15 entry -
- Mr. Grey's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
|
|
|
kiosk |
|
ruhu dinlendiren şarkılar |
|
|
|
notun notu: ulan bu notlar da olmasa meramımızı anlatamayacağız ha! imza : @hurufi |
(bkz. Plugin <em></em> Not Found)
30 ağustos 2010 tarihinde emekli olacak olan ve türkiye'nin en tartışmalı olaylarına konu olan genelkurmay başkanı.
görevde bulunduğu süre içinde dilinden düşürmediği cümle: "asimetrik psikolojik harekât" olmuştur. iddiasına göre, türk ordusu bu yöntemle yıpratılmaya çalışılmıştır. ancak sayın başbuğ'un görev süresi içerisinde, tsk'dan türk halkına yansıyanlar bu iddianın doğru olmadığını gösteriyordu.
şöyle ki;
başbuğ, 2008 yılı ağustos ayında, daha göreve gelir gelmez, ergenekon yapılanması konusunda haklarında çeşitli iddialar ortaya atılanların değil; o olayların bilgi ve belgelerini kamuoyuna sızdıranların peşine düştü. ve bu konuda epey de mesafe aldığını 25 ocak 2010'da medya mensupları ile yaptığı görüşmede açıkladı.
başbuğ'un bu açıklamada verdiği bilgiye göre; bilgi sızdırılması kapsamında tam 61 soruşturma açılmıştı. bunun dokuzu yargıya intikal etmiş ve bir tanesi de sonuçlandırılmıştı. aynı kapsamda çeşitli rütbelerde bulunan 10 kişi ise tutukluydu.
bu ne demek oluyordu? şayet sızan bir bilgi yoksa ve ortalıkta dolanan bilgi ve belgeler sahte ise, bu telaş niyeydi? yoksa bu telaş, ergenekon soruşturması kapsamında sızan bilgi ve belgelerin doğru olduğunun bir kanıtı mıydı? evet kanıtıydı çünkü, en az belgeler ve bilgiler kadar sızdıranlar da askeri yargıya intikal edecek ve tutuklanacak kadar gerçekti.
başbuğ, eğer sızdıranlar yerine sızanların üzerine gitseydi ve daha o günlerde, haklarında bilgi ve belgeler çıkan askerleri açığa alsaydı, belkide emekliliğinin geldiği şu günlerde "türk halkının takdir ettiği başarılı bir general" olarak alkışlanıyor olacaktı.
gerçi, o dönemde yaptığı bir basın açıklamasında: "silahlı kuvvetler'de hata yapanlar olabilir. hata yapanlar olursa biz silahlı kuvvetler içinde barındırmayız. bu yapılanmalarla ilgili bazı konularımız var." demişti demesine ancak bu söz, "baki kalan şu kubbede, hoş bir seda" olmaktan öteye hiçbir zaman geçemedi.
görev süresi boyunca başbuğ'un hedefinde, menfi fiil işlediği iddia edilenler ve bu konularda hakkında -kurumlardan onaylı- belgeler ortaya çıkanlar değil, o olayları dışarıya sızdıranlar yer aldı.
göreve başladığı ilk günlerde, belkide yaşamının ve kariyerinin en büyük hatasını yaparak; kocaeli'nde görevli olan korgeneral galip mendi'yi, kandıra cezaevi'ndeki ergenekon sanıklarından hurşit tolon ve şener eruygur'u ziyarete gönderdi. bu tutumu, selefinin "tanırım iyi çocuktur" gafından daha da tehlikeli bir hareketti. açıkça hukuka göz dağı veriliyor, hakkında soruşturma açılanlara ise "yanınızdayım" deniliyordu ve bunu yapan bir ülkenin genelkurmay başkanıydı.
albay dursun çiçek'in imzasını taşıdığı kriminal incelemelerde anlaşılan "irtica ile mücadele eylem planı" ortaya çıkmış ve sayın başbuğ, bu plana "kâğıt parçası" demişti. ancak zaman, bu planın kâğıt parçası olmadığını ortaya çıkardı.
her yerde, toprak altından silah ve mühimmat çıkıyordu. bu mühimmatların seri numaraları mke'ye sorulduğunda ise mke: "orduya teslim edilen mühimmatlarla aynı seriden" cevabını veriyordu. poyrazköy'de çıkan mühimmatlar da bunlardandı ve başbuğ, bir law silahını eline alıp: "boru bu boru" demişti. ne gariptir ki, çok geçmeden başbuğ'un yine yanıldığı anlaşıldı. çünkü söylediği gibi o mühimmat bir "boru" değildi.
