
'Rumları durdurun yoksa gereğini yaparız' / Dünya / Radikal İnternet
BM Genel Kurulu'nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Rum kesiminin Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetleriyle ilgili olarak 'tüm tarafları' uyardı. Erdoğan, 'Rum tarafının durdurulması için çaba gösterin aksi takdirde biz gereğini yaparız' dedi.Radikal Gazetesinin İnternetteki Yüzü, ul…
konuyla alakadar bir yazı.
mehmet şehmus güzel'den:
1960'lardan itibaren ve hele özellikle 1970'lerin başından bugüne, bütün devlet modelleri sorgulanıyorlar. En başta ise en çok sorunlu ve bizzat kendisi de yeni sorunların doğurucusu ve bu sorunları çözümlemekten aciz devlet-ulus. Sakın ulus-devlet diye yazmayın ve okumayın lütfen!
Çünkü ilk kurulmaya başladıkları 18. yüzyılın sonundan günümüze, aradan geçen onca zamana rağmen devlet-uluslar bizzat saptadıkları işlevleri (fonksiyonları) yerine getiremediler. Getiremiyorlar ve artık geçen zamanın da gösterdiği gibi getirmeleri mümkün değildir. O halde bu devlet modelinden ya tümüyle vazgeçilmeledir ya da ciddi bir biçimde ve a'dan z'ye düzeltilmesi zaruridir.
Her devlet kurulduktan sonra saptadığı hedeflere ulaşmak için çabalar. Ve bu hedeflere ulaşmak içinde kabul ve/veya tahammül edilebilir bir zamana ihtiyacı olduğu genellikle benimsendiğinden belli ölçülerde yapılan aşırılıklara, yanlışlara bile göz yumulduğu olur. Ama aradan geçen örneğin bir veya iki yüz yıl sonra hala ilk kuruluşundaki hedeflerine ulaşamamışsa ve hala 'O hedeflere ulaşacağım' diye söyleniyorsa ortada bir sorun var demektir. Bu öyle sıradan bir sorun da değildir. Bu koskocaman bir sorundur. Ve bu sorunun mutlaka sonuçlandırılması, çözümlenmesi de gereklidir. Çünkü artık bu kadar zamandan sonra hala 'Biz haklıyız, fakat hava kötüydü, hakem taraf tuttu, hele bize biraz daha zaman verin, göreceksiniz' türünden şeyler söylemeye, bahaneler yaratmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Yani kötü işlediği, ne işlemesi kardeşlerim, resmen 'top attığı', sorun üstüne sorun yarattığı ispatlı bir modele yeniden kimse iki yüz yıl değil iki yıl bile tahammül edemez. Yetti gayri! Ya basta! Eyyy hudeyyy ædî bes e!
Bu düzeltme işini, bu bakım ve onarımı ya o devletlerin akıllı yöneticileri yaparlar. Ya da devlet-ulusun yanlışlarında ısrar eden yöneticilerinin acizliği karşısında 'İş başa düştü' diyerek kollarını sıvayan, o devletin yurttaşı ve değişik halklardan oluşan insan toplulukları işe koyulurlar. Bunun başka çaresi de yoktur.
Avrupa'da, özellikle devlet-ulus modelinin yaratıcısı Fransa Cumhuriyeti de içinde olmak üzere, bütün devletler akıllı yöneticilerinin zamanında işi fark etmeleri ve yurttaşların, halkların gerekli uyarmaları sonucu devlet modellerini bakım ve onarıma aldılar. Yurttaşlarına, değişik halklarına, değişik dil, kültür, gelenek, kısacası değişik uygarlıklardan yararlanan insanlarına eziyetin de bir sınırı vardır. Ve bu sınır aşılınca o devlet modelinin acele olarak garaja çekilmesi, bakım ve onarıma alınması şarttır. İşte son elli veya altmış yıldır Avrupa'da ve özellikle Avrupa Birliği (AB) üyesi devletlerde saptanan budur: Devlet-ulus modelinin kilitlendiği noktalarda yeni çarelerin, yeni yöntemlerin, yeni formüllerin üretilmesi, geliştirilmesi, yani kısacası daha çok adalet, eşitlik ve özgürlük ve toplumun refahı ve kalkınması için yeni ve daha çok çözüm gerekliliği. Her devlet kendini denetime soktu, düzeltime tabi tuttu:
İşte İtalya Cumhuriyeti ile Fransa Cumhuriyeti örnekleri. Her ikisi de 'BÖLGE' ismini verdikleri, siyasi, idari, mali ve ticari açılardan özerklik sahibi ve bölge düzeyinde seçimle işbaşına gelen yerel yönetimlere (bir başkan, bakanlar kurulu denilebilecek bir 'yürütme kurulu' ve bir meclisle) o bölgenin sorunlarını çözmek, sorunlarına çare bulmak yetkileriyle donattılar. Böylece bölge kalkınmasının sağlanması, bölge halklarının kendi dillerinde eğitim ve öğrenim, basım ve yayın yapabilmeleri, ticaret yapabilmeleri, yatırım gerçekleştirebilmeleri ve kimi durumlarda dış ticari ilişkilerini bizzat saptamalarına olanak sağladılar.
İspanya Krallığı, baş belası diktatör Franko'nun 20 Kasım 1975'te ölmesinden hemen sonra, Belçika Krallığı da 1970'lerde çok bölgeli federal yapılı devlet modelini tercih ettiler. Almanya Federal Cumhuriyeti'ni, Avusturya Federal Cumhuriyeti'ni, İsviçre Konfederasyonu'nu saymıyorum bile. Daha sonra 1 Mayıs 1997'de seçimleri kazanan Tony Blair'in başbakanlığı döneminde Büyük Britanya Krallığı da federal yapıyı benimsedi. Fransa'da, evet devlet-ulusun yaratıcısı bu devlette bile, Mart 2003'te Anayasa'da değişiklik yapılarak 'Fransa yerinden yönetilen bir cumhuriyettir' ilkesi kabul edildi. En merkezi devlet yapısını 18. yüzyılın sonundan beri savunan ve uygulayan Fransa Cumhuriyeti'nin bile, 1980'LERİN BAŞINDAN BU YANA, yerel yönetimlere daha çok yetki tanımadığının bilinmesinin yararlı olacağını sanıyorum: Özellikle bu devlet yapısını 20. yüzyıl başında veya daha sonra örnek alan ve bu örnekte aradan geçen onca zamana rağmen hala ısrar eden bölgemiz devletleri ve bu devletlerin AKILLI YÖNETİCİLERİ AÇISINDAN.
Bütün bu örnekler Avrupa'da ve AB üyesi devletlerde devlet-ulus modelinin terk edildiğini ve federal yapılı devlet modelinin tercih edildiğini ispat ediyorlar. İşte bu bağlamda bu devletlerin yeni yapılanmalarını bilmekte yarar vardır ve herkesin işine yarayabilir: Bugün veya yarın. Ama bir gün mutlaka.
NOT: Bu konularda daha çok bilgi için M. Şehmus Güzel'in şu kitaplarına bakılabilir:
Devlet-Ulus, Alan Yayıncılık, İstanbul, 1995.
Cezayir ve Berberiler, Doruk Yayıncılık, Ankara, 1997.
İspanya ve Bask Gerçeği, Peri Yayınları, İstanbul, 2004.
Avrupa Birliği'nde Devlet ve Fransa'da Korsika, Peri Yayınları, İstanbul, 2006.