şimdi görüntülenenler

kemalizm turkiye islami hareketi ve kurt sorunu



işte size cadı kazanı... cesareti olan buyursun...

6 entry -

admin kullanıcısının resmi
 #

Kürt sorununun çözümünde bir umut olabilmesi için 3. Selim dönemine bir bakılmalı.

Kürt sorununa dair çözüm önerileri ve paketleri yine Türkiye’nin gündemine girmiş bulunuyor. 1990’lardan beri ne zaman sınır ötesi operasyon yapılsa ardından çözüm önerileri ve paketler konuşulmaya başlanıyor. Bugünlerde yine çözüm paketlerinden konuşulmaya başlandı. Fakat işin enteresan yanı henüz görünen, açılan hatta duyulan bir paket bile ortada yok. Hiç olmazsa eskiden önce paketler açılır, onun üstüne konuşulurdu. Bu konuda (Kürt sorunu) ne kadar geriden başlanıldığına en somut örnek bu olsa gerek. Daha da önemlisi artık çözüm önerisi olarak öne sürülen paketlerin inandırıcılığı da kalmamış durumda. ’90’lı yıllardan beri bir çok paket açıldı-kapandı. Hemen hepsi de laf kalabalığından öte bir anlam taşımadı. Yakın tarih bu paket enflasyonu ile doludur. İlk paket olması itibariyle 1993’te Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Adnan Kahveci’ye hazırlattığı rapor açılmadan kapatıldı. Raporun adı ‘Kürt Sorunu Nasıl Çözülür’ idi. Dönem itibariyle önemli bir rapordu. Bu raporda Kürt sorununun siyasi çözümünün artık şart olduğu belirtiliyordu. Bask modeli öneriliyor hatta gerekirse federasyon dahil her türlü çözüm tartışılabilir deniyordu. Merhum Adnan Kahveci bu çözüm paketini Meclis’e getiremeden meçhul bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Daha sonraki günlerde hiç kimse Kahveci’nin bu raporundan bahsetmedi. 1995’te TOBB raporu da bir dönem tartışıldı. Ama Ordunun tepkisi sonucu rapora sahip çıkan olmadı ve o rapor da ortada kaldı.
1997’de bu kez TÜSİAD bir rapor hazırladı. Bu raporda önemli konulara dikkat çekiliyordu; ‘bugüne kadar Kürt dili inkar edildi, şimdi Kürt dili ve kültürü serbest olmalı’ deniliyordu ve daha önemlisi ilk kez bir raporda Genelkurmay'ın, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması gerektiği söyleniyordu. Bu rapor da diğerleri gibi bir süre konuşulup rafa kaldırıldı. Daha buna benzer bir çok rapor STK ve kurum rapor üstüne rapor hazırladı. Ama hiçbir hükümet tarafından dikkate alınmadı. Hatta bir çok siyasi parti muhalefette iken Kürt sorununa dair çözüm paketinden söz etmesine rağmen iktidar olduklarında her türlü çözüm paketine sırt çevirdiler. Bu yönüyle Türkiye’de hükümet olmuş siyasi partilerin rapor ve paketler konusunda sicilleri pek içaçıcı değildir. Son 15 yıl Türkiye siyaseti Kürt sorununa dair açılmış paketlerin kapatılması tarihiyle doludur.
Kürt sorununun çözümü yolunda elbette ki rapor ve çözüm paketlerinin hazırlanması önemlidir. Ama bundan önce sorunun önünde engel olan güçleri tespit etmek durumundayız. Kürt sorununun çözümünde engel güçler kimlerdir? Öncelikle bu konuyu irdelemek de yarar var.

Ordu çözüm istemiyor Türkiye’de Kürt sorunun çözümü önünde en önemli güç Ordudur. Cumhuriyetin, devletin ve milletin koruyucu gücü sıfatıyla bu sorunu terör sorunu olarak ele alıyor. Kürt sorunu askeri bir sorun olarak görüldüğünden hiçbir hükümet siyasi gündemine alma cesaretini gösteremedi. Bugün AKP hükümetinin yüzde 47 ile iktidara gelmesi bile bu durumu değiştirmeye yetmiyor. Ayrıca da AKP’nin Kürt sorunu diye bir sorunu bulunmayor. Son sınır ötesi Kara Operasyonu’na ilişkin Başbakan Erdoğan konuşurken ‘Askerimizle aynı fikirdeyiz’ dedi. Oysa Kürt sorunu Türkiye’de Genelkurmay'la aynı fikirde olmayan hükümetlerle çözülebilir ancak. Şöyle yakın tarihe bir baktığımızda Türkiye’de Kürt sorunu konusunda Genelkurmayla aynı fikirde olmayan bir Başbakan gördünüz mü? Görmedik! Ama görebilme ihtimali hala gözükmeyor. AKP’nin de Kürt sorununa dair düşünce aşamasındaki çözüm paketi siyasi bir işlev göryorn oldukça uzaktır.Soruna hala ekonomi merkezli yaklaşmaları bu konuda yaşanacak kısır döngünün habercisi olyorn öteye anlam taşımayor.Çünkü Kürt sorununu siyasi bir sorun olarak kabul etmediğinizde sorun da olmamış oluyor. Zaten ilk iktidara geldiklerinde Başbakan Erdoğan ne demişti? ‘Kürt sorunu düşünürseniz vardır, düşünmezseniz yoktur’ ve bu zihniyete göre en iyisi kafalarda düşünmemektir.