döneminde, ergenekon soruşturması muvazzaflara kadar uzanmış, ayrıca emekli üst düzey pek çok general soruşturma kapsamında ifadeye çağrılmıştı. halkın ve hukukun yanında olması beklenen general, ifadeye çağırılan askerlere arka çıkmış, özellikle saldıray berk konusunda işi adalete bırakmadan açıklamalar yapmıştı. ülkenin genelkurmay başkanı, üstü kapalı bir şekilde hukuka baskı yapmayı bir türlü bırakamıyordu.
mit'in tespitlerine göre, subaylar arasında geçtiği iddia edilen bir konuşmada: "heronları düşürelim, çok zayiat veriyoruz" sözleri geçmişti. bu skandal patladığı zaman yeryerinden oynamış ve sayın başbuğ'dan tatmin edici bir açıklama beklenmişti. peki o ne yaptı? ses kaydında adı geçen tuğgeneral mustafa ilhan'ın insansız hava araçlarının bağlı bulunduğu diyarbakır'daki 8. ana jet üssü'ne komutan olarak atadı.
başbuğ sessiz bir insan değildi; onun döneminde kuvvet komutanları hep susuyor o ise hep konuşuyordu. ancak ne gariptir ki, "bilgi sızdırdıkları için ceza alan ve ordudan atılanlardan" bahsettiği kadar "kağıt parçası, boru, heron, aktütün, dağlıca ya da pkk'lıları çoban zannedip dokunmayan veya kekik toplayan vatandaşları terörist zannedip öldürenlerle ilgili" bir türlü konuşamıyordu.
ve hazin son!
gidiyorsun ey komutan! kısa bir süre sonra yaptırdığın o muhteşem köşküne çekilecek ve ardında bıraktığın şu fotoğrafı denizden esen serin yellerin eşliğinde seyredeceksin... ama unutma "hesap sorucu olarak allah yeter!"
gk başkanı zibidi tahriklerine kapılmamak gerektiği konusunda ordusunu uyararak halkın takdirini kazandı. adam olan anlar!
Bir insanın soy ismi bu kadar mı olur kardeşim dedirten asker kişi.Boru değil adamın soyadı başbuğ ve görevide başbuğluk etmek.Kariyer yönetimi açısından çok mühim örnektir.
ilker başbuğ ve aydoğan babaoğlu aynı dönemlerde kuvvet komutanlığı yaptılar. yanlışlık burada, gk başkanlığı değişik bir seçime tabi olmalı.
(bkz. sahsi gorus)
artık perihan ablamızın korkuları iki katına çıkmıştır zira yasar buyukanit ilker bey kadar sert değildi perihan magden yine korkuyordu kendisinden. acaba ilker bey döneminde uyuyabilecek mi?
... tohead man walking
anlayana...
bugün görevi devraldı. zehir zemberek bir konuşma yaptı.
1 cemaatler ekonomik güç kazanıyor
2 üniter yapı tartışılamaz sorgulanamaz
3 irtica endişesi ciddiye alınmalı
4 ulus devlet yapısı hedef alınıyor.
dolayısıyla sayın başbuğ'un ne gibi sert bir düzenleme yapacağının da izleğini görüyoruz. ntv'deki haberin tamanını da aşağıya alıyorum;
ANKARA - Orgeneral İlker Başbuğ laikliğin cumhuriyetin temel değerlerinden biri olduğunu belirterek ” Laikliğin tanımı da Anayasa’da yapılmıştır. TSK’nın laikliğe ilişkin vazgeçilmez duruşu Anayasanın 24. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Bugün toplumun bir kesimi, yeni bir yaşam tarzının oluşturulmasında dini düşüncelere ağırlık verildiğini düşünmekte ve bundan endişe duymaktadır. Bu endişe ciddiye alınmalıdır. Toplumsal huzur için bu zorunludur” diye konuştu.
Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’ndaki devir-teslim töreninde yaptığı konuşmada, Mustafa Kemal Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nda “ulusal kültürün çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarılması” hedefini verdiğini belirterek, “Atatürk’e göre ulusal kültürün çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarılmasının Türk halkının bütün anlam ve görüşleriyle medeni bir toplum haline dönüştürülmesi demek olduğunu söyledi.
