Küreselleşme Karşıtı Hareketin Yükselişi ve Düşüşü


4 entry -

admin kullanıcısının resmi
 #

üst bilgi aşağıdaki söyleşi siyahi dergisi sayı 1'de yayınlanmıştır.
KÜRESELLEŞME KARŞITI HAREKETİN YAŞAMI VE ÖLÜMÜ
Chuck Morse/Marina Sitrin
28.05.2004 Anarşist Çalışmalar Enstitüsü

1999 yılında Seattle’da sahneye çıkan küreselleşme karşıtı hareket ütopyacı ve anti ontoriter bir yolla sistemle savaşarak seçkinleri korkuttu ve tüm dünyadaki eylemcilere ilham verdi. Bununla birlikte, bu hareket 11 Eylül 2001’deki terör saldırılarından beri kamunun önünde daha az önemde bir yer işgal etti. Hareket bitiyor mu?
Bu soru üzerine Marina Sitrin’in (Anarşist Çalışmalar Enstitüsü ödül sahibi) ve Chuck Morse’un (Anarşist Çalışmalar Enstitüsü Yönetim kurulu üyesi) düşüncelerini sorduk.

 
admin kullanıcısının resmi
 #

Marina Sitrin’in Yanıtı:
Marina Sitrin: Bu soru bana hemen, sokaklardaki kalabalıklar bunu mümkün kılabilirken “iktidarı almadıkları” için hareketin sona ermiş ve ölmüş olması gerektiğini iddia ederek Arjantin’deki bağımsız toplumsal hareketleri reddedenleri düşündürttü. Bu, ne hareketin tarihine dayanan, ne de şeylerin nerede olduğuna bakan bir çözümlemeden ziyade bir hareketin ne olması gerektiğine dair bir gelecek fikrine dayanan bir çözümlemedir ve bu yüzden de, önceden düşünülen bu fikir gerçekleşmeyince bütün bir hareket reddediliyor. Yanlış yöne sapmış ve talihsiz bir tarih görüşüdür bu.
Bu yüzden Küresel Adalet Hareketinin yaşayıp yaşamadığı sorusunun, sokaklarda gösteri yapan insan sayısında bir düşüş olduğuna dair ilk izlenim olarak açığa çıkan şeyi mi kastettiğini merak ediyorum. Ya da belki bu soru dikkatleri bizim şu anda ne yaptığımıza çekiyor, öyle görünüyor ki şu an çok fazla şeye odaklanıyoruz. Arkasındaki dürtü ne olursa olsun, soru önemli bir tartışma alanı açıyor. Bu, hareketin yeri ve rolü hakkında daha çok tartışma ve görüşmenin yanı sıra antikapitalistler olarak bütün amaçlarımız üzerine daha geniş bir konuşmayı da beraberinde getirmeyi hedefleyen çok kısa bir dialog. Kendimi bu yazıya, her türlü hiyerarşiye karşı olan, özgürlüğe ve yataylığa inanan bir antikapitalist olarak yerleştiriyorum.
En önemli şey, hareketin, siyasetin ve dünya kültürünün yeni bir gelecek görüşüne sahip olmasına, toplumsal ilişkilerin tahayyülünde ve kendimizi dünyayı [değiştirebilecek -ç.n] aktörler olarak konumlandırmamızda yeni bir yol bulmamıza katkıda bulunmuş olmasıdır. Bu isminden bile görülüyor. Hareketteki pekçok kişi tarafından, hareketin küreselleşme karşıtlığı ile ilişkilendirilmesini engellemek için verilen bilinçli bir karar vardı, ve hareketin arzularını daha açık bir şekilde yansıtacak bir dil kullanıyorlardı: tüm dünyada yeni bir adalet anlayışının