Korsanda öğrendiğim konseptlerden bir tanesi. Bir senedir bir görsel şiir muhabbeti görüp duruyordum, sonunda merak edip okudum, linklere baktım. Bir takım grafik çalışmaları yapmışlar, iyi hoş da bunların şiir olduğuna nasıl kanaat getirmişler çözemedim. Bu arada KARTEZYEN DUALİTE ne ki? Gerçi adamlar söylemiş peşin peşin "bu senin anlayabileceğin bir şey değil" diye ama... neyse ben iyisimi beni ilgilendirmeyen konulardan uzak tutayım burnumu. Ama bak şimdi aklıma alangirli bir laf geldi, dur onu da paylaşıp götürüyorum burnumu: Doğru konuş lan benle, suratını görsel şiire çeviririm yoksa! :P
Bilinçdışının veya rüyaların çözümlenmesinin, onların "ne"
söylediklerinin veya "nasıl" söylediklerinin anlaşılması ile
değil, "niçin" öyle dediklerinin anlaşılması ile mümkün olduğu
söylenir. Çünkü rüya görsel imgeye dayalı içrek bir dildir, kendisine
ait kodlama sistemi vardır, bu nedenle birebir çözümlemek mümkün
olmaz, sadece rüyada görülen bazı şeylerin neden o değil de bu kılığa
büründüğü yorumlama yoluyla kısmen anlaşılabilir. Aslında rüya,
yorumlamaya çalışmadığımız, içini deşmediğimiz sürece "neyse o"dur.
Görsel şiir dili de nesneleri temsil eden beynimizdeki imgelerden
kurtulmak, düşünce ve madde tözü ikiliğini yok etmek ve
nesneleri "neyse o" olarak konumlandırmayı olabilirlik sınırına
taşıyabilmek için iç/dış bütünlüğünü simgeleyen bilinçli bir
bilinçdışı veya uyanıkken görülen bir rüya gibi yapılandırılmaya
çalışılıyor olmalı. Böylelikle metinsel düzlemde gerçekle fantezi,
olabilirle olamaz, iç ile dış arasındaki sınır aşılabilecek, daha
doğrusu fanteziye ve olamaza gerek kalmayacaktır. Görsel şiir icra
eden görselci şairlerin kullandığı "görsel dilin", düşle gerçek
arasındaki mesafeyi aşamaya yönelik olarak, rüyalarla benzer şekilde
bakışa sunulmuş ve Saussure'un dil kuramına göre "göstereni"
yani "işitsel imgesi "ve Chomsky' nin dil kuramına göre "semantik ve
fonetik öğeleri" olmayan "içrek bir dil" şeklinde yapılanmış oluşu
nedeniyle neyi nasıl söylediklerinin değil niçin öyle söylediklerinin
anlaşılabilmesi gerekir. Bunun için görsel metnin dışında bir tema
aramak veya yorumda bulunmak kaçınılmazdır. Hızlıca bakıldığında ve
ne olduğu ya da ne söylemek istediği gibi konularda yorum
yapılmadığında bir görsel iş "neyse o"dur belki, ama bu çoğunlukla
mümkün olmaz, çünkü görsel şiir ikinci sözlü kültür alanına dahildir,
parçalanmış sözcükler, sayfaya dağılmış harfler de, bir bütünden
kopmuş olsalar dahi, aynen konvansiyonel şiirde kendi bütünlüğünü
koruyan bir dize gibi parça-bütün olurlar, alımlayıcı tarafından
yorumlanır ve anlamlandırılırlar; şair bu sözcüğü bölmekle ya da
sayfanın altına yerleştirmekle şöyle demek istemiş deriz, ya da
harflerle bir çekirgenin sıçrayışı resmedilmiştir, bunu anlarız veya
belki de "Ç" gazı kaçmış bir uçan balondur, ama bu Ç'nin sadece "ç"
olmasını, hiçbir göndermesi olmaksızın Ç olmasını ya da "Kendinde
şey" veya "neyse o" olmasını sağlamaz, evet artık sesi ve eski anlamı
yoktur, ama yeni bir anlamı vardır ne yazık ki. Zaten en başından
verdiği yanıtlar ve yol göstericiliği nedeniyle görsel şiiri "neyse o
olmak"tan uzaklaştıran bir kılavuz metin de bulunmaktadır elimizde.
Görsel şiirin böyle bir kılavuz metne sahip olmasının yorumcunun
işini kolaylaştıracağı düşünülebilir, ancak incelendiğinde, görsel
iş'lerde olduğu gibi, metnin anlaşılmasının hiç de kolay olmadığı,
yoruma ve yorulmaya gerek olduğu görülür. Yazın alanında, işitsel
değil görsel imge kullanılsa bile simgeselden kurtuluş mümkün
olmadığı için de Görsel şiir "neyse o" olarak yapılandırılmaya
çalışılırken yeni bir imgesel mekânın yaratıcısı olarak ve yeni bir
uzlaşımsal alan olarak şekillenir ister istemez ve kartezyen
ikilikten kurtulmamıza yaramaz, aksine onu pekiştirir.
