Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, devlet tarafından resmen tanınan, ilk Kürt kurumudur. Kürt varlığının ret ve inkar edildiği bir dönemde, Kürt kimlikli bir kurumun, yetkili mahkeme tarafından tescil edilmesi, üzerinde düşünülecek ve bilimsel araştırmayı gerektiren önemli bir konudur. Bu nedenle, araştırmacılara gerekli dokümanları derli toplu olarak sunmak amacıyla, Kürt-Kav�ın kuruluş sürecini anlatan bir kitap yazdım. �Kürt-Kav, Karanlığı Delen Işık� isimli bu kitabın içine, 50 adet de resmi belge koydum.
Dünya sosyalist sisteminin dağıldığı, Türkiye�de şiddet ortamının yükseldiği bir dönemde, yurt ve dünya sorunları üzerine yoğun bir tartışma sürecine girilmişti. İstanbul�da oturan, Kürt sorununun barışçı uzlaşmalarla çözülmesinden yana olan aydınlar arasında da bu konuda büyük bir tartışma başlamıştı.
Yapılan tespite göre Türk Devleti, Kürtler başta olmak üzere, toplumsal muhalefet guruplarının önündeki demokratik legal alanları tıkayıp, onları planlı bir şekilde illegalite ve şiddete yönlendiriyor, örgütlerin içine yerleştirdiği ajanları aracılığıyla onları terörist eylemlere özendiriyor, sonra �vatan elden gidiyor� diyerek onları ezip yok ediyordu.
Her ülkede olduğu gibi Kürt aydınlarının önemli bir bölümü, illegal çalışmalara katılmak istemiyor, bu nedenle düzenin değiştirilmesi çalışmalarına katılamıyordu.
Devletin önümüze koyduğu tuzaklara düşmemek, atıl durumdaki Kürt aydın birikim ve yaratıcılığını harekete geçirmek, kalıcı kazanımlar elde etmek için, hayatın tüm alanlarında çalışacak demokratik sivil örgütler kurulmalıdır.
Böylece illegal politikaya özgü koşullar yüzünden yan yana gelemeyen unsurlar, bu legal örgütler içinde beraber çalışabilirler. Bu çalışmalar içinde hem Kürt aydınları hem de Kürt halkı içinde, barışçı, çoğulcu, katılımcı, paylaşımcı, demokratik bir kültür güçlenip yerleşir. Bu çoğulcu ve demokratik kültür içinde, değişik görüşteki insanlar, toplumun genel çıkarı için beraberce çalışmanın ve netice almanın mümkün olduğunu yaşayarak öğrenirler.
Böylece atıl durumdaki Kürt aydın birikimini bir kanalda toplayıp, halkın emrine koymak mümkün hale gelir. Bu çabalar, siyasi çevreleri de etkileyerek, onları ulusal bir cephe içinde buluşmaya özendirir. Böylece Kürt ulusal potansiyelini, Türkiye�yi demokratik bir değişime itecek bir güç haline getirmek mümkün hale gelir.
İşte bu tespitlerden hareketle, Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı�nı kurduk. Vakfın tescil mücadelesi hukuki olmaktan ziyade, ideolojik ve politik bir kanalda yürüdü. Bizden vakfın isminde yer alan Kürt kelimesinin politik içerik taşıdığı nedeniyle vakıf senedinden çıkarılması isteniyordu. Biz de, Vakfın ismindeki Kürt kelimesini değiştirmeyeceğimizi, davanın ret edilmesi durumunda, davayı uluslar arası Mahkemeye götüreceğimizi söylüyorduk.
Avukatlarımızın önerisi üzerine mahkeme hakimi, Prof. Hüseyin Hatemi�yi bilirkişi tayin etti. Bilim namusuna sahip, cesur ve demokrat bir kişiliğe sahip olan Hüseyin Hatemi, üç ana temel üzerine oturttuğu raporunda şöyle diyordu
1-Vakfın ismindeki Kürt kelimesi nasyonal bir içerik taşımıyor. Tıpkı Türk Ticaret Bankası�ndaki Türk kelimesi gibi, bir sıfat belirlemesidir.
2-Türk Anayasası�ndaki eşitlik gereği, bazı vakıflardaki Türk kelimesi nasıl bulunuyorsa, Kürt kelimesinin de bulunması anayasaya uygundur.
3-Bu isim, Türkiye�nin altına imza attığı uluslar arası hukuka uygundur.
Düzenlenen bu rapor üzerine yetkili hakim, 12 Ekim 1995 tarihinde, vakfımızı tescil etti. Vakıflar Genel Müdürlüğü�nün itirazı üzerine dosyamız Ankara 18. Hukuk Dairesi�ne yollandı. Adı geçen daire, 16 Ocak 1996 tarihinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü�nün itirazını ret etti, mahkemenin verdiği kararı onayladı. Böylece Kürt kimlikli bir kurum resmiyet kazanmış oldu.
Türk Devleti vakfımızı tanımasına karşın, vakıf senedinde yazılı olan işleri yapmamıza asla izin vermedi. Açtığımız Kürtçe dil kursunun kapısına kilit vuruldu. AB sürecine girilen bu süreçte, vakfın amaçları doğrultusunda adımlar atmak, düne göre daha kolaydır. Üstelik devlet tarafından resmen tanınan bu kurumun, bazı projeler için dış yardım alması da mümkündür. Şu anki yönetim kurulunun bu konu üzerinde durup, gereli adımları atması gerekiyor.
KÜRT-KAV�ın onuncu kuruluş yıl dönümü kutlu olsun. KÜRT-KAV, legal demokratik sivil alanda kazanılmış çok önemli ulusal bir mevzidir. Bu nedenle, konuya duyarlı olan tüm insanları, bu ulusal kurumla dayanışmaya çağırıyorum.