Diğer engel İmralı merkezli Kürtler Biraz garip ama gerçek. Engel tahtasının bir yanında hatta merkezinde Türk Ordusu ise diğer yanında Abdullah Öcalan Kürtleridir. Özellikle 1999 İmralı sürecinden sonra istikrarlı bir Kürt çözümü modelinden bahsetmek mümkün değildir. Bunun nedeni Abdullah Öcalan tarafından sürekli değiştirilen modeller zinciridir. Devlet hiçbir Kürt sorunu çözüm modeline sıcak bakmazken ve gelenekçi inkarcı siyasetinde diretirken Kürtlerin sürekli model değiştirmelerini anlamak oldukça güçtür. 1999’da İmralı’da Demokratik cumhuriyetle başlayan bu çözüm modelleri zincirine konfederasyon, Ekolojik toplum modeli,Bulgar modeli, bölgesel özerklik,demokratik özerklik gibi sürekli değişim gösteren bir hız söz konusu ve bu hızın hızına yetişmek oldukça geniş incelik ve manevra isteyen bir performans gerektiriyor. Türkiye siyaset ortalamasına baktığımızda bu hıza yetişmek kolay olmasa gerek.
Peki Türkiye’de ne oluyor da modeller model model değişime uğruyor? Her değişimde devlet bir adım mı atıyor. Ortada karşılıklı bir dönüşüm mü var? Bunun cevabı koskocaman bir hayırdır! Ordu her zamankinden daha sert bir tutum içinde operasyonlarına devam ediyor. Hükümetin hiçbir şey dediği yok. O halde Kürt hareketindeki bu hız neden? kürt sorununun çözümünde hiç bir projesi olmayan Hükümet, sorunu tamamen askere havale etmiş durumdayken ve bu operasyonun dışında hiçbir projeye sıcak bakmazken Abdullah Öcalan’ın ikide bir sunduğu modeller kürt siyasetini ve bu alanda siyaset yapanları oldukça güç duruma sokyor.Çünkü siyaset gibi gözüken şey siyasetsizleştirme sorunu muğlaklaştıryor. Yine sayısını tespit etmenin zor olduğu ateşkes ilanları ve bozmaları da üzerinde durulması gereken ayrı bir sorundur. Bu konuda da başından beri bir hız söz konusudur. Ne zaman ateşkes ne zaman ateşe devam süreçlerini bilebilmek oldukça güçleşdi. Bu konudaki karmaşıklık Kürt sorununun çözümüne zarar veryor.Aşırı hız kürdün aklını başından almış gözüküyor. Sonuç olarak her iki halde de karmaşık bir hızda devam eden İmralı merkezli Kürt siyaseti sorunun çözümünü güç duruma sokan önemli bir etkendir.