"Saussure'ın dil bilim teorisine göre dil toplumsal ve uzlaşımsal
bir kurumdur ve dilin birimleri göstergelerdir. Gösterge bir gösteren
bir de gösterilen'den oluşur. Gösteren ses değil işitsel imgedir,
yani fizik bir nesne değil bilişsel bir nesnedir. Gösterilen ise dış
dünyadaki bir nesne değil onun zihnimizdeki temsili
yani "kavramıdır"…. İşitsel imge ve kavram arasında mantıklı ve
deneysel bir ilişki olmamakla birlikte dilin yapısı bu iki öğe
arasında bir ilişkiyi zorunlu kılar."* Konvansiyonel şiir dili bu dil
bilim teorisinin öğelerini ve gösterme ilişkisini içinde barındırır,
gösterge olma özelliğine sahiptir, bir göstereni ve bir de
gösterileni vardır, gündelik dilden farkı uzlaşımsal gündelik dildeki
gösterenin gösterdiğinden başka bir şeyi veya birçok şeyi
gösterebilmesidir; konvansiyonel şiirdeki "kuş" bildiğimiz kuş
değildir, "ağaç" da bildiğimiz ağaç, böylece metaforik düzeyde bir
başka uzlaşımsal alan yaratılır. Görsel denilen şiirde ise gösteren
olabilecek bir işitsel imge yoktur, onun yerine simgeselleştirmeye
olanak veren bir başka gösteren boyutu yani görsel imge vardır; bu
noktada hem gündelik dilden hem de konvansiyonel şiir dilinden
oldukça farklıdır. Konvansiyonel şiir Jakobson'un dil teorisine göre
hem dil hem de söz düzeyine dahil iken Görsel şiir sadece dil
düzeyinin eş zamanlılık basamağında yer alır. Burada S.Murat
Tura*'dan alıntılayarak dil ve söze dair iki karşıt düşünceden de söz
etmek gerekir. "Lacan'ın öğrencisi Mannoni' ye göre:" Dil perspektif
haline getirilmemiş geometral bir gerçekliktir, söz ise
perspektiftir". Kısaca söz öznel ve dil nesneldir denilebilir. "Bir
kesit ya da perspektif olan sözün kaçış noktası "Ben" iken
dilde "Ben" yoktur". Hem Saussure hem de Mannoni dilin kişiyi
özgürleştirici etkisinden söz ederler. Oysa Lacan'a göre bu bir
yanılsamadır ve dilin içinde mutlak olarak içerilmiş bir "Ben"
vardır, yani birey dilin içinde belirlenmiş bir konumdan konuşur ya
da oradan bakar, böylelikle dil düşünce ile sese aracılık ederek
kişiyi simgesel düzen içinde özne olarak var eder. "Dil söz gibi art
zamanlı değildir, biçimsel kurallar dilbilimsel birimlerin eşzamanlı
ilişkilerinden ibarettir"*. Konvansiyonel şiirde sözün varlığı onu
art zamanlı yapar, iyi örülmüş bir şiirde bir dizenin yerinden
çekilip başka bir yere yerleştirilmesi bu art zamanlılığı dolayısıyla
anlamı da bozar. Görsel şiir dili ise sözden ve işitsel imgeden uzak
oluşu nedeniyle böyle bir art zamanlılık barındırmaz, içinde eş
zamanlı ilişkiler mevcuttur. Görsel şiirin konvansiyonel şiir gibi
katmanlı ve art zamanlı olmaması her şeyi bir arada ve aynı anda
görmeye olanak verecek boş bir alan ya da eşzamanlılık oluşturmaya
yarar. Yani konvansiyonel şiir dili ile oluşan yapıya gökdelen dersek
görsel şiir dili tek boyutlu bir düzlüktür ya da üstünde yapı
bulunmayan boş bir arsadır. Sözden, kesitten, perspektiften
ve "Ben"den uzak olduğu için de söze dayalı konvansiyonel şiire göre
daha somut olduğu söylenebilir. Toparlayacak olursak görsel şiir
dilinde söz ve dolayısıyla perspektif ya da öznellik aradan
çıkarılarak görsel imge ile düşünceye direkt aracılık etmek
hedeflenir. Konvansiyonel şiir anlamlandırma iken görsel şiir anlamın
kendisi olmak ister. Konvansiyonel şiirde dil düşünce ile sese ve
işitsel duyuma aracılık eder, görsel şiir dili ise görme
duyumuna/görsel imgeye, ama ilki sesi ve işitsel duyumu ikincisi
görme duyumunu dolaylar ya da temsil eder. Sonuçta, ne kadar
istenirse istensin, görsel şiir dili ile de perspektiften, kesitsel
özelliklerden ya da öznellikten kaçınılamaz, görsel şiir ile yapılan
sadece perspektifi tersine çevirmek olur, "BEN" olduğundan başka bir
yere taşındığından "NEB"dir artık.
"Chomsky'nin dilbiliminde dil teorisi üç öğeden oluşur: Semantik,
sentaks ve fonetik (sesbilim). Semantik teori (anlambilim/ düşünce)
kelimelerin anlamlarını veren bir sözlüğe dayanır. Sentaks ise
fonetik ve semantik arasındaki ilişkiyi sağlar."* Konvansiyonel şiir
dili semantik, fonetik ve sentaks öğelerini içinde barındırır. Görsel
şiir dili ise sadece "sentaks"ı. Çünkü görsel şiir de semantik ve
fonetik öğeler yoktur. Dolayısıyla adlarını andığımız dil bilim
teorilerine göre görsel şiir dili iki yakayı birbirine bağlayacak bir
işlevi olmamakla birlikte "köprü" olduğunu iddia eden işlevsiz bir
köprü durumundadır, iliği olmayan atıl bir düğme ya da bir porsiyon
dil olarak da canlandırabiliriz gözümüzde, zaten istenilen de budur.
Görsel şiirde görsel imge ile gösterilen "görsel şiir kavramıdır".
Görsel şiir olarak üretilen her "iş" ona bakanı kendine değil "görsel
şiir kavramına" yönlendirir. İşte bu da iş'in ilmeksel boyutudur.
Kısaca görsel şiir dili düşünce tözü ve madde tözü ikiliğini yok
etmeye/ kartezyen dualiteyi çökertmeye çalışırken şiiri araç edinmiş
yeni ve farklı bir dil ve onun teorisi olarak şekillenmek ister
gibidir, diyebilir miyiz?.
NİÇİN GÖRSEL ŞİİR?