Orgeneral Başbuğ, “Buna karşılık bugün, toplumun bir kesimi yeni bir kültürel kimliğin, yaşam tarzının oluşumunda dini düşüncelere büyük bir ağırlık verildiğini düşünmekte ve gelişmelerden büyük bir endişe duymaktadır. Bu endişe ciddiye alınmalıdır. Çoğulcu demokrasi anlayışı çerçevesinde toplumsal huzur için bu zorunludur” diye konuştu.
Herkese insan onuruna yakışır asgari bir hayat seviyesi sağlamasının sosyal devletin bir görevi olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, sosyal devlet niteliğinin zayıflamasının toplumları cemaatleşmeye ittiğinin de bir gerçek olduğuna dikkati çekti.
Orgeneral Başbuğ, “Bu kapsamda giderek güçlenen bazı cemaatler, ekonomiyi yönlendirmeye, sosyopolitik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Ancak bu sosyal gerçek doğru analiz edildiği takdirde bu oluşuma karşı alınacak tedbirlerin başarı şansı olabilir” dedi.
Genelkurmay Başkanlığı görevini Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan devralan Orgeneral İlker Başbuğ, “Bize göre Türkiye’nin ulus devlet yapısı tartışılacak ve tartışmaya açılabilecek bir konu değildir. Çünkü bu yapı Türkiye’nin varlığı ile doğrudan doğruya ilgilidir” dedi.
Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’ndaki devir-teslim törenindeki konuşmasına, “Bir Türk subayının meslek hayatında ulaşabileceği en yüce ve en kutsal makam olan Genelkurmay Başkanlığı görevinin sorumluluğunu, ağırlığını ve onurunu, Türk Silahlı Kuvvetlerinde fiilen 46 yıl hizmet etmiş, bu süreçte çok şey görmüş ve yaşamış bir asker olarak çok iyi bilmekteyim” diyerek başladı.
Türkiye’nin, tarihin bütün dönemlerinde dünyanın odaklandığı kriz bölgelerinin tam ortasında yer aldığını vurgulayan Orgeneral Başbuğ, durumun değişmeyeceğini söyledi.
Orgeneral Başbuğ Anadolu coğrafyasına ve bu coğrafya üzerinde yaşanan tarihe bakıldığında, bu coğrafya üzerinde ancak güçlü devletlerin varlıklarını sürdürebildiklerinin, güçsüzlerin ise kısa sürede tarih sahnesinden silindiklerinin görebileceğini belirterek şunları kaydetti.
“Bu tespit, bize ‘Tarih ilerisini göremeyenler için acımasızdır’ sözünü hatırlatmalıdır. Bugün çevremize baktığımızda Irak, Afganistan, İsrail-Filistin, İran, Kafkaslar ve Balkanlar’daki gelişmelerin kriz bölgeleri olarak öne çıktığını söyleyebiliriz. Bu kriz bölgelerindeki gelişmelerin, Türkiye’nin ulusal menfaatlerini ve güvenliğini değişik boyutlarda etkilediği ise yaşanan bir gerçektir. Napolyon’un söylediği gibi, ‘Bir ülkenin coğrafyası o ülkenin kaderidir.’ Berlin duvarının yıkılışı ve 11 Eylül olayı uluslararası ilişkileri, ittifakları, stratejik düşünceleri, ‘tehdit’ ve buna bağlı olarak ‘güvenlik’ kavramlarını temelden sarsmıştır. Özellikle terörizmin öne çıkışı ve küreselleşmesi birçok ülke için coğrafi sınırlara dayalı savunmayı öngören stratejik düşünceden, coğrafi sınırlara bağlı olmayan güvenliğe dayalı stratejik düşünceye dönüşümü zorunlu kılmıştır. Daha önce de defalarca söylediğim gibi, artık ‘Küresel anlamda barış ve güvenlik ya her yerde, ya da hiçbir yerdedir.’ Bu saptama barış ve güvenliğin ne tek başına ülkeler, ne de ittifaklar tarafından sağlanabileceğini göstermektedir. Dünyanın herhangi bir yerinde barış ve güvenliğin tehlikeye girmesi, dünyanın o yere en uzak köşesini de tehlike ve riskin içine çeker.
