şimdi görüntülenenler

felat cemiloglu



eski diyarbakir ticaret ve sanayi odası başkanı. hasan cemal kürtler adlı kitabının giriş bölümünde ondan uzun uzadıya bahseder. diyarbakir 5 nolu'da yediği malın haddi hesabı hesabı yokmuş. yediği tüm sülalesine miras kalmış. bir ömür o kazanç bi

0 entry -

admin kullanıcısının resmi
 #

Felat Cemiloğlu'nun Diyarbakır zındanını Hasan Cemal'e anlatımı Anlatmaya basladı;
"Hapishaneden kurtulduğum zaman genç olsaydım, dağa çıkardım."
Hasan Cemal - Kürtler

Dinledikçe içim acidi.
"Adim, Felat Cerniloglu. 1928 Diyarbakir dogumluyum.
1982 yilinda Diyarbakir K Tipi Askeri Cezaevî'nin 33 No'lu kogusunda yasadiklarim cehennemdi.
Ben sekiz yasindayken, 1936'da bütün Cemiloglu ailesi ve damatlari, iskân Kanunu uyarinca degisik illere, Ordu'ya, Giresun'a, Samsun'a, Kastamonu'ya, Sinop'a, Lüleburgaz'a, Kirklareli`ne Edirne'ye, Konya'ya, Denizli'ye sürülmüsler. Bizim aileye Onlu düsmüs. Ben ilk ve ortaokulu Ordu'da okudum. Lise olmadigi için 1944'te istanbul'a, Haydarpasa Lisesi'ne yatili gönderildim. Ordu'ya sürgün gidince bizim aileye bir ev ile bir findik bahçesi verilmis borçlandirma karsiliginda,..

Diyarbakir'in en köklü ailelerinden biridir Cemîlogullari

Yetmis köyü varmis.

Bazi köylerimizin isimlerini animsiyorum: Karabas, Köprübasi, Ambar, Tavukla, Sernami-Yeni Evler. Sonra kaza olan Bismil de bir zamanlar Cenüluglu ailesinin köyüyrnüs. Biz Diyarbakir'dan Ordu'ya sürgün edildikten sonra bizim topraklara, köylere Bulgaristan'dan gelen muhacirîer yerlestirilmeye baslanrms...

Savas sonrasi 1948'de Amerikan Marshaü Yardumi'yla birlikle sürgün karan kalkti. Evinize dönebilirsiniz dediler Ya da isteyen Ordu'da ve diger vilayetlerde kalabilir dendi. Herhalde Amerikan yardiminin bir önkosulu olarak iskân Kanunu kaldirilmis oldu.

Diyarbakir'a dönmeye karar verdi ailem.

Topraklarimizin bir kismina Bulgar muhacirler konmustu. An-

çak tapuya tescil ettirmeyenlerden, sicak ve hastalik nedeniyle kaçip gidenlerden topraklarimizi, sekiz on köyü geri aldik. Buralarda simdi hâlâ Bulgar muhaciri Türkler yasar. Öteden beri daha çok resmi devlet dairelerinde kapici, odaci, memur olarak çalisirlar.

1948'de ben de istanbul'dan Diyarbakir'a geri döndüm. Lise son sinifi okumaya basladim. Lise bitti, tekrar istanbul'a gittim. Sultanahmet'teki Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu'nu bitirdim. Diyarbakir'da Belediye iktisat müdürlügü, Millî Koruma müdürlügü, Ticaret ve Sanayi Odasi genel sekreterligi, baskanligi, 1992'de ise Güneydogu` dari ilk üye olarak TOBB Yönetim Kurulu üyeligi yaptim, iskenderun'da askerlik hizmetimi yedek subay olarak yerine getirdim.