Görsel ve somut şiir kılavuzu'nda** bu sorunun yanıtı: "Görsel şiir
şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış olduğu yerde başlar ve biter",
olarak verilir. "Görsel şiirin şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış
olduğu yerde başlaması ve bitmesi" ne demektir ? Bu cümle
konvansiyonel ve görsel şiirin eşzamanlılığını mı yoksa art
zamanlılığını mı vurgular? Öncelikle bu cümlenin bir şeyin bitip
hemen ardından bir diğerinin başladığı bir süreci veya çizgisel bir
tarih anlayışını, "fıkır fıkır piliçlerin önce yaşlı tavuklara ve
ardından ölüp toza dönüşeceğini", "geri döndürülemez entropi
yasasını" vurguladığı söylenebilir. Aynı cümleden şiirin belki de
zaten hiç bir zaman konuşmamış olduğunu, eğer hiç konuşmamış/
yazılmamışsa bitmesi veya aşılması diye bir durumun da söz konusu
olamayacağının söylenmek istendiğini de çıkarabiliriz. Bu durumda
diğerinin susmuş veya hiç konuşmamış olduğu yerde başlayan Görsel
şiirin de başladığı ân bittiğini. Öyleyse asıl olarak bu cümle ile
Görsel şiir'in Ân'ın kendisi olması istemi dile getirilmektedir;
Görsel şiir ile yapılmak veya gösterilmek istenilen ne dış gerçekliği
yansıtmak ne de saFî şiirdir. Görsel şiirde hayal edilen A'NIN
bizatihi kendisi olmak, akıp giden zamandan ve anlamdan kurtulmak,
zamanın ve anlamın olmadığı zamanlarda zamanın ve anlamın kendisi
demek olan insana bu yüklerden ve sınırlardan kurtularak yeniden
ulaşmaktır. Çünkü "algılarımız bizi yanıltmaktadır, algıladıklarımız
nesnelerin kendileri değil onların beyinlerimizdeki temsili
imgeleridir" (Saffet Murat Tura/ Histerik Bilinç). Bu nedenle
harflerin, nesnelerin, insanın simgeselden ve imgeselden bağımsız
somut ve bütün gerçekliği hayal edilir. Belki de burada, modernizmin
tükettiği, ancak tükendiğine inanmayan, çaresizliğini fantezileriyle
aşamaya çalışan insanın bu çifte dramı karşısında, sadece susmak
gerekir, derin bir sessizlik gerekir, ama benim aklıma A. Hamdi
Tanpınar'ın:
" Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpâre geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında"
dizeleri geliyor, ve ardından bu dizelerin Görselci şair
tarafından "şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış olduğu yerde"
konumlandırılmış oluşu. Belki de bu kötü çeviriyi ben yapıyorumdur,
onlar böyle bir şey demek istemiyor, sadece; tin ve ten, bilinç ile
bilinç dışı birleştiğinde, insan yekpare bir bütün olacağından şiire
de gerek kalmayacak demek istiyorlardır, yani bir çeşit şiir ötesi
veya öncesinden, başlangıç ile sonun uç ucalığından söz ediyorlardır.
Öte yandan Görsel şiirin hem icracısını oyalayarak tehlikeli
duygularından arındırma, böylelikle tedavi etme gibi sanat'ın klasik
işlevini yüklenmiş gibi durduğu, hem onu kültürel özne konumuna
getirdiğini, hem de Görsel şiir ile dış gerçekliğin temsili değil de
asıl olarak öznel dışavurum ve varoluşa engelsiz bakabilme gibi
modern çağın sanat anlayışının gündeme getirilmek istendiği
düşünülebilir. Ancak, ironik bir yaklaşımdan kaynaklanıyor olsa gerek
yer yer bir nev'i kutsal söze aracılık edermişçesine bir dilin ve
seslenişin kullanıldığı kılavuz metinde, engelsiz olarak varoluşu ile
göz göze gelme çabası içindeki insan ile çelişkili duran ifadelere de
rastlanmaktadır: Birilerine bir şey söylemek veya göstermek, dış
gerçekliği sorgulamak, ona metinsel düzlemde savaş açarak, olmaması
gereken yere taşıyarak bir başka gerçeklik oluşturmak, bir başka dil
oluşturmak ve oluşturulacak yeni gerçeklik ve yeni dil ile bütün –
meli ve- malı'ları yok etmek, boşlukları doldurmak hayalini yansıtan
ifadeler. Bu ifadelerden görselci şairin bit'i bit veya parazit
olarak tanımlayan imge dünyasına karşı olduğunu anlarız. Ona göre
bit'i olduğu yerden başka bir yere taşırsak bit veya parazit olmaktan
kurtulacaktır ve kendisi olabilecektir. Aynı şekilde tüm toplumsal
değerleri ve kavramları baş aşağı çevirerek egemen ideolojinin
tahakkümünden kurtulmak mümkündür. Konvansiyonelci şair ise bit'e bit
dememeyi, onu görmezden gelmeyi yeğler. Görselci şair imgeyi
pisliklerin veya parazitlerin üstünü örtmekte kullanan, üstünü
örttüğünün parazit olup olmadığını sorgulamadan kabul eden
konvansiyonelci şairi işte bu nedenle eleştirir görünür. Oysa kendi
önerisi ile de gerçekte değişen hiç bir şey olmayacaktır; tersten
perspektife göre bit diye bir sorun kalmayacaktır sadece, o kadar,
yoksa tib veya b.i.t veya saçlarımızın arasında değil de sayfanın
üstünde yürüyen küçük cici beyazlık, yine bit'tir.
GÖRSEL ŞİİR PROGRAMLANMIŞ BİR AVANT-GARDE'CILIK MI?