Bu nedenle de görmemek, anlamamak, çözüm için samimi çaba içinde olmamak, hiçbir ülkeyi ve anlayışı tehlikeden uzak tutmaya yetmez.”
GENİŞ RİSK VE TEHDİT YELPAZESİ
Türkiye’nin bu gerçekler çerçevesinde, bulunduğu zor coğrafyada, simetrikten asimetriğe doğru uzanan geniş bir risk ve tehdit yelpazesiyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, bu nedenle, birbirini tamamlayan ve destekleyen güçlü politik, ekonomik, teknolojik, sosyo-kültürel ve askeri güç unsurlarına sahip bulunmak zorunda olduğunu söyledi.
Orgeneral Başbuğ, “Bu aslında ‘yumuşak gücün’ ve ‘sert gücün’ toplamından oluşan ‘akıllı güç’ kavramının ve gerçeğinin ta kendisidir” dedi.
Sıkça ifade edilen düşüncelerin aksine, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafi şartlar ve zorunlulukların, bazı Avrupa ülkelerinin içinde bulunduğu koşullarla aynı olmadığına dikkati çeken Orgeneral Başbuğ, bunun aksi düşüncelerin büyük bir yanılgıya ve tamir edilemez sonuçlara neden olabileceğini söyledi.
ULUS DEVLET
“Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve gelişimi bir devrimdir ve aynı zamanda, Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği bir mucizedir” diyen Orgeneral Başbuğ, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet temeline dayandığını vurguladı. Orgeneral Başbuğ sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türk Silahlı Kuvvetleri, Mustafa Kemal’in çizdiği Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin kollanması ve korunmasında her zaman taraftır. Aslında Atatürk devriminin ana hedefi, ulus devletin yaratılmasıdır. Ulus; dil, kültür ve ülke birliği ortak paydaları ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasal ve sosyal bir birliktir. Ulus devlet yapımızın temelinde; vatandaşlık esasına dayanan düşünce yer almaktadır. Bu düşünce; ırksal, etnik ve dinsel ögelere kesinlikle bağlı değildir, bağlanmaya çalışılması da olumlu sonuçlar doğurmaz. Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal ve arkadaşları, ulusu oluşturan bütün unsurların varlığını ve olabilecek farklı alt kimliklerini hiçbir zaman inkar etmemişlerdir. Farklı kimliklerini korurken, ortak paydalar üzerinde kendi istekleriyle birleşen ve bir üst kimlik altında yaşamayı kabul edenlere ‘Türk Milleti’ ismini vermişlerdir. Bununla birlikte elbette, ortak paydalara ve üst kimliğe zarar verebilecek faaliyetlere de hiçbir zaman müsamaha göstermemişlerdir. Bu anlayış çerçevesinde; Türkiye’nin bütün vatandaşları ‘Ne Mutlu Türküm’ ve ‘Ben Türk Ulusunun Bir Ferdiyim, Vatandaşıyım’ demekten çekinmemeli ve onların bu konudaki tereddütleri de giderilmelidir.”
Yaşanmakta olan küreselleşme çağında, ulus devlet yapısının sorgulandığının bir gerçek olduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, hatta bazılarının çok ileri giderek, ulus devlet yapısının artık ömrünü tamamladığını bile söylediklerini ifade etti.
Ulus devletin çeşitli tehditler altında olduğunu söylemek ile ulus devletin artık ömrünü tamamladığını söylemenin çok farklı olduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, “Birincisini söylemek ne kadar doğruysa, ikincisini iddia etmek o kadar yanlıştır” dedi.
“TARTIŞMAYA AÇILABİLECEK BİR KONU DEĞİL”
Bugün küreselleşmenin bazı baş aktörlerinin de küreselleşmenin olumsuzluklarına karşı koymak için, kendi ulusal yapılarını korumaya ve güçlendirmeye çalıştıklarını anlatan Orgeneral Başbuğ, bu durumun ABD’de ve Avrupa Birliği ile üye ülkeler arasında da yaşandığının görmezlikten gelinemeyeceğini söyledi.