27 Mayis oldu.

Sekiz ay kadar Belediye reis vekilligi görevinde bulundum. O zaman Diyarbakir valisi Namik Kemal Sentürk'tü. Abim Nejat Ce-miloglu 1963'te ismet inönü'nün CHP'sinden Belediye reisi seçildi ve 1974'e kadar iki dönem yapti bu görevi,

1977'de Demirci'm AP'sinden Belediye baskan adayi oldum. Mehdi Zana bagimsiz olarak kazandi. 1989'da da Özalin ANAP`in dan baskan adayi oldum. Rahmetli beni özel bir kamuoyu yokla-masiyla bulmustu,

Ordu'dan döndükten sonra abimle birlikte 12 bin dönüm araziyi Islemeye basladik. Bu arada ben on iki yil Sirnak Kömürleri Vilayet mutemetligi yaptim. Ne miydi bu? Kömür tevzii. Sirnak kömürlerinin Siniak-Kurtalan arasi nakliyesi. Günde l 000 ton kömür çekerdik, 100 kamyon demekti her gün. Kurtalan'dan trenle 18 vilayete dagitilirdi. 1982'de Diyarbakir Ticaret Odasi'nda yöneticilik de yapiyordum.

Elli dört yasindayken, 21 mayis 1982'de gözaltina alindim.

önce evim ve bürom arandi. Evden ayrilirken esime, hadisenin Kurtalan'la alakasi olabilecegini ve Bedii Tan ile Aziz Ipekçi'ye her seyin dogrusunu anlatmalarini söylemesini tembih ettim. Diyarbakir Orduevntiii arkasinda YSE'ye ait, bir otobüse bindirildim. Otobüste bir üstegmen, bir basçavus ile on kadar asker vardi.

Sabaha karsi Siirt`e ulastik.

Merkez Komutanligina geldikten sonra üstegmen bir yere telefon ederek 'Emaneti getirdik!' dedi. Ömer isminde bir askeri çagirdilar. Uykudan yeni uyanmis olarak geldi. Ceketimin ense-sinden yakalayarak ve sert sekide iterek bir büroya götürdü, kösede bir odaya soktu. Hayatimda ilk olarak böyle bir muamele gördügüm için çok aginma gitti.

Odada arkasi olmayan bir sandalye ile yerde manyetolu bir telefon ve duvarda istiklal Marsi'nin on latasina ihtiva eden bir serlevha vardi. Uygunsuz davrandigim takdirde bana dayak atacagini söyleyerek gitti. Sabaha kadar sigara içerek ve sandalyede pinekleyerek vakit geçirdim. Sabahleyin çatal, çorba ve ekmek verdiler. Ekmekten çok agir bir küf kokusu geliyordu. Kusacak gibi oluyordum. Böylece iki gün yemek yiyeniedim. Yemek getiren askerlerden biri, alisacagimi, bunu da arayip bulamayacagimi söylerken, hadiseler bana rüya gibi gelmekte ve her an çagnhp ifadem alindiktan sonra serbest birakilacagimi düsünüyordum,

22 mayis 1982

Cuma sabahi üç dört kisilik sivil ekip, gardiyan Ömer, parama ve esyama ait bir zabit tuttular, (Evden alindigim sirada bozuk paralarimin haricinde yanima 50 bin lira almistim. ) Bu arada bes alti paket Maltepe sigarami da aldilar. Bundan böyle sigara içmemin de yasak oldugunu söylediler

23 mayis 1982

Cumartesi gününü de iskence odasi oldugunu ögrendigim odada, gardiyan tembihiyle istiklal Marsi'ni ezberlemekle, sandalye üzerinde veya beton zeminde çekelimi alta sererek geçirdim. Pazar günü aksama dogru gardiyan beni bölük komutaninin yanina götürdü. Bölük Komutani Mustafa Samur, bana buranin 'sorusturma` oldugunu, her türlü iskenceyi görebilecegimi, sakat kalsam, Ölsem dahi kimsenin kendilerinden bir sey soramayacagini, bu sebeple sorduklarina dogru cevap vermemi ve kendisine ne söylersem sonradan degistirme veya inkâr yoluna sapmamami tavsiye etti. Müteakiben, buraya yasadisi bir örgüte yardim mevzuunda getirildigimi, bu hususta bildiklerimi anlatmami söyledi.