Susan Sontag'a göre***:"Günümüzde sanat bizi rahatsız etme yetisi
taşıdığından, sanat yapıtını içeriğine indirgeyip sonra bu içeriği
yorumlamakla o sanat yapıtını ehlileştirmiş oluruz. Yorum, sanatı
evrilip çevrilebilir, rahatsız ediciliği giderilmiş bir duruma
getirir… Yorumdan kaçabilmek için sanat, gülünç bir parodiye
dönüşebiliyor. Soyutlaşabiliyor. Ya da salt süsleyici olabiliyor. Ya
da sanat olmayana dönüşebiliyor…
Oysa sanatı yorumun istilasına uğramaktan kurtaracak tek savunma
yolu - çoğu zaman biçimle, içerik pahasına deneylere girişmek diye
anlaşılan- programlanmış avant-garde'cılık değildir…çünkü bu sanatı
dur durak bilmeyen bir koşuşturma içine itmek demektir". "Yüzeyi
bütünleşmiş ve tertemiz, akışı hızlı, seslenişi doğrudan yapıtlar
oluşturmak; öyle ki yapıt sonunda …neyse o olsun... kesinlikle
gereksinme duymadığımız şey sanat'ı düşünceyle şimdi olduğundan daha
fazla birleştirmeye kalkışmaktır.. Önemli olan duyumlarımızı yeniden
kazanabilmektir". İşte yorumculardan kaçmak için Susan Sontag'ın
sanatçılara önerdiği yol. Bu yazının konusu olan Görsel şiirin
kılavuz metininden alıntıladığım aşağıda geçen cümleler ve başkaları
da, bir yandan hiçbir işe yaramaması ve hiçbir anlamı olmaması için
şiir üretilirken diğer yandan bağlam oluşturma, anlaşılmak ve
yorumlanmak isteğinin altını çizer. Görselci şairin böyle bir yorumu
yok etmeyi değil, tam aksine; özellikle beklediğini düşündürür:
" (görsel ve somut şiirde içerilen) ortaksızlık istemi, ki
heterotopik olanın hayalidir bu: salt kurmacadır, bengiliği kendi
içerisinden çıkaran tek yol olan- olmayan bir imkânı imkânsızlığın
sınırına getirir ve orada Tin kendi yücelişini, görselliğin boyutu ve
düzlemi aşmaya çalışan (sayfanın ) boşluklarında, doluluklarında ve
temsili yalnızca bir ayna olmaktan çıkarıp onu sayfada dolaysız
olarak içerilmeyen (ama üzerinde düşünülmeye iliştirilen)
şeylerin/nesnelerin
(bkz. visual poetry) çok yazmışlar uzun ve prozaik söylemeler. i.ö. 4. yüzyılda görsel-şablon şiirleri (pattern poetry) işler yapmış rodoslu simias'tan beri, bir görsel işler almış başını yürümüş gitmiş. adı üstünde iş yani sipariş gibi bir şey oluyor. tarafsız konuştuğum için bunları söylüyorum. o kadar yüzyıl, bu kadar zaman köprünün altından sular filan kimse kalmamış, elekten elenip gitmiş bu adamlar.
bakıyorsun bir de adam bir harf koymuş alfabeden üzerine bir dalga çekmiş. dalga geçiyorum diyor yani. bir mesaj veriyor orada. denizde de dalga var. hem sahici. bakınca görebiliyorsun. (bkz. visual reality)
görsel şiir veya başka türlüsü, önemli değil, şiirde arayış içinde olan herkesin "artist"liklerinden dem vurdu yıllardan beri hep birileri.[...]şimdilerde zinhar adında bir web sitesi etrafında toplanan gençlere söyleniyorlar.
varlık dergisi bunu sormuyor aslında, "görsel şiirin, şiirin okunmasına bir artısı olacak mı?" diye bir soru dile getiriyor. (belki şiirin bakılmasına bir katkısı olabilir). eğer kriterimiz şiirin okunmasının artırılması ise buna herhangi bir deneyselliğin katkısı olacağını sanmıyorum, ama bence kriterlerde sakatlık var. şöylek:
zinhar ve çevresi, ve hatta daha geniş bir çevre şiirin kendi ve öz sorunlarıyla ilgileniyorlar.
[...]
yeni kelimesi uçucu bir kelime, uçtuğu için güzel, şiirsel deneyim uçucu tasarımlar ortaya atmaktır. görsel şiir kendi kendine takılmadığı yani kendi kendiyle dalga geçebildiği sürece bu güzel. her yeniden iki şey çıkar: biri ağırlık yaratmaktan başka bir işe yaramayan "ağır abiler", diğeri yeni üslublar. görselliği bir üslub edinmeyi denemek lazım. burada bir kaç saptama yapabilirim. yeninin ne kadar yeni olduğunu bildiğimi iddia etmeksizin, zinhar çevresinde yapılıp edilenlerin çok yeni olmadığını söylemek istiyorum. lettrizm 1930; somut şiir 1960 yıllarında denenmiş arayışlar; bunlara dayanarak bir üslub sahibi olmak imkanı kalmadı ( ağır abi hala olunabilir). manifestolar, şiirsel akımlar dönemi de biteli epey oluyor.
[...]
"görsel gençler" e ir kaç ilke önerim var. birincisi: "şehri şiirle savunamazsınız", ama şiirin şehrin savunmasıyla hiçbir ilgisi olmadığını farzederseniz de klişeler tarefından yutulma riski alırsınız.
[...]
buna tepki olan ikinci ilke önerim birincinin devamı: şiirde yer edinmeye aday olabilecek deneyimleri ancak şiirsel deneyimden çıkartabilirsiniz. dadacıların ispatladığı tek birşey var; insan zihninin anlamdan kaçması mümkün olmayan; asli vazifesi anlam üreten bir araç olması.
[...]
ikinci yeni ile hesaplaşma gereği sürdüğüne göre, öncekileri "önemli şairler" rafında tozlanmaya bırakıp her zamanki gibi işe sıfırdan başlayabilirsiniz. görsel şiir yazanlar belkide sıfırdan başlamak için bunu yapıyorlar. yalnız yine birinci ilke önerime takılıyorlar, yani bence o şiirlerin hayatı şiirin hayatından kopma riskiyle karşı karşıya. şiirin dünyayı anlamlandırmaya çalışması gerek. her şair büyük olmayı hedeflemeli, bir üslup sahibi olmayı hedeflemeli. öncelikle öldürmeyeceksin. neyi?. türk şiirini. görsel şiir yazanlar ikinci yeniyle hesaplarşamyı göze almışlar mı? bunu göremiyorum. görürüm diye bekliyorum, çünkü dünya şiiri veya genelde şiirin kendi sorunlarıyla bir tek onlar ilgileniyorlar, türk şiirine de sıra gelir nasıl olsa.
eva green
şiir yazamıyorum demenin son zamanlardaki en sanatsal hali.
boya, badana, kes, kopyala, yapıştır ve bilumum işlemlere verilen genel isim.
çakma avangart.