yaratılması. Toplumsal hareketler, pek çok akademik tarihçinin yaptığı gibi, gösterilere katılanların sayılarını ya da toplantı listelerini sayarak tarihi tartmalarıyla aynı şekilde tartılamaz. Bir hareketin yaşamını ve sağlığını ölçmenin yolu yalnızca iktidar yapılarıyla değil günden düne birbirimizle kurduğumuz ilişkilerle de alakalı olarak yol açtığı etkiler ve sonuçlardır. Küresel Adalet Hareketinin yaşadığına, sağlıklı olduğuna ve tüm dünyada yeni fikirler, tutkular ve hareketler üretmeye devam ettiğine inanıyorum. Bu en çok da insanların, açıkça bir şekilde kapitalizm ve imparatorluk karşıtı ilgi odaklarını koruyup yatay vizyonları kullanarak, ve yanı sıra dünya üzerindeki çeşitli hareketlerimizi dinleyip onlarla ilişkiye geçerek, yani gerçekten hareketlerin hareketini yaratarak küresel olarak bir araya gelme şekillerinde görülüyor.
Amerika’daki Küresel Adalet Hareketi hakkında düşünmek hemen Seattle 1999 hakkında düşünmektir. Benim için, DTÖ’nün kapatılmasına ve yanı sıra planlamada yer alan toplumsal yaratıma katılmak, hayalgücümde çok büyük değişimler olması anlamına geliyordu. Bu değişim, çok güzel olmasına rağmen sokaklardaki direnişten dolayı değildi, daha ziyade direnme ve direnmeye devam etme şeklimizden geliyordu. Bu, özellikle bizim paralel kuruluşlarımız olan indimedya, ve hukuk ve sağlık kolektifleri gibi kuruluşlarımızda ve karar alma şekillerimizde görülebilir. Seattle, örgütlenmemizin bütün cephelerinde hepimizin bir diğeriyle ilişki kurma tarzında büyük bir değişimi yansıttı. Kararlar doğrudan demokrasi yoluyla alındı ve herkes bir diğerini dinleyerek sentezler yapmaya çalıştı. Her bir birey, yaptırma-gücüne (power-over) veya hiyerarşiye değil özgürlük arzusuna dayalı yatay bir ilişki olan yakınlık grubu (affinity group) ve sözcü konseyi (spokes counsil) modeli yoluyla söz hakkına sahipti. Bu modelleri ve ilişkileri hayal etme biçimleri Seattle’dan gelen en önemli şeylerdi, ve bütün ülkede eylemcilerin birbirleriyle ilişki kurma tarzlarını değiştirdi. Bugün pek çok öğrenci grubunun yanı sıra diğer gruplar ve kolektiflerde de insanlar doğrudan demokrasinin çeşitli biçimlerini kullanıyor ve yatay yapılar için çabalıyorlar. Bu yalnızca farklı karar-alma yapılarının bir yansıması değil, yaptırma gücü (power-over) ve iktidarı alma kavramından, yapma gücü (power-to) ve başka bir güç yaratma ya da karşı-iktidar (anti-power) kavramları gibi iktidar hakkında değişen görüşlerin çok daha geniş ölçekli bir yansımasıdır.