Ben de Dicle insaat ve Ticaret Limited Sirketi'nin müdürü ve ortaklarindan oldugumu, Sirnak'taki kömür ocaklarindan Kurtalan'a 15ü bin ton kömür ihalesiyle, bu kömürleri vagonlara yükleme isi yaptigimizi ve aynca Diyarbakir Vüayeti'nin mutemedi olarak kömürlerini temin ettigimizi, Siniak-Kurtalan arasindaki iha-teyi degisik senelerde 1976'dan beri üç defa sirketimizin aldigim ve günde 800 ton kömür tasima mecburiyetinde oldugumuzu ve Sirnak Kurtalan nakliye isinin sirket tarafindan vazifelendirilen Aziz ipekçinin idaresinde yapildigim söyledim. Ancak ihalenin aksamaya basladigini, günde 100 kamyonluk nakliye yapilmasi

icap ederken, son zamanlarda günde 2 kamyona kadar düstügü- mi, kamyonlarin yollarda, hatta Midyat civarinda yol güzergâh: daki karakollarin yaninda soyulduklarini, soyulan kamyon sofö loriylo bu hususla devamli tutulaii zabitlarin Türkiye Kömür isle MK'len'ne ve Siirt Sikiyönetim Komutanligi Yardunciligi'na gönd< rildigini, hu arada kimsenin mevzuyla alakadar olmadigini söyle dim. lîu arada isi yapamadigimiz, teminatimizin irat kaydedilen gi isin yeniden ihaleye çikarilacagi, cezaî sartlarin uygulanacagi, telgraf ve yaziyla ihbar ediliyordu. 1980 yili temmuz ayi sonlan olmali.

Kurtalan'daki isleri idare eden Aziz ipekçi Diyarbakir'a geldi. Benimle yalniz görüsmek isledi. Telasli ve korkmus bir hali vardi. On sekiz-yjrmi yaslarinda bir gencin yazihaneye geldigini, Apo örgütünden oldugunu, 5 agustos tarihine kadar sirketimizin 2 milyon ura ödemesine örgütün karar verdigini, kamyonlarimizi kendilerinin soydugunu, bu para verilmedigi takdirde kamyonla-

nn gelisine müsaade etmeyecekleri gibi, yükleme isinde çalisan loderimimizn dinamitlenecegini söyledigini anlatti.

Son sene sirkete ortak yaptigimiz Bedii TanVda çagirarak ne yapabilecegimizi tartistik. Aziz ipekçi bu is halledilmedigi takdirde isin urunda ölüm olabilecegini, kendisinin çoluk çocugunun oldugunu, hayatim tehlikeye atamayacagim söyledi. Ertesi sabah Aziz ipekci ile Bedii Tan Batman ve Kurtalan'a gittiler. Bedii Tan yaptigi tahkikat sonu paranin ödenmesinin icap ettigini, loder di-namitlendiginde, loder operatörü Hikmet'in ölmesi halinde her-kevsin, `Felat Cemiloglu para için adamin Ölümüne sebep oldu` di-diyecegini, devletin bize sahip çikmamasi sebebiyle parayi öde-mekten baska caremizin olmadigi görüsünü savundu.

Bunun üzerine islenilen parayi örgüte verme mecburiyetinde oldugumu anladim, Loderin yedek motorunu l milyon 600 bin li-raya satarak, 400 hin lira daha ilavesiyle Bedii Tan ile Aziz ipek-ci 'yi Kuitalan'a gönderdim. Dönüslerinde fazla izahat istemeden, verdiklerini Ögrenmekle iktifa ettim ve bu meselenin bir daha ko-konusulmamasini tembih ettim.

bu hadiseden 1 ay 7 gün sonra 12 Eylül 1980 oldu.

Bulun Türkiye'de oldugu gibi Kurtalan mintikasinda da anar-sik alakali olanlar toplanip tutuklaniyordu. Kendi aramizda bu hadiseyi kapattigimizi, yalniz is ortaya çiktiginda hadiseyi dogru olarak anlatmaya karar verdigimizi yüzbasiya söyledim.

