25 entry -
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
|
Rolling Stones - Gimme Shelter - YouTube |
|
bir yerim acıyor benim: tarifsiz |
|
ulan sanki hiç olmamış gibi susuyorlar ya işte o daha fena koyuyor... |
|
Ben bir marti olsam-Baba zula ve Brenna Maccrim… |
|
~ |
enterasan.
hadi oturalım şurda biraz. geç oldu, yorulduk, dinleniriz. bir çay içtikten sonra gideriz eve.
-bu sıcakta çay içilmez ki.
"-Garson bira getir
Garsonun adı Barba"
Kar yağıyor. Birbirine sarılmış sevgililer gibi, el ele sarmaş dolaş gökyüzünden akıyor kar. Bazen, sevgilileri ayırmak isteyen bir kar tanesi, kadının beline dolanıp, çekmek istercesine yakalıyor sevgilileri. Kar tanesi büyüyor ve çekilmenin etkisiyle savruluyor. Bir başkası daha geliyor az sonra o da tutuyor. Kar tanesi yine savruluyor havada, süzülüyor yere doğru.
Pencere önündeki ahşap masalardan birinde, dışarıda yağmakta olan karı seyreden iki kadın var. Kar yağmaya başladığından beri dışarıyı seyrediyorlar. Bir süre sonra, penceredeki yansımadan garsonun kendilerine doğru geldiğini görüyorlar. Siparişi almak için bekleyen garsona “biftekli sandviç, şefin salatası ve buzlu çay ısmarlıyor Müge. Garson diğer kadına bir şey arzu edip etmediğini soruyor. “Sıcak çikolata” diyor Deniz.
Deniz kendisine gülümseyerek bakan arkadaşına: “Müge gülme diyor. Günlerdir doğru dürüst uyumadım. Neredeyse bilgisayara sarılıp yatacağım. İçimden taşmak isteyen, kabına sığmaz, her şeyi ele geçirir bir duyguyla yaşıyorum. Sabah kendimi odanın ortasında my bayb just cares for me’ yle dans ederken buldum, düşünsene. Üstelik bu arada annem, odamın kapısını çalıyormuş, ben duymayınca odaya girmiş, bir baktım karşımda durmuş beni izliyor, gözü hemen bilgisayara kaydı tabi. Kim diye sordu, Barış diye bir arkadaşım olduğunu söyledim. Beni en son lise son sınıfta Tuna’ya aşık olduğumda böyle neşeli gördüğünü söyledi. Sonra çıktı gitti odamdan. Öğleden sonra Barış mail atmış. Tahmin et ne diyor. Kazakistan’a gitmeye karar vermiş çünkü babam ona düşündüğünün çok çok üstünde bir şey önermiş. Annemin babama sabah odamdaki halimi anlattığına eminim. Babamda kendince bir çözüm bulmuş baksana. Böylece annem ve babam Barış’a karşı tavırlarını hiç gecikmeden ortaya koymuş oluyorlar. Her zamanki gibi hiç benim fikrim sorulmuyor. Hiç benimle konuşulmuyor. Ama bu kadarla kalsa yine iyi. Mailli okuduktan bir iki saat sonra Asuman Teyze aradı. Nasıl gıcıktır bilirsin, hiç ona gitmiyormuşuz bu sıra, Tuna’yı nerelere kaçırıyormuşum, annemle konuşmuşlar, nişanı önümüzdeki ay yapmalıymışız. Düğün için hazırlıklar ancak yetişirmiş. Telefonu kapattım, oda dönmeye başladı çevremde, sonra seni aradım.”
“Ağladın mı?”
“Müge.”
Deniz’in sesinde bunu konuyu konuşmak istemediğini gösteren bir sertlik var. Aralarında kısa bir sessizlik oluyor. Canlı müzik için gelen grup, son hazırlıklarını tamamlamak üzere. Garson servis açmak için masanın ortasındaki mumu, masanın kenarına yerleştirdi. Deniz notebookunu çıkardı, açtı. “Müge, sigara içmeye çıkıyorum, bu arada sana Barış’ın bana yazdıklarını açtım, belki okumak istersin”
Müge, Deniz’in yüzündeki gülümsemeye, gözlerindeki ışıltıya bakıyor.
“Üşürsün.”
“Üşüyeceğimi sanmıyorum, bak ısıtıcı da var.”
“Sizin için şal göndereyim” diyor garson “sıcak çikolatanızı da terasa getirmemizi ister miydiniz?”
“Evet lütfen.”