Yeni bir Vaka-i Hayriye gerek
Kürt sorunun çözümü konusunda Türkiye’de Kürt siyaseti yapanlar uzun bir dönem devletin içindeki kanatlardan bahsederlerdi; bu teoriye göre, “Kürt sorununu çözmek isteyen bir kanat var. Ama şahin kanat izin vermiyor.” Oysa zaman gösterdi ki Türkiye’de sorun Kürt sorunu olunca ortada kanat falan yok. Tek kanat var o da istediği ve anladığı dilde operasyonlar yaparak halledebileceğini düşünüyor. zaten mevcut AKP Hükümeti de aynı fikirde olduğunu söylüyor. İhtiyaç duyulan operasyon tezkerelerini çıkarmakla meşguller. Özetlersek Türkiye’de AKP Hükümeti dahil sivil siyasetin Kürt sorunu konusunda siyasi çözüm paketi bulunmayor. CHP ve MHP’nin ordudan daha şahin olduğu ortada. Peki hiç mi umut yok? Uzak bir ihtimal de olsa her şey mümkün ancak öncelikle Türkiye siyasetinde günümüz şartlarına uygun yeni bir Vaka-i hayriye hareketinin gerçekleşmesi gerekir. Bilindiği gibi ilk Vaka-i hayriye 1826’da Batılı reformlara direnen yeniçerilere karşı yapılmıştı. Yenilikçi padişah 3. Selim’i tasfiye eden yeniçeriler daha sonraki süreçte Padişah II. Mahmut tarafından tasfiye edildiler. Reformlara direnen yeniçerilerin tasfiye edilmesine Türk tarihçiler Vaka-i hayriye adını verdiler. Tanzimat reformlarının önünü açan olayın bu olduğu ileri sürülyor.
Cumhuriyet döneminde sivil siyasete bu kadar müdahale eden Orduyu kışlaya göndermeyi kimse yapamadı. Turgut Özal yapmak istedi. Ama başaramadı, tasfiye edildi. Eğer Turgut Özal’ı III. Selim’e benzetirsek bu durumda yeni bir Vaka-i Hayriye’yi gerçekleştirecek II. Mahmut gibi cesur bir devlet adamına ihtiyaç var. Bu Türkiye siyasetinin kördüğümünün çözümü anlamına da gelebilir. Zaten öyle anlaşılıyor ki yeni bir Vaka-i hayriye yaşanmadığı sürece Türkiye kısır döngüde kendini yemeye devam edecektir. Kürt sorununun çözümü de bu kördüğümün çözülmesiyle sağlanabilir ancak.

AYTEKİN YILMAZ: Yazar

 
vapo u rous mud kullanıcısının resmi
 #

AYSEL TUĞLUK demiş:
"Siyasetin “ötekiler” tarafında memleket meseleleri üzerine kafa yoruyorsanız, yaptığınız konuşmalardan yazdığınız yazılara kadar çoğu zaman can sıkıcı bir özen göstermeniz gerekiyor. Benim de gerek yazdıklarım gerekse konuşmalarımda “kastetmediğimin” algısını önlemek için bazı mevzuların derinine inmem gerekecek!

Türban meselesi elitlerin irade savaşına dönüşmüş durumdadır. Bu öyle bir konu ki, çözümü de çözümsüzlüğü de çok ciddi çıkarlarla ilişkilidir. DTP olarak başörtüsü meselesine hak ve özgürlükler çerçevesinden baktık ve yaşanan mağduriyetin ortadan kaldırılması için bir yasağın bitirilmesine yönelik tutumumuz oldu. Özgürlüklerden yana ilkesel bir tutum aldık, ama çok ciddi eleştirilerimizle birlikte işletilen süreçten dolayı da kaygılarımızı ifade ettik. Bu sebeple “CHP tarzı siyaset” yürüttüğümüz söylendi. CHP benzetmesi ilginç olduğu kadar haksız bir değerlendirmedir. Benzetmenin başörtüsü meselesinde yapılmış olması ilginçlik kadar kanımca subjektivizme de işaret eder.

CHP gibi “laiklik elden gidiyor, rejim tehlikesi var” demedik hiçbir zaman. CHP'nin refleksleri gelenekseldir ve bu İttihatçılardan beri sürmektedir. Laiklik diye ortalığı ayağa kaldıranlar demokrasi konusunda aynı duyarlılığı göstermiyorlar ve dikkat edin AB'ye de karşıdırlar. 301'i de kaldırın, Kürt sorununu çözün demiyorlar. Bu anlamda ulusalcı bir tutumları var. Ergenekon'un bile kimi “cumhuriyetçi” organizasyonlar içinde olduğu söylendi. Açık ki, yönlendirilen bir tepki var. 'Laikçilerle' ayrıştığımız çok husus var ve bunların başında demokrasiye duyarlılığımız gelmektedir.

Radikal gazetesinde çıkan ve “Kemalistlere ittifak çağrısı” olarak okunan yazım çokça değerlendirildi. Oysa o yazıda bir “geri dönüş”ten söz ediyorum. Yazının felsefesinden çok birkaç politik cümlesinin etrafında olmadık kurgulara gidildi. Yazdıklarım aslında sol'dan demokratik bir refleksti. İttifak çağrısı diye okunmasını 'algı yanılsaması' olarak değerlendirmek durumundayım.