Korsanda öğrendiğim konseptlerden bir tanesi. Bir senedir bir görsel şiir muhabbeti görüp duruyordum, sonunda merak edip okudum, linklere baktım. Bir takım grafik çalışmaları yapmışlar, iyi hoş da bunların şiir olduğuna nasıl kanaat getirmişler çözemedim. Bu arada KARTEZYEN DUALİTE ne ki? Gerçi adamlar söylemiş peşin peşin "bu senin anlayabileceğin bir şey değil" diye ama... neyse ben iyisimi beni ilgilendirmeyen konulardan uzak tutayım burnumu. Ama bak şimdi aklıma alangirli bir laf geldi, dur onu da paylaşıp götürüyorum burnumu: Doğru konuş lan benle, suratını görsel şiire çeviririm yoksa! :P
GÖRSEL ŞİİR ; BİR PORSİYON DİL Mİ YOKSA ?
"Şeklin ters dönmüş hali yeni bir şekil değildir, ters dönmüş
şekildir"
betul yazici
Bilinçdışının veya rüyaların çözümlenmesinin, onların "ne"
söylediklerinin veya "nasıl" söylediklerinin anlaşılması ile
değil, "niçin" öyle dediklerinin anlaşılması ile mümkün olduğu
söylenir. Çünkü rüya görsel imgeye dayalı içrek bir dildir, kendisine
ait kodlama sistemi vardır, bu nedenle birebir çözümlemek mümkün
olmaz, sadece rüyada görülen bazı şeylerin neden o değil de bu kılığa
büründüğü yorumlama yoluyla kısmen anlaşılabilir. Aslında rüya,
yorumlamaya çalışmadığımız, içini deşmediğimiz sürece "neyse o"dur.
Görsel şiir dili de nesneleri temsil eden beynimizdeki imgelerden
kurtulmak, düşünce ve madde tözü ikiliğini yok etmek ve
nesneleri "neyse o" olarak konumlandırmayı olabilirlik sınırına
taşıyabilmek için iç/dış bütünlüğünü simgeleyen bilinçli bir
bilinçdışı veya uyanıkken görülen bir rüya gibi yapılandırılmaya
çalışılıyor olmalı. Böylelikle metinsel düzlemde gerçekle fantezi,
olabilirle olamaz, iç ile dış arasındaki sınır aşılabilecek, daha
doğrusu fanteziye ve olamaza gerek kalmayacaktır. Görsel şiir icra
eden görselci şairlerin kullandığı "görsel dilin", düşle gerçek
arasındaki mesafeyi aşamaya yönelik olarak, rüyalarla benzer şekilde
bakışa sunulmuş ve Saussure'un dil kuramına göre "göstereni"
yani "işitsel imgesi "ve Chomsky' nin dil kuramına göre "semantik ve
fonetik öğeleri" olmayan "içrek bir dil" şeklinde yapılanmış oluşu
nedeniyle neyi nasıl söylediklerinin değil niçin öyle söylediklerinin
anlaşılabilmesi gerekir. Bunun için görsel metnin dışında bir tema
aramak veya yorumda bulunmak kaçınılmazdır. Hızlıca bakıldığında ve
ne olduğu ya da ne söylemek istediği gibi konularda yorum
yapılmadığında bir görsel iş "neyse o"dur belki, ama bu çoğunlukla
mümkün olmaz, çünkü görsel şiir ikinci sözlü kültür alanına dahildir,
parçalanmış sözcükler, sayfaya dağılmış harfler de, bir bütünden
kopmuş olsalar dahi, aynen konvansiyonel şiirde kendi bütünlüğünü
koruyan bir dize gibi parça-bütün olurlar, alımlayıcı tarafından
yorumlanır ve anlamlandırılırlar; şair bu sözcüğü bölmekle ya da
sayfanın altına yerleştirmekle şöyle demek istemiş deriz, ya da
harflerle bir çekirgenin sıçrayışı resmedilmiştir, bunu anlarız veya
belki de "Ç" gazı kaçmış bir uçan balondur, ama bu Ç'nin sadece "ç"
olmasını, hiçbir göndermesi olmaksızın Ç olmasını ya da "Kendinde
şey" veya "neyse o" olmasını sağlamaz, evet artık sesi ve eski anlamı
yoktur, ama yeni bir anlamı vardır ne yazık ki. Zaten en başından
verdiği yanıtlar ve yol göstericiliği nedeniyle görsel şiiri "neyse o
olmak"tan uzaklaştıran bir kılavuz metin de bulunmaktadır elimizde.
Görsel şiirin böyle bir kılavuz metne sahip olmasının yorumcunun
işini kolaylaştıracağı düşünülebilir, ancak incelendiğinde, görsel
iş'lerde olduğu gibi, metnin anlaşılmasının hiç de kolay olmadığı,
yoruma ve yorulmaya gerek olduğu görülür. Yazın alanında, işitsel
değil görsel imge kullanılsa bile simgeselden kurtuluş mümkün
olmadığı için de Görsel şiir "neyse o" olarak yapılandırılmaya
çalışılırken yeni bir imgesel mekânın yaratıcısı olarak ve yeni bir
uzlaşımsal alan olarak şekillenir ister istemez ve kartezyen
ikilikten kurtulmamıza yaramaz, aksine onu pekiştirir.
