiye yazarlar birliği ödülü
bit palas:(2002)
araf:(2004)İngilizce yayımlandı.
med-cezir:(2005)
baba ve pic:2006
siyah sut: aylarca satış listelerinden inmeyen ilk otobiyografik roman.
aşk:(2009)
eserleri yirmiden fazla dile çevrilen yazarın romanları, dünyanın en önemli yayınevlerinden farrar, straus and giroux, viking, penguin tarafından yayımlanmaktadır.
boş konuşan boş kafalılara belki iyi bir cevap olabilir. yabancı yayınevleri eş-dost-hısım-akraba işine; açıkçası yavşak işlere pek girmezler.
yazılarını keyifle, hayranlıkla, hiç kaçırmadan okuyorum. en ufacık bir ''ben neymişim!'' tarzındaki ifadeye
rastlayamazsınız yazılarında. onun şahsiyetli fakat mütevazı duruşunu beğeniyorum.
yüz hatları orantılı ve güzel. giysilerini ve takılarını çok beğeniyorum. uzun boylu ve ince, ne giyse yakışıyor, tarzı olan kadınlardan ama rüküş değil.
geçen hülya avşar soruyor'da gördüm.
makyaj yapınca güzelleşiyor.
(bkz. the forty rules of love)
amerika izlenimlerini okuyorum. abd'de neredeyse kırk dakikada bir roman yayımlanıyormuş. edebiyat yelpazesi içindeki kavgalar, tartışmalar bizdekini aratmayacak düzeydeymiş. abd çok büyük bir ülke. her eyaletin kültürel yapısı farklı, hatta aynı eyalet içindeki kentler, kırsal bölgeler kültürel açıdan oldukça farklı bir harita çiziyorlar. böyle olunca da aradaki mesafeler kavgaların şiddetini azaltabiliyor, haliyle birbirinden haberdar olamama veya farklı kültürleri algılayamama sorunu yüzünden edebi alan da bundan nasibini alıyor.
son zamanlarda her meslek türünden, kendisini bu alana yakın hisseden abd vatandaşları internette kitap okuma blogları oluşturup eleştiriler yapıyorlarmış. yayınevleri bu blogları profesyonel eleştirmenlerden daha fazla önemsiyorlarmış. bir yerde kamunun, yerelin sesi tabii, sonuçta bu araştırmalar bir sonraki sezonda yayımlanacak romanlara yol açıyor, kapitalist sistemin olmazsa olmazı tüketici beğenilerini sınıflandırmak..
işin ticari boyutu internet ortamında elde edilen kolaycı saptamalarla ihmal edilmemiş oluyor.
bloglardaki acemi eleştirmenlerin, okuyucuların,zincirin son halkasının, parayı verip düdüğü çalanların(uzatabiliriz aslında) marks'tan alıntıdaki gibi katı olan herşeyi buharlaştırabilenlerin diyelim seri imalat gibi görülebilen roman arzında ne gibi katkıları olabilecek? abd gibi oldukça yüksek nüfusa sahip ülkede, edebiyatla(roman kısmıyla)ilgilenen okuyucu profili nasıldır? ne gibi özellikler gösterir? edebiyatı elitistlerin görüş alanından uzaklaştırdığımızda, kalan kısımlar bizi ne kadar tatmin edecek?
ya da şöyle diyelim: entelijansiyası su götürür bir ülkede elde ettiğimiz veriler bize ne kazandırır?
elif şafak, romanının tanıtımı için çıktığı amerika gezisi sonrasında, bu ve benzeri sorulara cevap niteliğinde yazılar yazar diye bekliyorum.
elif hanım yazılarını the house-cafe'de, bir köşeye çekilip yazarmış bazen. evdekiler rahat vermiyor anlaşılan:)
yazilarini hic kacirmam. iple cekerim diyebilirim. dusunce dunyamiz paralel seyrediyor. ayni anda ayni sekilde dusunuyoruz.
oldukca mutevazi pratik seyyah dervise hanim:)