yapmalı mıyım, yapmamalı mıyım? diye sordum, sonra birşey yapabilmek için, ne yapmam gerektiğini sorgulamaktan vazgeçtim (proust)
- veza's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
yapmalı mıyım, yapmamalı mıyım? diye sordum, sonra birşey yapabilmek için, ne yapmam gerektiğini sorgulamaktan vazgeçtim (proust)
|
rehab |
|
milliyet |
|
|
|
devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: maveraünnehir nereye dökülür? en arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine'dir |
|
kiosk - aşk |
gece ve yolda...acaba diyorum, bir çözülme halimi bu bendeki. bilmiyorum diyor iç ses. bir zırhla kuşanmış düşüncelerden geriye kalan sis perdesinin içinde arıyorsun. o zaman sis dağılsın diyor başka bir ses, sis dağılsın. dağılır elbet.
Barlardan dışarı taşan müzik
Boynunu giyotine koymuş
Kafası ellerinin arasında,
acısı dinmiş…intihar
çarpıyor sabaha
Sokaklar boyu şarkı söylemek ve yalın ayak yürümek kaldırımlarda
Eski rum evlerinin kiliseden bozma okullarında
Zeytin kokuları, rüzgardan sonra
Deniz sızmıyor içre
Çirkin evler kapatmış sokakları, düşüncesiz evler bunlar, sıkıcı
Huzursuzluk açmazında, künar kır
Göğe yükselen ağacın kuruyan meyvesinin sanata dönüşüşü insan eliyle, balkonuma gelen misafir, ay akşamüstü doğmuş, kucaklanamayacak kadar coşkusal, uzak, tam şairlere göre
kök boyalarının ritminde kaçak içilen sigara
Zamanın izi
İnsan kendine eski bir tanıdık gibi bakar mı
Adını çıkarmadığı bir yabancı
Nerede tanıştığını hatırlayamadığı her hangi birisi gibi bakar mı
Dağılmış zaman parçalarını kim toplar sonra ve
Kristal ahizelerden kalan ışık oyunlarını
An’ın öte yüzü yıkılan yıkılan yıkılan Akdeniz kentine çıkar
Bakabildiğin kadar gördüğün Akdeniz kentinde
özlersin
Sigara şarap ve bitimsiz sonbaharı
depresyonun ayağında sallanıyordum, hep aynı ninni, uykum kaçtı, depresyon bozuldu bu işe, uyuyupta büyüyecekmişim faslı geçti, şimdi biolojik saat edebiyatları savuruyor oysa onu dinlemiyorum bile
Sakın sıkıntısını duyma acının
Acı seni sana getiren bileşkedir
Et ve sinir dokununca parlayan eşya
Zaman geçtikçe tozlanan ayna
Tüm dünler ne kadar kısa sanıyorsun ki tüm dünler
Toprakların toprak olduğu ve bir avuca sıkıştırılmadığı zamanlar
Bu evlerden çıkan insanların burnuna değende aynı odun kokusuydu
Kurumuş tahtanın ateşle dansı, dansın tütsüsü
Evlerden çıkanların arkasından bakan göz gözlerin
Kapının arkasında, şu yerde serili kilimden daha estetik belki kim bilir daha işlevsel bir ev eşyası
Bir bakışın, sesinde tanımadığın bir tını, belirlenmemiş bir çift sözün yok
Şimdi o çirkin evleri yüklenmiş tepelerin toprak olduğu zamanda
Şimdi pencerenin arkasında güneşin batışını bile seyredemezdin
Şimdi bir daha bak, bir daha
üst üste binişmiş, köhne evler olmasının acısı değil bu
bu zamanı kesen benlik yenice bulduğun sana tarihi hatırlatan
Toprağa gömülü kış çiçekleri ve
Akdeniz
Mabedi gecenin
Parnasos’un eteklerinde
Soluk soluğa güne tırmanıyorum
ışık sızarken karanlığa
Delfi,
Üşümemek için üstüme kendimi giyeceğim yer
Neden dönüp dolaşıp geldiğim yer burası
Neden kokusuyla beni büyüleyen çiçeklerle bezeli
Göz alabildiğince Akdeniz, bir ırmak gibi akıyor
Ateş ve taş-
taş ve ateş ve demir
Sisleri ve gölgesi Pompei’nin
Sanatı gafil avlayan düşünce
Dönüp dönüp imkansızlığa çağırıyor
Yer parlamaya başladı su damlacıklarının buza kesen yüzünde
Görüyor musun binlerce yıldır süren
döngü bu
Pencereler bizimdir bu saatte
Uykumuzu işçilere bıraktık
Uyandırmayalım erken kalkacakları..
Sahibiyiz bu saatte denizin,
Gökyüzünü genişletmek elimizde,
Çıkmaz yıldızlar sözümüzden.
Herkes yatağından memnun bu saatte,
Her zamanki ziyaretinde ölüler
- düşünmüyoruz onları şimdilik -
Başka şeyler düşünülür bu saatte,
Daha açık bahsedilir yaşamaktan...
rıfat ılgaz
bir otel odası çekmecesine bırakmıştım seni
bir öykü yazmıştım önce
sonra
yere düşen bir kuş tüyünü izlemiştim
kafamı kaldırsam kuşlar ve gökyüzü
kafamı indirsem kuşlar ve kaldırımlar
zaman hep sende kalsa,sabah hiç olmasa sana doyulmasa ki sanmıyorum doyulmazda.ahh gece,hem umudumu alıyorsun hemde üzüntümü saklıyor kimseciklere göstermiyorsun, seni seviyor muyum, sevmiyor muyum bilmiyorum ama sende asla vazgeçemiyorum...
kalemden kağıda sızan söz...
Sarmal zaman kaydırağı
yukarıya doğru paralellikte
Buldozerler geçiyor sonbaharın üstünden
aysız sokaklarda
evleri geçerken hızlıca, bir kedinin gözleri parlıyor uzaktan
yıldızlar, yıldızlar, yıldızlar
hep var ve
üç kuruşa masallar