Küresel Adalet Hareketi son dört yıl içinde, yaşayan bütün hareketler gibi değişti. Hareket teorik olarak daha güçlü, ve çevremizdeki dünya hakkında daha derin bir kavrayış ve analiz bulmaya çalışıyor. Hareket kapitalizme karşı kesin bir hayır patlattı. Bu kendi içinde ayrışmaz biçimde yataylığa bağlı çok büyük bir adımdır. Zapatistalardan etkilenerek, önce bir “HAYIR” vardı, sonra da bir çok evet. Hareket her geçen gün yeni evetler yaratıyor. Artık yalnızca küresel kapitalizme odaklanamayız, aynı zamanda bir çoklarının “imparatorluk” olarak andıkları şeye karşı çalışmalıyız. Anti-kapitalizm, bireysel olarak kötü şirketlerin ve kuruluşların ötesine geçerek devlet, ordu ve hükümetle küresel sermayenin rollerini ve bunnların birbirlerinden uzaklaştığı ve kesiştiği yerleri anlamaya çalışıyor.
Teorik olarak canlı biçimde gelişirken, yapılarımız da geçiş süreci içinde. Seattle’dan sonra kurulan, Doğrudan Eylem Ağı gibi doğrudan eylem grupları artık yoklar, bir çok diğerleri o zamandan beri yaratılıyorlar; ve topluluklar içinde daha da derin köklere ve daha geniş teorik bakış açılarına sahipler. San Fransisco’daki Savaşı Durdurmak için Doğrudan Eylem ya da Wooster Küresel Eylem Ağı gibi gruplar ve New York City çıkışlı Renkli İnsanlar Anarşist ağı gibi grupların hepsi yatay bir yapıya sahipler, anti-kapitalistler, ve mücadele araçlarını amaçları olarak görmek üzerine temellenmişler. Hareketin sonuçları, bazı daha geleneksel reformist ya da radikal koalisyonlar içinde de hissediliyor. Örneğin, çeşitli şehirlerdeki Barış ve Adalet için Birlik, kesinlikle hreketin sonuçlarından ve hareketten kazanılan derslerden dolayı kimi karar-alma biçimlerini ve hatta bazen sözcü konseyi modelini kullanıyor. Eğer bizim kılavuzumuz hep tarih olduysa çeşitli ağların büyük bir önemi olsa da tek bir örgütün zorunlu olduğuna inanmıyorum. Amerika’nın dışında küresel olarak Halkların Küresel Eylemi var, ve hâlâ Hindistan’dan Arjantin’e bir çok yatay anti-kapitalist örgütlenmeyi birbirine bağlayan çok güçlü bir ağ. Geçen son birkaç yıl üzerine Amerika’da yüzlerce tartışma, konferans, ve farklı türden anti-kapitalist ve anti-otoriter ağlar veya gruplar oluşturma meselesi etrafında dönen daha fazla konuşmanın kıvılcımını çakmaya girişen belgeler oldu, ve geçen birkaç ay bu tartışmalarda devasa bir artışa tanık oldu. Amerika’da Seattle öncesi gruplar bu konumda değillerdi. Ne birbirleriyle bağlantı kurmaya dair bir tartışma vardı, ne yatay bir biçim, ne de bu kadar açıkça anti-kapitalislerdi. Küresel yataylık, anti-kapitalizm ve doğrudan demokrasi vizyonundan dolayı Seattle öncesi dönemden çok daha ileri bir konumdayız. Hareket geçmişin pek çok hareketine dayanarak yeni bir siyaset yaratıyor, ve ben hareketlerin hareketinin güçlenmeye ve derin kökler büyütmeye devam ettiğine inanıyorum.
Hareketin yaşamına dair soru önemli, ve buradan itibaren yaratıyor olduğumuz dünyayı tasavvur etmeye devam etmemiz gerekiyor.