GÖRSEL ŞİİR DİLİ/GÖRSEL İMGE; KONVANSİYONEL ŞİİR DİLİ/İŞİTSEL İMGE
"Saussure'ın dil bilim teorisine göre dil toplumsal ve uzlaşımsal
bir kurumdur ve dilin birimleri göstergelerdir. Gösterge bir gösteren
bir de gösterilen'den oluşur. Gösteren ses değil işitsel imgedir,
yani fizik bir nesne değil bilişsel bir nesnedir. Gösterilen ise dış
dünyadaki bir nesne değil onun zihnimizdeki temsili
yani "kavramıdır"…. İşitsel imge ve kavram arasında mantıklı ve
deneysel bir ilişki olmamakla birlikte dilin yapısı bu iki öğe
arasında bir ilişkiyi zorunlu kılar."* Konvansiyonel şiir dili bu dil
bilim teorisinin öğelerini ve gösterme ilişkisini içinde barındırır,
gösterge olma özelliğine sahiptir, bir göstereni ve bir de
gösterileni vardır, gündelik dilden farkı uzlaşımsal gündelik dildeki
gösterenin gösterdiğinden başka bir şeyi veya birçok şeyi
gösterebilmesidir; konvansiyonel şiirdeki "kuş" bildiğimiz kuş
değildir, "ağaç" da bildiğimiz ağaç, böylece metaforik düzeyde bir
başka uzlaşımsal alan yaratılır. Görsel denilen şiirde ise gösteren
olabilecek bir işitsel imge yoktur, onun yerine simgeselleştirmeye
olanak veren bir başka gösteren boyutu yani görsel imge vardır; bu
noktada hem gündelik dilden hem de konvansiyonel şiir dilinden
oldukça farklıdır. Konvansiyonel şiir Jakobson'un dil teorisine göre
hem dil hem de söz düzeyine dahil iken Görsel şiir sadece dil
düzeyinin eş zamanlılık basamağında yer alır. Burada S.Murat
Tura*'dan alıntılayarak dil ve söze dair iki karşıt düşünceden de söz
etmek gerekir. "Lacan'ın öğrencisi Mannoni' ye göre:" Dil perspektif
haline getirilmemiş geometral bir gerçekliktir, söz ise
perspektiftir". Kısaca söz öznel ve dil nesneldir denilebilir. "Bir
kesit ya da perspektif olan sözün kaçış noktası "Ben" iken
dilde "Ben" yoktur". Hem Saussure hem de Mannoni dilin kişiyi
özgürleştirici etkisinden söz ederler. Oysa Lacan'a göre bu bir
yanılsamadır ve dilin içinde mutlak olarak içerilmiş bir "Ben"
vardır, yani birey dilin içinde belirlenmiş bir konumdan konuşur ya
da oradan bakar, böylelikle dil düşünce ile sese aracılık ederek
kişiyi simgesel düzen içinde özne olarak var eder. "Dil söz gibi art
zamanlı değildir, biçimsel kurallar dilbilimsel birimlerin eşzamanlı
ilişkilerinden ibarettir"*. Konvansiyonel şiirde sözün varlığı onu
art zamanlı yapar, iyi örülmüş bir şiirde bir dizenin yerinden
çekilip başka bir yere yerleştirilmesi bu art zamanlılığı dolayısıyla
anlamı da bozar. Görsel şiir dili ise sözden ve işitsel imgeden uzak
oluşu nedeniyle böyle bir art zamanlılık barındırmaz, içinde eş
zamanlı ilişkiler mevcuttur. Görsel şiirin konvansiyonel şiir gibi
katmanlı ve art zamanlı olmaması her şeyi bir arada ve aynı anda
görmeye olanak verecek boş bir alan ya da eşzamanlılık oluşturmaya
yarar. Yani konvansiyonel şiir dili ile oluşan yapıya gökdelen dersek
görsel şiir dili tek boyutlu bir düzlüktür ya da üstünde yapı
bulunmayan boş bir arsadır. Sözden, kesitten, perspektiften
ve "Ben"den uzak olduğu için de söze dayalı konvansiyonel şiire göre
daha somut olduğu söylenebilir. Toparlayacak olursak görsel şiir
dilinde söz ve dolayısıyla perspektif ya da öznellik aradan
çıkarılarak görsel imge ile düşünceye direkt aracılık etmek
hedeflenir. Konvansiyonel şiir anlamlandırma iken görsel şiir anlamın
kendisi olmak ister. Konvansiyonel şiirde dil düşünce ile sese ve
işitsel duyuma aracılık eder, görsel şiir dili ise görme
duyumuna/görsel imgeye, ama ilki sesi ve işitsel duyumu ikincisi
görme duyumunu dolaylar ya da temsil eder. Sonuçta, ne kadar
istenirse istensin, görsel şiir dili ile de perspektiften, kesitsel
özelliklerden ya da öznellikten kaçınılamaz, görsel şiir ile yapılan
sadece perspektifi tersine çevirmek olur, "BEN" olduğundan başka bir
yere taşındığından "NEB"dir artık.
"Chomsky'nin dilbiliminde dil teorisi üç öğeden oluşur: Semantik,
sentaks ve fonetik (sesbilim). Semantik teori (anlambilim/ düşünce)
kelimelerin anlamlarını veren bir sözlüğe dayanır. Sentaks ise
fonetik ve semantik arasındaki ilişkiyi sağlar."* Konvansiyonel şiir
dili semantik, fonetik ve sentaks öğelerini içinde barındırır. Görsel
şiir dili ise sadece "sentaks"ı. Çünkü görsel şiir de semantik ve
fonetik öğeler yoktur. Dolayısıyla adlarını andığımız dil bilim
teorilerine göre görsel şiir dili iki yakayı birbirine bağlayacak bir
işlevi olmamakla birlikte "köprü" olduğunu iddia eden işlevsiz bir
köprü durumundadır, iliği olmayan atıl bir düğme ya da bir porsiyon
dil olarak da canlandırabiliriz gözümüzde, zaten istenilen de budur.
Görsel şiirde görsel imge ile gösterilen "görsel şiir kavramıdır".
Görsel şiir olarak üretilen her "iş" ona bakanı kendine değil "görsel
şiir kavramına" yönlendirir. İşte bu da iş'in ilmeksel boyutudur.
Kısaca görsel şiir dili düşünce tözü ve madde tözü ikiliğini yok
etmeye/ kartezyen dualiteyi çökertmeye çalışırken şiiri araç edinmiş
yeni ve farklı bir dil ve onun teorisi olarak şekillenmek ister
gibidir, diyebilir miyiz?.
NİÇİN GÖRSEL ŞİİR?