Önemli düşünürlerden Habermas’ın ‘Uluslar üstü kuruluşların oluşturduğu uluslararası sahnede ve küresel oyuncular arasında ulus devletler hala en önemli oyunculardır’ şeklindeki ifadesinin de bu düşünceyi doğruladığını ifade eden Orgeneral Başbuğ şunları kaydetti:
“Bize göre Türkiye’nin ulus devlet yapısı tartışılacak ve tartışmaya açılabilecek bir konu değildir. Çünkü bu yapı Türkiye’nin varlığı ile doğrudan doğruya ilgilidir.
Ulus devlet yapısını zayıflatmaya çalışmak ve tartışmak; Türkiye’nin ülkesi, ulusu ile bütünlüğünü istememek demektir. Her konuyu tartışabilme özgürlüğü, devletlerin varlığını riske sokacak konuları içermez. Devlet içinde entelektüel tartışmaların yapılabilir olması, devleti ayakta tutan unsurların tartışmaya açılması anlamını taşıyamaz. Bu gerçek yalnızca Türkiye için değil, çağdaş devlet tanımı taşıyan tüm devletler için de tavizsiz olarak geçerlidir.
Burada üzerinde düşünülmesi gereken nokta, ulus devletin nasıl daha güçlendirilebileceğine yönelik tedbir ve çareler üretmektir”
KÜRESELLEŞME
Yaşanmakta olunan küreselleşme çağında, küreselleşmeye toptan karşı çıkarak, ülkeleri küreselleşmenin dışında tutmaya çalışmanın gerçekçi bir yaklaşım olmadığını söyleyen Orgeneral Başbuğ, ulusal menfaatlere ve ulusal kültüre zarar vermeden, küreselleşmenin içinde yer almanın önemli olduğunu belirtti.
Orgeneral Başbuğ, “Bunun en kısa ifadesi ise ‘Küresel düşün, ulusal hareket et’ düşüncesidir” dedi.
Ulus devletlerin işlev sahalarının küçültülebileceğini, ancak bunu yaparken devletin anayasal organlarının ve demokrasiyi hedefleyen kurumlarının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, küreselleşme çağında, bireyin ve özgürlüklerin daha çok öne çıkışının da doğal olduğunu ifade etti. Orgeneral Başbuğ şunları kaydetti:
“Ancak ‘devlet’, ‘birey’ ve ‘özgürlük’ kavramları var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Birinin diğerinin aleyhine genişlemesi her üçünü birden tehlikeye sokar. Dolayısıyla, bu hassas dengenin korunması demokrasiler için özel bir önem taşır. Bu dengeyi sağlamak ve korumak ise siyaset adamlarına düşen önemli bir görevdir. Bu noktada kitle iletişim araçlarına, medyaya da sorumluluk düşmektedir. Bugünün ulusal ve uluslararası politik ortamında, medyanın sağladığı olanaklarla insanların zihinleri gerçek anlamda bir mücadele alanıdır. Dolayısıyla insanların zihinleri yeni savaş alanlarıdır. Bu saptamadan hareketle hem medyanın hem de kurumların sorumlulukla ve titizlikle davranması çok önemlidir.”
“ULUS DEVLET YAPISI HEDEF ALINIYOR”
Genelkurmay Başkanlığı görevini Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan devralan Orgeneral İlker Başbuğ, “Bazı kesimler etnik kimliklerinin anayasal güvenceye kavuşturulmasını sık sık ve açıkça dile getirmektedirler. Bu görüş ulus devlet yapısını hedef almaktadır” dedi.
Orgeneral Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’ndaki devir-teslim törenindeki konuşmasında, Cumhuriyet ve ulus devlet rejiminin temel ilkesinin erdem olduğunu belirterek, burada kastedilen erdemin siyasal bir erdem olduğunu vurguladı. Orgeneral Başbuğ, “Bu ise demokrasi içinde yasalara saygı ve bireyin topluluğa bağlılığının ifadesidir” dedi.
Bireyin topluluğa nasıl bağlı olacağının ise işin özünü oluşturduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, bu sorunun cevabının “ortak bilinç”, “ortak vicdan” kavramlarında bulunabileceğini söyledi.
Atatürk’ün de her toplumun bir ortak vicdana sahip olmasının önemine her zaman dikkat çektiğini anlatan Orgeneral Başbuğ, bireyci toplumda sorunun, asgari ortak bilinci korumak olduğunu belirtti.