Solist nazikçe dinleyenleri selamlıyor. It’s got to be perfect. Bateri ritm atmaya başladığında sigarasını yakmış, dumanını üflüyor… Gökyüzüne bakıyor, pembeyle turuncu arasında. Çatılar beyaza boyanmış. Boğaz köprüsünde trafiğin akmadığı belli. Şimdi o trafiğin içinde, yalnız olmayı istiyor canı. Kar tanelerinin ön cama vurmasını, sileceklerin kar tanelerini camdan sağa sola yığmasını izlemeyi. Bağıra bağıra şarkı söylemeyi istiyor. Vazgeçiyor bu isteğinden. Yan koltuktayım diyor kendi kendine. Kafasını yana çevirdiğinde gördüğü Tuna’nın görüntüsünün yerine Barış’ı yerleştiriyor koltuğa. Farlarının aydınlattığı yolda kar taneleri, kar tanelerinden bir tünel, cd’den gelen müzik, nicorason, Barış elini tutuyor.
Müge Barış’ın yolladığı maillerden, msn konuşmalarından Deniz’in kaydettiği notları okuyor:
“İki gecedir ay doğarken, göl kenarında yürüyor oluyoruz, bugün üst tarafından hafifçe ısırılmış kırmızı bir elmaydı ay doğduğunda. Asos’ da ayın doğuşunu izleyişini anlatırken nasıl heyecanlandığını düşünüyorum. Burada olsaydın. Şarap içerdik ve eminim sen ayı kucaklamak isterdin”.
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
“Şimdi saat gecenin iki buçuğu, sana, Sema&Taksim’den Tahir’le Zühre meselesini gönderiyorum. Bu şiiri sevdiğini söylemiştin. Bakalım bu yorumunu da sevecek misin?”
Hemen bana dinletmiş diye geçiyor, Müge’nin aklından, canım arkadaşım.
………………………………………………………………………………………………………………….
“Sen öyle bir özlemim, işte şimdinin tek karşılığı, işte ellerim diyorum, tutsan senin olurlar. Ne kadar uzaksın değil mi bana, oysa ben, olabileceğimizi biliyorum Deniz, biz olabileceğimizi biliyorum.”
……………………………………………………………………………………………
“Kazakistan’daki işi kabul ettim. Beklediğimin çok çok üstünde bir teklifti. Gitmeden önce seni görmek istiyorum Deniz. Uçak biletim alındı, sabaha karşı uçuyorum ve bitirmem gereken onlarca iş var. Dokuzdan önce buradan çıkamam imkansız, seni dokuzbuçukta Mahfe’de bekliyor olacağım.”
Müge arkadaşça başlayan bir ilişkinin nasıl duygusal bir yere ilerlediğini düşünüyor, iki saat sonra diye geçiyor aklından, iki saat sonra Barış Deniz’i bekliyor olacak. Telefonunu çıkarıyor. “Carmina’da Deniz’leyiz. Gelsene. Benden duyduğu sakın söyleme. Sürpriz olsun” mesajını Tuna’ ya yolluyor. Mesajın iletim raporunu okurken, Deniz geliyor, gözleri ışıl ışıl “Ne kadar etkileyici bir sesi var değil mi kadının?” “Evet” diyor Müge notebooku kapatmış, Deniz’e uzatırken.
Garson sakin ve nazik hareketlerle servisi kaldırıyor. “Kahve içer miyiz?” “İki kahve alabilir miyiz” diyor Deniz, “sütlü ve sade.” Garson uzaklaşınca Deniz Müge’ye bakıyor, bir şey söylemesini istediği, bir yorum beklediği belli. Müge bakışını kaçırıyor. “Kar ne güzel yağıyor ama dışarıda trafik korkunç olmalı.”
Deniz biraz önce terasta düşündüklerini Müge’ye anlatmayı geçiriyor aklından, tam başlayacakken duruyor, bir nefes alıyor, başını tekrar pencereye çeviriyor. Grup ara vermiş. Deniz grubun solisti olan kadını merak ediyor. Camdaki yansımada kadını arıyor. Kadının su içtiğini ve sahneden indiğini görüyor. Kadının gittiğini tarafa çeviriyor başını ama onu göremiyor. Gözleriyle kadını ararken, Tuna’nın kapıdan girdiğini fark ediyor.
Tuna, masalarını gösteriyor garsona, hesabı ödediği belli. Kadınların yanına geldiğinde “kahvelerinizi iptal ettim” diyor, “arkadaşlar bekliyor, orada devam edersiniz artık dedikodunuza.” Tuna çantasını alırken, Deniz solistin yeniden sahneye çıktığını görüyor, kadın bir yudum su içip, mikrofonu açıyor, nazik bir selamlayış.
Tuna Müge’ye yol vermesi için Deniz’in elini tutup, onu kendine doğru hafifçe çekiyor. Müge geçtikten sonra Deniz elini çekmek için parmaklarını serbest bırakıyor. Israrcı olmayan, yavaş bir hareket. Elele tutuşmuş çiftte “iyi akşamlar, yine bekleriz” diyor nazik bir ses, Deniz karşılık veriyor “iyi akşamlar.”