Kemalizm'in 'Kürt inkârı' sürerken böylesi bir çağrı yapmak ne haddime düşer ne de doğru bulurum. Kemalizm'le en çok çatışan/çelişen güç, Kürtlerdir. Bu çatışma niye vardır? Çünkü Kürt kimliğine, kültürüne ve varlığına dönük bir yok sayma; bir Türklük dayatması vardır. Cumhuriyetten beri bu çelişki ve çatışma hali sürmektedir, son 30 yıldır bu derinleşmiştir. Söylem düzeyinde bir kabul oluşmuşsa da, anayasal ve resmi düzeyde yok sayma yaklaşımı sürmektedir. Yaşanan onca isyandan, çatışmadan sonra biz diyoruz ki, artık Kemalizm Kürt inkârından vazgeçmelidir. Kürtlerin kültürel varlığını tanımalı ve cumhuriyeti birlikte kurduğu bu halkla barışmalıdır. Kemalizm'den söz ederken sürekli olarak “güncelleştirilmiş, demokratik ve sol kimlikli” diye anahtar bir ön cümle kuruyorum. Kemalizm Kürt inkârından vazgeçerse/ ki vazgeçmelidir, Kürtler de haliyle onu 'düşman' olmaktan çıkaracaktır/çıkarmalıdır. “Ben seni tanıyorum, kimliğini kabul ediyorum, varlığına saygı göstereceğim” dedikten sonra herhalde Kürtler de “hayır, olmaz. Ben seninle çatışmayı sürdüreceğim” demeyecektir!

Burada soru şu olabilir belki; Kemalizm kendini güncelleyip değişebilir mi? Politikada ilelebet düşmanlık olmaz. Hele birlikte, aynı ülkede yaşıyorsak bu daha da böyledir. Hitler faşizminden sonra bile Avrupa kendi içinde barışı yakaladı ve bugün kurduğu birlikle bir uygarlık gücü haline geldi. Kemalizm de Kürt'ün varlığını tanırsa, Kürtleri kabul ederse bu çatışma niye sürsün ki? Bu çatışmanın sürmesini isteyenler çoktur tabii. Ama onurlu, adil, birbirini kabullenen, eşit ve özgür bir yaklaşım oluşturulduktan sonra toplumsal/demokratik birliği ve barışı (farklılıklarımızı koruyarak) sağlayacağımıza inanıyorum.

Örneğin sürekli bir af'tan, barışmaktan söz ediyoruz. Affın bir yönü hukuki ise, diğer yönü de siyasidir…
Kürtlerin bu cumhuriyetin kuruluş ideolojisiyle sorunları var. İsyanları bu yüzden gelişmiştir. Kürtler bugün politik ve demokratik mücadelesiyle Kemalizm'i değişime zorlamaktadırlar. Kemalizm de değişecekse, kendini güncelleyecekse –ki güncellemelidir- özellikle bunu iki noktada yapmalıdır; toplumsal barışımız için, Kürtlerle ve İslamcılarla artık barışmalıdır. İlişkisini yeniden düzenlemeli ve tehdit olmaktan çıkarmalıdır. Bunu yapmazsa, Kemalizm kendi kendini bitirecektir ve şu an böylesi bir eşiktedir. Tabii bunda CHP'nin ve Baykal'ın çok büyük günahı vardır. Kemalizm'i bir dogma, neredeyse bir din haline getirdiler. Neo-İttihatçı bir anlayışla faşizan bir ulus-devletçilik geliştirdiler. Kürtleri tamamen dışlayan, inananları "laiklik-cumhuriyet karşıtı" diye terörize eden, 3–5 emekli bürokratın ideologluğunu yaptığı bu çizgi ulusalcı karakteriyle çatışmalar ve kamplaşmalar üzerinden kendini yaşatmaktadır. İşte tam bu noktada demokratik kimlik kazanılmasından söz ediyorum.

Meclis konuşmamda da belirttim, "Ilımlı İslam" denilen, tamamen ABD'nin çıkarlarıyla uyumlu bir model dayatılmaktadır. İşte bu kuşatmaya karşı tüm demokratları, aydınları, sol muhalefeti ve gerçek Türk yurtseverlerini Kürtlerle yeniden tanışmaya çağırdım. Çağrı, uluslararası güçlerin dayatmasına yöneliktir.

Kemalizm'in özellikle askeri ve bürokratik temsilcilerinin (yargı bunun dışındadır) AKP aracılığıyla İslamcılarla uzlaşmış olduklarına dair yorumlar var; buna katılmıyorum.

Uzlaşma politiktir. Konjonktüreldir yani; taktikseldir, stratejik değildir. Esasta Kürtlerin demokratik kazanımları üzerine MHP'nin de dâhil edildiği bir ittifakla bu yapılmaktadır. Bu üçlü ittifak biz Kürtleri kaygılandırmaktadır. Eğer bu ittifak devam ettirilse, ülke tam bir kaosa götürülecektir.