Görsel ve somut şiir kılavuzu'nda** bu sorunun yanıtı: "Görsel şiir
şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış olduğu yerde başlar ve biter",
olarak verilir. "Görsel şiirin şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış
olduğu yerde başlaması ve bitmesi" ne demektir ? Bu cümle
konvansiyonel ve görsel şiirin eşzamanlılığını mı yoksa art
zamanlılığını mı vurgular? Öncelikle bu cümlenin bir şeyin bitip
hemen ardından bir diğerinin başladığı bir süreci veya çizgisel bir
tarih anlayışını, "fıkır fıkır piliçlerin önce yaşlı tavuklara ve
ardından ölüp toza dönüşeceğini", "geri döndürülemez entropi
yasasını" vurguladığı söylenebilir. Aynı cümleden şiirin belki de
zaten hiç bir zaman konuşmamış olduğunu, eğer hiç konuşmamış/
yazılmamışsa bitmesi veya aşılması diye bir durumun da söz konusu
olamayacağının söylenmek istendiğini de çıkarabiliriz. Bu durumda
diğerinin susmuş veya hiç konuşmamış olduğu yerde başlayan Görsel
şiirin de başladığı ân bittiğini. Öyleyse asıl olarak bu cümle ile
Görsel şiir'in Ân'ın kendisi olması istemi dile getirilmektedir;
Görsel şiir ile yapılmak veya gösterilmek istenilen ne dış gerçekliği
yansıtmak ne de saFî şiirdir. Görsel şiirde hayal edilen A'NIN
bizatihi kendisi olmak, akıp giden zamandan ve anlamdan kurtulmak,
zamanın ve anlamın olmadığı zamanlarda zamanın ve anlamın kendisi
demek olan insana bu yüklerden ve sınırlardan kurtularak yeniden
ulaşmaktır. Çünkü "algılarımız bizi yanıltmaktadır, algıladıklarımız
nesnelerin kendileri değil onların beyinlerimizdeki temsili
imgeleridir" (Saffet Murat Tura/ Histerik Bilinç). Bu nedenle
harflerin, nesnelerin, insanın simgeselden ve imgeselden bağımsız
somut ve bütün gerçekliği hayal edilir. Belki de burada, modernizmin
tükettiği, ancak tükendiğine inanmayan, çaresizliğini fantezileriyle
aşamaya çalışan insanın bu çifte dramı karşısında, sadece susmak
gerekir, derin bir sessizlik gerekir, ama benim aklıma A. Hamdi
Tanpınar'ın:
" Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpâre geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında"
dizeleri geliyor, ve ardından bu dizelerin Görselci şair
tarafından "şiirin susmuş ve zaten hiç konuşmamış olduğu yerde"
konumlandırılmış oluşu. Belki de bu kötü çeviriyi ben yapıyorumdur,
onlar böyle bir şey demek istemiyor, sadece; tin ve ten, bilinç ile
bilinç dışı birleştiğinde, insan yekpare bir bütün olacağından şiire
de gerek kalmayacak demek istiyorlardır, yani bir çeşit şiir ötesi
veya öncesinden, başlangıç ile sonun uç ucalığından söz ediyorlardır.
Öte yandan Görsel şiirin hem icracısını oyalayarak tehlikeli
duygularından arındırma, böylelikle tedavi etme gibi sanat'ın klasik
işlevini yüklenmiş gibi durduğu, hem onu kültürel özne konumuna
getirdiğini, hem de Görsel şiir ile dış gerçekliğin temsili değil de
asıl olarak öznel dışavurum ve varoluşa engelsiz bakabilme gibi
modern çağın sanat anlayışının gündeme getirilmek istendiği
düşünülebilir. Ancak, ironik bir yaklaşımdan kaynaklanıyor olsa gerek
yer yer bir nev'i kutsal söze aracılık edermişçesine bir dilin ve
seslenişin kullanıldığı kılavuz metinde, engelsiz olarak varoluşu ile
göz göze gelme çabası içindeki insan ile çelişkili duran ifadelere de
rastlanmaktadır: Birilerine bir şey söylemek veya göstermek, dış
gerçekliği sorgulamak, ona metinsel düzlemde savaş açarak, olmaması
gereken yere taşıyarak bir başka gerçeklik oluşturmak, bir başka dil
oluşturmak ve oluşturulacak yeni gerçeklik ve yeni dil ile bütün –
meli ve- malı'ları yok etmek, boşlukları doldurmak hayalini yansıtan
ifadeler. Bu ifadelerden görselci şairin bit'i bit veya parazit
olarak tanımlayan imge dünyasına karşı olduğunu anlarız. Ona göre
bit'i olduğu yerden başka bir yere taşırsak bit veya parazit olmaktan
kurtulacaktır ve kendisi olabilecektir. Aynı şekilde tüm toplumsal
değerleri ve kavramları baş aşağı çevirerek egemen ideolojinin
tahakkümünden kurtulmak mümkündür. Konvansiyonelci şair ise bit'e bit
dememeyi, onu görmezden gelmeyi yeğler. Görselci şair imgeyi
pisliklerin veya parazitlerin üstünü örtmekte kullanan, üstünü
örttüğünün parazit olup olmadığını sorgulamadan kabul eden
konvansiyonelci şairi işte bu nedenle eleştirir görünür. Oysa kendi
önerisi ile de gerçekte değişen hiç bir şey olmayacaktır; tersten
perspektife göre bit diye bir sorun kalmayacaktır sadece, o kadar,
yoksa tib veya b.i.t veya saçlarımızın arasında değil de sayfanın
üstünde yürüyen küçük cici beyazlık, yine bit'tir.
GÖRSEL ŞİİR PROGRAMLANMIŞ BİR AVANT-GARDE'CILIK MI?