Gerektiğinde kişisel çıkarlarını aşabilen, toplumun genelini ilgilendiren konularda kamuoyu oluşturabilen vatandaşlardan oluşan “kamu çıkarını gözeten sivil toplum” oluşumuna sahip olan ülkelerin bu sorunu büyük ölçüde aştığının görüldüğünü ifade eden Orgeneral Başbuğ şunları kaydetti:
“Bu nedenle kendi çıkarları yerine, ülke çıkarlarını gözetebilen sivil toplum örgütlerine sahip olunması demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur. Bizim ortak bilincimiz ve ortak vicdanımız ise genel anlamda ülkenin ulusal menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesidir. Ulusal menfaatlerimiz ise Cumhuriyetin temel niteliklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak, devletin varlığının, bekasının korunması ve ulusun refah seviyesinin artırılmasıdır. Beka tedbirleri ile refah seviyesini artırıcı tedbirler arasında hassas dengenin bulunması, ilgili kurumların düşünce ve görüşlerini de dikkate alarak yine demokratik yaşam içerisinde siyasi makamlara düşen bir görevdir.”
“TÜRK TOPLUMUNA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK KÖTÜLÜK”
Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bölücü terör hareketinin temelinde etnik milliyetçiliğin bulunduğunu belirten Orgeneral Başbuğ, “Bazı kesimler etnik kimliklerinin anayasal güvenceye kavuşturulmasını sık sık ve açıkça dile getirmektedirler. Bu görüş ulus devlet yapısını hedef almaktadır” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin “kültürel farklılıklara” saygılı olduğunu hatırlatan Orgeneral Başbuğ, Türkiye Cumhuriyeti’nin kültürel alanda bireysel kalmak ve ulus devlet yapısına zarar vermemek şartıyla kültürel zenginliklerin yaşanması ve yaşatılması için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirdiğini söyledi. Orgeneral Başbuğ şöyle devam etti:
“Bunun ötesinde, kimse Türkiye’den belirli bir etnik gruba kültürel alanın dışında, siyasal alanda grupsal düzenlemeler yapmasını ‘demokratik istekler’ aldatmacasıyla gizleyerek isteyemez ve bekleyemez. Daha önce de ifade ettiğim gibi, her konuyu tartışabilme özgürlüğü, devletlerin varlığını riske sokacak konuları içermez. Ayrıca kültürel alandaki düzenlemeler herhangi bir şekilde siyasal alana doğru götürülmeye ve alt kimlikler üst kimliğe dönüştürülmeye çalışılırsa ve bu konular ülke gündemine kasıtlı olarak devamlı sokulursa, korkarız ki ülke kutuplaşmaya ve ayrışmaya sürüklenebilir. Bu Türk toplumuna karşı yapılabilecek en büyük kötülüktür.” Orgeneral Başbuğ, üniter devletin Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin diğer temel direği olduğunu ifade ederek, üniter devletin ülke, ulus, egemenlik unsurları, yasama, yürütme, yargı erkleri bakımından “teklik” özelliği gösterdiğini söyledi.
Üniter devletin eşitlik ilkelerinin korunmasının, bölgecilik ve ırkçılık, yapılmamasının ve azınlık yaratılmamasının garantisi olduğunu anlatan Orgeneral Başbuğ, “Üniter devlet yapısına zarar verecek düzenlemelerden ve düşüncelerden kaçınılmalıdır” dedi.
“LAİKLİK TEMEL DİREK”
Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu vurgulayan Orgeneral Başbuğ, bu niteliklerin, Cumhuriyetin değiştirilemez temel niteliklerini oluşturduğunu belirtti.
Laiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin temel direklerinden biri ve Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm değerlerin de temel taşı olduğunu kaydeden Orgeneral Başbuğ, laikliğin işlevsel tanımının; Anayasanın başlangıç ile 24. ve 174. maddelerinde yer aldığını söyledi.
Orgeneral Başbuğ, “Anayasa Mahkemesinin, Anayasa’yı resmen yorumlamaya yetkili tek organ olarak, laikliğe ilişkin yapmış olduğu
Memleketi genelkurmay başkanları idare etmez.Zenginler idare eder.Askerler icracıdır.Karar vericiler sivillerdir.
lice katliamının mimarlarından olduğu söylenen genelkurmay başkanı.
http://www.solforum.net/dr5/ilker-ba%C5%9Fbu%C4%9F-licenin-katili-imi%C5%9F