Sonradan ögrenmistim, Bizden para alan çocuk, daha önce 1980`de yakalanip sorgulanmis. Bizden para aldigini itiraf etmis. O zaman beni yakindan taniyain 7. Kolordu Komutani Korgeneral

Kemal Yamak ve Vali Erdogan Sahinoglu, 'Cemiloglu isteyerek vermemistir' düsüncesiyle sorusturmayi engellemisler,, 12 Ey-lüi'den hemen sonra 7. Kolordu istihbarat subayi Binbasi Çetin Bey bana gelip Diyarbakir Belediye baskanligi konusunda nabzimi tuttu, kolordu komutani adina. Ben kabul etmemistim. Havadis sehirde yayilmisti. O zaman Belediye baskanligina bakan albay, bu havadisten rahatsiz olmus olacak ki, Siirt Sikiyönetim kurmay baskanindan hakkimizda iddiada bulunan gencin ihbarini ögrenmis, iste 1982`de Diyarbakir Cezaevi'nde tutuklu bulunan ihbarci tekrar Siirt'e getirilip yeniden ifadesi komutanligin istedigi gibi alinmis. O geceyi ayni odada geçirdim.

Sabahleyin dokuz sularinda bir yarbay geldi, ifademi dogru vermemi tembih etti. Bir müddet sonra gardiyan Ömer, yerdeki çok kirli bir çaputla gözlerimi bagladiktan sonra ite kaka yüzbasinin odasina götürdü. Gözüm kapali oldugu için odada kaç kisinin oldugunu görmemekle beraber, çok kisinin oldugu inancina kapildim. Bu arada bana soru soran birinin sesinden sabah ugrayan yarbay oldugunu anladim. Daha sonra bu yarbayin Siirt Sikiyönetim kurmay baskani oldugunu ögrendim. Kolordu Komutani Korgeneral Kemal Yamak' la, valiyle, hükümetle olan münasebetlerimi, kaç dönüm arazim oldugunu, ne kadar hazine arazisi kullandigimi, kömürleri neden ucuza ve veresiye verdigimi, bundaki maksadimin ne oldugunu suçlayici sekilde sordu. Ben de cevaplarimi dogru olarak verdim.

Sonra bana, 'Senin akrabalarin bu devletin temeline dinamit koymaya çalisirken senin bizle kol kola gezmenin faydasi yok, onlar yapmis sen çekeceksin, sen yaparsan torunlarin çekecek' dedi. Ben de, 'Akrabalarimin Suriye'ye ben dogmadan gittikleri-ni( degerlendirmeyi böyle yapiyorsaniz, bosuna yasadisi örgüte isteyerek yardim yapip yapmadigimi sorup niye kendinizi yoruyorsunuz, zaptinizi ve kanaatinizi bildiginiz gibi yapacaginiz anlasiliyor, benden artik bir sey sormaniza lüzum var mi ?' diye cevaplandirdim. '

Beni tekrar gözüm kapali olarak hücreme geri gönderdiler

26 mayis 1982

Sali gününe kadar hücrede tek basima birakildim. Günde bir-Kac kere, en az üç defa bütün hücrelerin kapilarini açip, içeride kapiya dogru esas durusta durdurup, tek tek 'istiklal Marsi', 'Türk Gençligine Hitabeyi, 'Andimiz` söyletiliyordu. Bu arada söyleyeme- yenler, yanlis söyleyenler, az bagiranlara gardiyan Ömer'in vurdugu rop ve l. okal. sesleri geliyordu. ilk kaldigim hücrede, yerde, kösede manyetolu bir telefon var-di. Daha evel bu odanin bir yazihane oldugunu düsündüm. Daha sonra, zannediyonuii 26 mayis 1982 günü gözümü baglayarak ko ridora çikardilar, yüzümü duvara döndürdüler, bir müddet sonra benim kaldigini hücreden bir gencin feryatlari gelmeye basladi, Manyetolu telefonun elektrik verilmede kullanildigini böylece ögrenmis oldum. Bana da, 'Dogru konusmadigin takdirde olacagin budur' dediler.

Hir müddet sonra beni koridorun ortasindaki bir odaya koydular. Daha bir müddet, iskenceden dolayi feryatlar duydum. Yanima bir iki saat. sonra iskence yaptiklari kisiyi (Kadri... ) getirdiler perisan vaziyetteydi. Odada yalniz iki adet demir karyola vardi, yili. e latan yoküi. Öylece, demirlerin üstünde yatiyorduk.