Sahneden solistin “yine bir laf duydum, yine bir laf duydum… diyen sesi geliyor, müzik gittikçe azalıyor. Dans eden kar taneleri yavaşlıyor.
-sigarayı bıraktım
-hadi canım
-öyle işte
-bırakamazsın
-niye bırakamayayım ki, o beni son zamlarla çoktan bırakmışken
"bak, şu köşedekiler kalkıyor"
"Korkuyor, korkusu ne, bilmiyor, bilmek istemiyor, kurgular yaratıyor, kendini ikna etmesi kolay kurgular".
"böylece kaçmış oluyor".
"evet"
"sen ne yapmayı düşünüyorsun"
"hiçbir şey"
"artık umursamıyorum"
"neden"
"işte kritik soru neden"
"bilmiyorum"
"hadi kalkalım artık"
"pardon hesabı alabilir miyiz"
"günaydın"
"günaydın"
"açık olmanıza çok şaşırdım"
"altıda açılıyoruz"
"poğaça var mı"
"evet"
"poğaça ve bir çay alabilir miyim"
"hemen getiriyorum"
gazetelerin bulunduğu rafa yöneldi. şöyle bir karıştırdı. gazete okumak istemediğini düşündü. masasına döndü. ellerini kalorifer peteğine uzattı. neyseki burası sıcak diye geçti içinden. bir an gözlerini kapattı sanki paganini'nin notalarıyla buradan çok uzaklara gidecekmiş gibi. gözünü açtı. garsonun kendisine doğru geldiğini gördü. garson masaya poğaça ve çayı bıraktı. çay kaşığını çıkardı ve çayından küçük bir yudum aldı. poğaçasından küçük bir parça böldü. sıcacıktı. kokusunu içine çekti. kendileri mi yapıyor. içeride başka kimse yoktu ve sokakda boş sayılırdı. sabahın sakinliği. iyiki geldim.
kapı açıldı. kafasını kapaya doğru çevirdi. içeriye onun girdiğini görünce bir an ne yapacağını şaşırdı.
birden gözü masanın üstündeki yazıya takıldı "ben o kim ki deniz kabuklarından çaldığın"ı okudu. kafasını kaldırdı, karşısında yıllardır hep en yakını olduğu düşündüğü sezer oturuyordu. sezer'in yanında esmer bir kadın vardı. sezer'den hoşlandığı belliydi. "sezer okudun mu masada" yazanı diye sordu. sezer "ben o kim ki deniz kabuklarından çaldığın" dedi. gülüştüler. bengü ilk defa hülya'nın her şeye güldüğünü farketti. "sen okumuş muydun" diye sordu hülya'ya, hülya okumadığını söyledi. bengü bu kadının neye güldüğünü bilip bilmediğini düşündü bir an. "hangi şiirdendi" diye sordu hülya'ya. hülya duraksadı, gülümsedi. "tuvalet ne taraftaydı" diye sordu. tarif ettiler. hülya masadan uzaklaştığında sezer "niye sıkıştırdın kızı şimdi" diye sordu. "ikimizde bu dizenin böyle yanlış yazılmış olmasına güldük, merak ettim hülya'da acaba bizimle aynı şeye mi güldü diye, niye sıkıştırmış olayım" sezer bu soru karşısında inanmazlığını gösteren bir ifade takıntı, gülümsedi. kısa bir süre bakıştılar. "çay içer misin" diye sordu sezer. sonra ikisi birden hareketlenen sokağa baktılar. "dolu yağıyor"
heyecanlı heyecanlı anlatıyordu:
"bazende susar sözcükler, anlatamazsın, onların sustuğu yer senin durduğun yerdir aslında, ne zaman yeniden başlar konuşmaya, artık geçmişsindir oradan, sözcüler dile gelir yeniden. ne kadar bekledilerse o kadar gürültücü, o kadar anlaşılmazdır söyledikleri, duymak istersen kulak kabartmalısın söylediklerine, bak buradaki uğultuğa bir şey duyuyor musun içinden, oysa dinle içinde çağlayan uğultuyu dinle"
"yine yoruyorsun beni recai abi, ben dinlesem, sen dinlesen, o dinlese çıkar mı karanlıklar aydınlığa"
"buradan bakınca üç tane şemsiye satıcısı sayabiliyorum"
"haklısın üç taneler"
"ilk damlayla filizlenen çiçekler gibiler"
"sen bugün fazla romantiksin"
"belki de. nereden çıkıyor bu adamlar. bu şemsiyeler nerede bekliyor güneş varken"
"bilmiyorum, bildiğim tek şey sırılsıklam olmak istemiyorsak, çıkınca bir şemsiyede bizim alacağımız."
"eve gidiyoruz nasılsa ıslansak ya."
"başım ağrıyor sonra biz şemsiye alalım"
"alalım alalım da sayende benimde eve gittiğimizde başım ağrıyor olacak"
"???"