Susan Sontag'a göre***:"Günümüzde sanat bizi rahatsız etme yetisi
taşıdığından, sanat yapıtını içeriğine indirgeyip sonra bu içeriği
yorumlamakla o sanat yapıtını ehlileştirmiş oluruz. Yorum, sanatı
evrilip çevrilebilir, rahatsız ediciliği giderilmiş bir duruma
getirir… Yorumdan kaçabilmek için sanat, gülünç bir parodiye
dönüşebiliyor. Soyutlaşabiliyor. Ya da salt süsleyici olabiliyor. Ya
da sanat olmayana dönüşebiliyor…
Oysa sanatı yorumun istilasına uğramaktan kurtaracak tek savunma
yolu - çoğu zaman biçimle, içerik pahasına deneylere girişmek diye
anlaşılan- programlanmış avant-garde'cılık değildir…çünkü bu sanatı
dur durak bilmeyen bir koşuşturma içine itmek demektir". "Yüzeyi
bütünleşmiş ve tertemiz, akışı hızlı, seslenişi doğrudan yapıtlar
oluşturmak; öyle ki yapıt sonunda …neyse o olsun... kesinlikle
gereksinme duymadığımız şey sanat'ı düşünceyle şimdi olduğundan daha
fazla birleştirmeye kalkışmaktır.. Önemli olan duyumlarımızı yeniden
kazanabilmektir". İşte yorumculardan kaçmak için Susan Sontag'ın
sanatçılara önerdiği yol. Bu yazının konusu olan Görsel şiirin
kılavuz metininden alıntıladığım aşağıda geçen cümleler ve başkaları
da, bir yandan hiçbir işe yaramaması ve hiçbir anlamı olmaması için
şiir üretilirken diğer yandan bağlam oluşturma, anlaşılmak ve
yorumlanmak isteğinin altını çizer. Görselci şairin böyle bir yorumu
yok etmeyi değil, tam aksine; özellikle beklediğini düşündürür:
" (görsel ve somut şiirde içerilen) ortaksızlık istemi, ki
heterotopik olanın hayalidir bu: salt kurmacadır, bengiliği kendi
içerisinden çıkaran tek yol olan- olmayan bir imkânı imkânsızlığın
sınırına getirir ve orada Tin kendi yücelişini, görselliğin boyutu ve
düzlemi aşmaya çalışan (sayfanın ) boşluklarında, doluluklarında ve
temsili yalnızca bir ayna olmaktan çıkarıp onu sayfada dolaysız
olarak içerilmeyen (ama üzerinde düşünülmeye iliştirilen)
şeylerin/nesnelerin
'ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın
ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim
ağartamaz.'
üç adım sonrasında buna rastladım.
tamam geçti, geçti...
(bkz. visual poetry) çok yazmışlar uzun ve prozaik söylemeler. i.ö. 4. yüzyılda görsel-şablon şiirleri (pattern poetry) işler yapmış rodoslu simias'tan beri, bir görsel işler almış başını yürümüş gitmiş. adı üstünde iş yani sipariş gibi bir şey oluyor. tarafsız konuştuğum için bunları söylüyorum. o kadar yüzyıl, bu kadar zaman köprünün altından sular filan kimse kalmamış, elekten elenip gitmiş bu adamlar.
bakıyorsun bir de adam bir harf koymuş alfabeden üzerine bir dalga çekmiş. dalga geçiyorum diyor yani. bir mesaj veriyor orada. denizde de dalga var. hem sahici. bakınca görebiliyorsun. (bkz. visual reality)
hakiki şiir için artık, neo matrixçi süper şiir var. taklitlerinden sakının.
görsel şiir veya başka türlüsü, önemli değil, şiirde arayış içinde olan herkesin "artist"liklerinden dem vurdu yıllardan beri hep birileri.[...]şimdilerde zinhar adında bir web sitesi etrafında toplanan gençlere söyleniyorlar.
varlık dergisi bunu sormuyor aslında, "görsel şiirin, şiirin okunmasına bir artısı olacak mı?" diye bir soru dile getiriyor. (belki şiirin bakılmasına bir katkısı olabilir). eğer kriterimiz şiirin okunmasının artırılması ise buna herhangi bir deneyselliğin katkısı olacağını sanmıyorum, ama bence kriterlerde sakatlık var. şöylek:
zinhar ve çevresi, ve hatta daha geniş bir çevre şiirin kendi ve öz sorunlarıyla ilgileniyorlar.
[...]
yeni kelimesi uçucu bir kelime, uçtuğu için güzel, şiirsel deneyim uçucu tasarımlar ortaya atmaktır. görsel şiir kendi kendine takılmadığı yani kendi kendiyle dalga geçebildiği sürece bu güzel. her yeniden iki şey çıkar: biri ağırlık yaratmaktan başka bir işe yaramayan "ağır abiler", diğeri yeni üslublar. görselliği bir üslub edinmeyi denemek lazım. burada bir kaç saptama yapabilirim. yeninin ne kadar yeni olduğunu bildiğimi iddia etmeksizin, zinhar çevresinde yapılıp edilenlerin çok yeni olmadığını söylemek istiyorum. lettrizm 1930; somut şiir 1960 yıllarında denenmiş arayışlar; bunlara dayanarak bir üslub sahibi olmak imkanı kalmadı ( ağır abi hala olunabilir). manifestolar, şiirsel akımlar dönemi de biteli epey oluyor.
[...]
"görsel gençler" e ir kaç ilke önerim var. birincisi: "şehri şiirle savunamazsınız", ama şiirin şehrin savunmasıyla hiçbir ilgisi olmadığını farzederseniz de klişeler tarefından yutulma riski alırsınız.
[...]
buna tepki olan ikinci ilke önerim birincinin devamı: şiirde yer edinmeye aday olabilecek deneyimleri ancak şiirsel deneyimden çıkartabilirsiniz. dadacıların ispatladığı tek birşey var; insan zihninin anlamdan kaçması mümkün olmayan; asli vazifesi anlam üreten bir araç olması.
[...]
ikinci yeni ile hesaplaşma gereği sürdüğüne göre, öncekileri "önemli şairler" rafında tozlanmaya bırakıp her zamanki gibi işe sıfırdan başlayabilirsiniz. görsel şiir yazanlar belkide sıfırdan başlamak için bunu yapıyorlar. yalnız yine birinci ilke önerime takılıyorlar, yani bence o şiirlerin hayatı şiirin hayatından kopma riskiyle karşı karşıya. şiirin dünyayı anlamlandırmaya çalışması gerek. her şair büyük olmayı hedeflemeli, bir üslup sahibi olmayı hedeflemeli. öncelikle öldürmeyeceksin. neyi?. türk şiirini. görsel şiir yazanlar ikinci yeniyle hesaplarşamyı göze almışlar mı? bunu göremiyorum. görürüm diye bekliyorum, çünkü dünya şiiri veya genelde şiirin kendi sorunlarıyla bir tek onlar ilgileniyorlar, türk şiirine de sıra gelir nasıl olsa.
enis akın
varlık - ekim/2007