 
admin kullanıcısının resmi
 #

Chuck Morse’un yanıtı:
Chuck Morse: Devrimci hareketler gelir ve giderler. Klasik anarşist hareket, siyahların özgürleşme hareketi, ekoloji hareketi, ve diğerleri toplumsal düzenin hudutlarını zorladılar ve sonra -göğüs geremedikleri meydan okumalarla karşı karşıya kalınca da- tarihin içinde çöktüler.
Küreselleşme karşıtı hareket de geldi ve gitti. DTÖ’ye karşı protestolar esnasında dünyanın yüreğini hoplattı ve Şubat 2002’de New York’taki Dünya Ekonomik Forumu’na karşı seferberliklerle birlikte de öldü. Kapitalizme karşı mücadeleler devam ediyor olsa da, bu özel hareket bir yörüngeye ihtiyaç duyuyor.
Ölümünün işaretleri her yerde görülüyor. Hareket artık yöneten sınıf arasında korku yaratma ya da (protestoların devam ediyor olması gerçeğine rağmen) medyanın dikkatini özel olarak üzerine çekme yetisine sahip değil. Hareketi biçimlendiren eylemci çabalar dramatik bir biçimde azaldı: Hareket üzerine kitaplar ve belgeler öncesine göre çok daha az ortaya çıkıyor, strateji zirveleri çok daha az yaygın, stratejik buluşların (İndimedya gibi) ortaya çıkışı durdu ve eskiden yaşanan canlı iç tartışmalar büyük ölçüde kurudu.
Bütün bunlar eylemdeki geçici bir cansızlıktan daha fazlasına işaret etmektedir: küreselleşme karşıtı hareket öldü.
Öldü çünkü kapitalist sisteme karşı saldırısını derinleştirecek anahtar fırsatla yüzyüze geldiğinde bocaladı. Bir tarihsel anı yüzüne gözüne bulaştırdı ve sonuç olarak hızının yanı sıra geniş toplum kitleleri için önemini de kaybetti. Eylemciler gelecekte hareketin bazı motiflerini sürdürebilmelerine rağmen siyasal bağlamın yanı sıra bu eylemciler de bütünüyle farklı olacaklardır.
Küreselleşme karşıtı hareket üç şekilde eşsizdi (biricikti). Birincisi, küresel sermayeye karşı muhalefeti, insanın ve doğanın satılabilir nesnelere indirgenmesinin derinlikli bir ahlaki eleştirisine dayanıyordu, ve bu anlamda, tam da piyasa ekonomisinin temel aldığı önermelere meydan okuyordu. İkincisi, vurgu yaptığı katılımcı doğrudan eylem, hareketin bütünüyle demokratik olmasını, ve profesyonel örgütleyiciler kadrosu ile pasif takipçiler sürüsü olarak ikiye ayrılmamasını garantiliyordu. Son olarak, siyasete değil taktiklere odaklanması farklı ve sıklıkla çelişkili inançlara sahip insanların birlikte çalışmasına ve bazı ortak zeminler bulmalarına izin veriyordu.
Hareket kendini küresel ekonominin mimarlarıyla bir çatışmanın içine paldır küldür attı ve karşılaşma son derece öğretici sonuçlandı. Zirve protestoları, küresel kapitalistlerin acımasız ve kar dürtülü dünyaları ile yaşamın sevinçli bir olumlanışına dayanan “başka bir dünya” arasındaki derin karşıtlığı gözler önüne serdi. Herşey -her iki tarafın kendi durumunu sunma tarzı bile- bölünmeyi vurgular gibi görünüyordu. Protestodan protestoya açığa çıkan şiddet de oldukça öğreticiydi: Polis muhalifleri vahşice bastırarak sermayenin barbarlığı hakkındaki görüşümüzü doğruladı ve alevler içindeki şehir sokaklarının görünümü sahnedeki iki dünya görüşü arasındaki uzlaştırılamaz çatışmaya son noktayı koydu.
Küreselleşme karşıtı hareket dünya sisteminin geleceği hakkındaki tartışmada kutuplara ayrıldı, ve başarısından dolayı kaderini tayin edecek soruyla yüz yüze geldi: eğer küresel kapitalizm terkedilmek zorundaysa, alternatifi nedir? İktisadi etkinliği hangi gruplar ve kurumlar düzenlemeli? Ulus-devletler mi? Ulus-devletlerin oluşturduğu birlikler mi? Cemaatler mi? Toıplumsal hareketler mi?
Dünya bir cevap bekledi, ancak maalesef bir tek cevap üretilemedi. Eylemci çevrelerde çeşitli önerilerle şemalar dolaşsa da, yeniden inşa edici bir görüş ne ciddi bir şekilde tartışıldı ne de geliştirildi. (Protestolardaki şiddetin rolü gibi) taktik meselelere ve (eylemciler üzerindeki ayrıcalığın etkisi gibi) ahlaki meselelere dair güçlü tartışmalar oldu fakat temel siyasal sorular ele alınmadan kaldı.