AKP'yi özgürlükler ve demokrasi konusunda tutarlı bulmuyoruz. Yasaklar sadece türban özgürlüğüyle sınırlı kalmamalıydı. Örneğin, değiştirilen 42. maddenin başka bir fıkrasında anadil yasağı var. Yine 301, AB reformları var. Biz, tüm yasakların kaldırılması konusunda kapsamlı bir demokrasi reformu önerdik ve bunun sivil bir Anayasa ile gündemleşmesi gerektiğini belirttik. Ancak, demokratik siyaset kadar demokratik reformlar konusunda ilkeli bir tutum gösterilmemektedir. AKP'nin yapması gereken şey, bir an önce demokratik Anayasa çalışmasını başlatmak ve ABD'nin inisiyatifine girmiş Kürt sorununda DTP'yi de içine alacak bir çözüm iradesi ve inisiyatifi geliştirmektir.

AKP'nin Kürtlerle ilişkisi de samimi olmalıdır. "Sorunu çözmek istiyorum ama beni engelliyorlar" klişesi üzerine kurulu bir propagandaları var. Tezkereyi çıkaran onlardır. Kara harekâtına izin veren kendileridir. Orduyla bu kadar uzlaşan bir partinin Kürtlere vereceği bir şey olabilir mi? Meclis'te Kürtlerin seçilmiş iradesine yönelik bir kabul geliştirmediler. Tüm bunlar bize göre cumhurbaşkanlığı ve türban uzlaşması üzerinden yapılmıştır. AKP, partisel çıkarlarına Kürtleri 'kurban' etmemelidir.

AKP demokrasiyi her alanda geliştireceğine, başta Diyarbakır Belediyesi olmak üzere elimizdeki 2–3 belediyeyi almak için tarikatların önünü sonuna kadar açmıştır. Oysa AKP, bölgeden aldığı oy ve desteğin sorumluluğuyla Kürt sorununun demokratik çözümüne dair politik bir irade göstermeliydi. Bu açıdan AKP Kürtler için ciddi bir hayal kırklığıdır…

Bugün cumhuriyet demokratikleşecekse, 21.yüzyıl paradigmasıyla güncellenecekse, öncelikle Kürtler ve İslamcılarla ilişkisini demokratik ve evrensel değerler üzerinden yeniden kurmalıdır. Buna henüz olumlu bir karar verildiğini düşünmüyorum. Kürtlerle barışmadan İslamcılarla da barışamayacaktır!

Birlikte yaşamak dışında bir seçeneğimiz yok. Demokratik kimlikler kazanarak, demokratik bir ülke yaratarak ortak bir gelecek kurabiliriz. Politik ve fikirsel çelişkilerimizi demokrasinin kuralları içinde geliştireceğiz, çatıştıracağız ya da uzlaştıracağız. Dayatmayla, reddetmekle, dışlamakla, operasyonlarla gideceğimiz bir adımlık yolumuz kalmadı. Kaygı ve hassasiyetlerimiz doğru algılanmalıdır. Dağ başında halen çocuklarımız ölüyor. Onları nasıl yaşatacağımızın arayışında olmalıyız. Saygılar.

AYSEL TUĞLUK"

 
admin kullanıcısının resmi
 #

arıza üçlü, recep ivedik'e teslim edersek küfreder. etmeyelim.

 
olmayana ergi kullanıcısının resmi
 #

biri resmi ideolojidir (ideoloji gibidir) ve bu ideolojinin kurucusu hakkında tartışılması bile 5816 sayılı kanun ile yasaklanmıştır.
bu yasak uyarınca ne kadar tartışılabilirse artık geriye kalanlar da "sorun/hareket takliti" yapan meselelerdir.

 
vapo u rous mud kullanıcısının resmi
 #

En rahatı kemalizmdir, ne islami hareket problemi vardır ne de "kürt sorunu", olsa olsa bağırsaklarında kurt sorunu yaşar. Ötekileştiricidir tutumu, kendisiyle çelişmez neyse odur.

İslami hareket ile "kürt sorunu" ise kemalizm karşısındaki konumları itibari ile iç tutarlılık arzetmekle birlikte kendi aralarındaki ilişki biraz karışık ve biraz da tutarsızdır.

Allah bu İslami hareketi de "kürt sorunu"nu da ıslah etsin. Amin.

 
şorrikli y kullanıcısının resmi
 #

bermuda üçgeni, üçün biri, birin asaleti iki ve üçün azınlığı, azınlığın ötekiliği 

 

megaron kullanıcısının resmi
leradresse kullanıcısının resmi
h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
Mari Boine Persen - Gula Gula!      - YouTube