Iki üç gün suura gözlerim baglanmadan, bölük komutaninin odasina götürüldüm. Orada sivil bir baskomiser, iki sivil polis beni sandalyeye oturtarak ifademi aldilar. Yüzbasi ben ifarlemi verirken girip cikiyordu. Sigara ikram etliler Yasak oldugunu söyledim. Gardiyan Ömer'den sordular, dogruladi. Günde üç paket sigarn içmeme ragmen sigara icmek için bir arzu duymadim. Ifademi hep anlattigim gihi söyledim ve imzaladim. Ertesi gün gardiyan tras olmami. söyledi. Biraz sonra daa beni yüzbasinin odasi-na götürürken, tuggeneralin beni görmek isledigini ekledi.

Tuggeneral beni karsisina oturttu.

Yüzbasiya da sandalyeye oturrmasini söyledikten sonra askere 'Üç çay' dedi. Pasa, Diyarbakir'da sevilen ve sayilan bir kisi oldugumu duydugunu, hayatta bu gibi seyierin olabilecegini, bir ihtiyacini olup olmadigini, ihtiyacim olursa yüzbasiya cekinmeden_ söyleye b i lecegimi, arabanin da bir aii önce hazirlanarak Diyarbakir'a sevkimin yapilmasini yüzbasiya emretti. Yüzbasi cayini içmedi. Komutan gittikten sonra bana karsi eskisinden daha sert davranmaya, basladi,

Sikintilarin birkaç güne kadar Diyarbakir'a gider gitmez bitecegi ümidiyle olanlari fazla mühiniseuiiyordum. Bu haksizligin hep devam etmeyecegini düsünüyor, teselli buluyordum. Siirt'e gelinimin on ikinci günü sabahi herkesi kogusun önüne çikardilar. Kör hir tiras makinesiyle koyun kirpar gibi tras etmeye basladilar Gardiyana, yüzbasiyla görüsmek istedigimi söyledim. Götürdü. Diyarbakir'da tevkif edilmeme ihtimalim oldugunu düsünerek yüzbasiya, toplantilarim oldugunu, bu yüzden saçimin ke-

silmemesini rica ettim. Epey kizdi. Ben de kizmasina lüzum olmadigim söyledim. Geri geldim ve bir asker tarafindan üras makinesiyle yol yol tiras edildi kafam..,

Sonra YSE'nin otobüsüne bindirildik. Ikiser ikiser kelepçelediler. Bana sira gelinceye kadar kelepçe kalmadi. Böylelikle Diyarbakir'a kadar ötekilerine göre birkaçimiz daha rahat geldik. Ihbarcimiz Kâzim Türkkan da bizimle ayni otobüsle Diyarbakir'a döndü. Yol boyunca otobüste ayaga kalkarak, ihbarimizin tek tek söyledigi ve hepimizin tekrar etligi 'istiklal Marsi`, 'Ey Türk Gençligi', 'Andimiz` gibi marslar söyledik. Otobüste bir grup, un dört-on bes kisi kadarda Nurcu vardi. Üstegmen Fahrettin bazen Nurcularla tartisarak, bazen de hakaret ederek konusuyordu, Hana da verdigimiz paradan dolayi bir sey olmayacagini söyledi. Diyarbakir'a gelince bizi 'guzalti` denilen yere koymak için siraya dizdiler Üstegmen, basçavusa benirnle Bedii Tan ve Aziz Ipekçi 'yi ayni yere koymamasi için gizlice bir seyler söylüyordu.

Gözaltinda kaldigim on gün zarfinda, buranin sorusturmadan gelenlerin niahkenielorini bekleme yeri olduhunu, sonisüirmadan lenlerin bir nevi tedavi yeri oldugunu ögrendim, burada kaldi gim on gün içinde tevkif edilebilecegime hiç ihtimal vermedimi. Devamli olarak 5 No' lu diye adlandirilan askeri cezaevinde yapilan iskenceleri dinledim.

Nihayet büyük bir ümitle gittigimiz mahkemede savciya ifade verdikten sonra muhkeme huzuna çiktik.

Orada da ifade

 

PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
sitare kullanıcısının resmi