Hareket sadece bu sorularla yüzleşmekte başarısız olmakla kalmadı, aynı zamanda böyle girişimlerin altını oyan bir siyasal kültür de geliştirdi. Farklılığın, çoğulculuğun ve açıklığın sürekli olarak onaylanması -kuşkusuz bunlar erdemdir ama dışarıdaki siyasal bağlamda aptalcaydı- hareketin amaçları üzerinde ciddi ciddi kafa yoran insanların cesaretini kırıyordu. Gerçekten de hareket, en son aşamalarında, olumlu ve tutarlı bir alternatif sunmamamız yönünde bizi ağır şekilde ikaz eden profesörlerin, üniversite öğrencilerinin ve gazetecilerin baskınına uğramış gibi görünüyordu.
Kuşkusuz, siyasal soruların ertelenmesinin avantajları vardı. Amaçları derinlikli bir şekilde çatışıyor görünen insanların bir araya gelmesine imkan veriyordu -lobiciler ve anarşistler, kaplumbağalar ve kamyon şoförleri, Komünistler ve Hristiyanlar vs.- ve çoğunlukla beklenmedik biçimde zengin diyaloglarla sonuçlanıyordu. Bir çok kişi diğerleriyle daha önce düşündüğünden çok daha fazla ortak yönü olduğunu keşfetti ve bu da Solun eski sınırlarının biraz gevşemesine yardımcı oldu.
Ancak, siyasal sorulardan daha fazla kaçılamazdı, özellikle de dünyanın dikkatini üzerine çekmiş bir hareket tarafından. Gerçekten de, insanlar, yazdıkları sayısız makaleyle hareketin amaçlarına nüfuz etmeye çalışan sayısız gazetecinin kanıtladığı gibi, hareketin neyi desteklediğini tanımlamaktaki yetersizliği konusunda giderek daha sabırsız hale geldiler. Fakat hareket bir yanıt sağlamadı ve çoğunlukla sorunun meşruluğunu da reddetti.
Ve daha sonra 11 Eylül, hareketi sahneden attı. Şubat 2002’de New York’ta -terörün küreselleşmeye karşı muhalefeti susturamayacağını cesaretle öne sürerek- yeniden tartışmaya dahil olmasına rağmen hareket güven kaybetti ve bu yüzden de o esnada dünyayı kasıp kavurmaya başlayan savaş fırtınasının ortasında ivmesini tekrar kazanamadı.
Küreselleşme karşıtı hareketin Zapatistalar, 2001 Arjantin ayaklanması, Brezilyalı Topraksız İşçiler Hareketi, ve “kürenin güneyinde” devam eden diğer mücadeleler içinde yaşamını sürdürdüğü iddiası cezb edicidir. Bunların ve Seattle’da ortaya çıkan hareketin, küresel sermayeye karşı dünya çapındaki daha geniş bir muhalefetin parçaları olarak anlaşılmaları gerekiyor, ne var ki bu hareketler sürekli değiller. Meksika, Brezilya ve Arjantin’deki hareketler kendilerini küreselleşme karşıtı hareketin katılımcıları olarak tanımlamıyorlar, ve daha da önemlisi, öncelikli olarak dünya ekonomisinin kurumlarına değil daha ziyade yerel siyasal otoritelere ve kendi ulusal kolluk güçlerine odaklanıyorlar. Kuzey Amerikalı eylemciler bu farklara dikkat etmeliler.
Bir anlamda, hareket -ya da en azından bizim bildiğimiz biçimi- ölmeye yazgılıydı. Ütopyacı tutkuların yenilmeye mahkum olmasından (mahkum değiller) ya da küresel kapitalizme karşı mücadelenin sona ermiş olmasından (elbette bitmediler) dolayı değil. Ortaya çıktıkları koşulları dönüştürmeyi amaçlayan devrimci toplumsal hareketlerin, (içinde yer aldıkları, ve kısmen de yarattıkları) yeni koşullara uyarlamak üzere daima eski mücadele biçimlerini terketmeleri zorunlu olduğu için. Bir şekilde, en başarılı devrimci hareket, devrimci mücadeleye olan ihtiyacı bütünüyle eskimiş hale getirecek bir devrimci hareket olacaktır.??
Hareketin ölümünden daha endişe verici olan, bunu yapma fırsatı sunulduğunda tutarlı bir alternatif geliştirmekteki yetersizliğimiz üzerine derinlikli bir şekilde düşünmekte başarısız olmaktır. Küreselleşme karşıtı hareket varolanın sınırlarının ötesini zorladı ve “başka bir dünya” hayal etmemize yardımcı oldu fakat özgürlükçü amaçları gerçekleşmedi. Tutkularımız ve koşullarımız arasındaki -“olan” ve “olması gereken” arasındaki- uçurumu kabul etmek, ve miras aldığımız dünyaya karşı çok daha sağlam bir meydan okumayı güçlendiren bir ortam olarak kullanmak zorundayız.
Çeviren: Yüksel Tür
--------------------------------
John Holloway’in, kökleri Spinoza’nın güç kavramlaştırmalarına dayanan iki farklı güç kavrayışına ilişkin bu kavramları (power-over, pover to) hakkında daha ayrıntılı bilgi için İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek, (İletişim yayınları 2003) adlı kitabına bakılabilir. -e.n.

 

megaron kullanıcısının resmi
leradresse kullanıcısının resmi
h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme.wmv      - Yo…
Madonna - Hung Up (video)      - YouTube