KÜRT-KAV on yaşında
Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, devlet tarafından resmen tanınan, ilk Kürt kurumudur. Kürt varlığının ret ve inkar edildiği bir dönemde, Kürt kimlikli bir kurumun, yetkili mahkeme tarafından tescil edilmesi, üzerinde düşünülecek ve bilimsel araştırmayı gerektiren önemli bir konudur. Bu nedenle, araştırmacılara gerekli dokümanları derli toplu olarak sunmak amacıyla, Kürt-Kav�ın kuruluş sürecini anlatan bir kitap yazdım. �Kürt-Kav, Karanlığı Delen Işık� isimli bu kitabın içine, 50 adet de resmi belge koydum.
Dünya sosyalist sisteminin dağıldığı, Türkiye�de şiddet ortamının yükseldiği bir dönemde, yurt ve dünya sorunları üzerine yoğun bir tartışma sürecine girilmişti. İstanbul�da oturan, Kürt sorununun barışçı uzlaşmalarla çözülmesinden yana olan aydınlar arasında da bu konuda büyük bir tartışma başlamıştı.
Yapılan tespite göre Türk Devleti, Kürtler başta olmak üzere, toplumsal muhalefet guruplarının önündeki demokratik legal alanları tıkayıp, onları planlı bir şekilde illegalite ve şiddete yönlendiriyor, örgütlerin içine yerleştirdiği ajanları aracılığıyla onları terörist eylemlere özendiriyor, sonra �vatan elden gidiyor� diyerek onları ezip yok ediyordu.
Her ülkede olduğu gibi Kürt aydınlarının önemli bir bölümü, illegal çalışmalara katılmak istemiyor, bu nedenle düzenin değiştirilmesi çalışmalarına katılamıyordu.
Devletin önümüze koyduğu tuzaklara düşmemek, atıl durumdaki Kürt aydın birikim ve yaratıcılığını harekete geçirmek, kalıcı kazanımlar elde etmek için, hayatın tüm alanlarında çalışacak demokratik sivil örgütler kurulmalıdır.
Böylece illegal politikaya özgü koşullar yüzünden yan yana gelemeyen unsurlar, bu legal örgütler içinde beraber çalışabilirler. Bu çalışmalar içinde hem Kürt aydınları hem de Kürt halkı içinde, barışçı, çoğulcu, katılımcı, paylaşımcı, demokratik bir kültür güçlenip yerleşir. Bu çoğulcu ve demokratik kültür içinde, değişik görüşteki insanlar, toplumun genel çıkarı için beraberce çalışmanın ve netice almanın mümkün olduğunu yaşayarak öğrenirler.
Böylece atıl durumdaki Kürt aydın birikimini bir kanalda toplayıp, halkın emrine koymak mümkün hale gelir. Bu çabalar, siyasi çevreleri de etkileyerek, onları ulusal bir cephe içinde buluşmaya özendirir. Böylece Kürt ulusal potansiyelini, Türkiye�yi demokratik bir değişime itecek bir güç haline getirmek mümkün hale gelir.
İşte bu tespitlerden hareketle, Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı�nı kurduk. Vakfın tescil mücadelesi hukuki olmaktan ziyade, ideolojik ve politik bir kanalda yürüdü. Bizden vakfın isminde yer alan Kürt kelimesinin politik içerik taşıdığı nedeniyle vakıf senedinden çıkarılması isteniyordu. Biz de, Vakfın ismindeki Kürt kelimesini değiştirmeyeceğimizi, davanın ret edilmesi durumunda, davayı uluslar arası Mahkemeye götüreceğimizi söylüyorduk.
Avukatlarımızın önerisi üzerine mahkeme hakimi, Prof. Hüseyin Hatemi�yi bilirkişi tayin etti. Bilim namusuna sahip, cesur ve demokrat bir kişiliğe sahip olan Hüseyin Hatemi, üç ana temel üzerine oturttuğu raporunda şöyle diyordu
1-Vakfın ismindeki Kürt kelimesi nasyonal bir içerik taşımıyor. Tıpkı Türk Ticaret Bankası�ndaki Türk kelimesi gibi, bir sıfat belirlemesidir.
2-Türk Anayasası�ndaki eşitlik gereği, bazı vakıflardaki Türk kelimesi nasıl bulunuyorsa, Kürt kelimesinin de bulunması anayasaya uygundur.
3-Bu isim, Türkiye�nin altına imza attığı uluslar arası hukuka uygundur.
Düzenlenen bu rapor üzerine yetkili hakim, 12 Ekim 1995 tarihinde, vakfımızı tescil etti. Vakıflar Genel Müdürlüğü�nün itirazı üzerine dosyamız Ankara 18. Hukuk Dairesi�ne yollandı. Adı geçen daire, 16 Ocak 1996 tarihinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü�nün itirazını ret etti, mahkemenin verdiği kararı onayladı. Böylece Kürt kimlikli bir kurum resmiyet kazanmış oldu.
Türk Devleti vakfımızı tanımasına karşın, vakıf senedinde yazılı olan işleri yapmamıza asla izin vermedi. Açtığımız Kürtçe dil kursunun kapısına kilit vuruldu. AB sürecine girilen bu süreçte, vakfın amaçları doğrultusunda adımlar atmak, düne göre daha kolaydır. Üstelik devlet tarafından resmen tanınan bu kurumun, bazı projeler için dış yardım alması da mümkündür. Şu anki yönetim kurulunun bu konu üzerinde durup, gereli adımları atması gerekiyor.
KÜRT-KAV�ın onuncu kuruluş yıl dönümü kutlu olsun. KÜRT-KAV, legal demokratik sivil alanda kazanılmış çok önemli ulusal bir mevzidir. Bu nedenle, konuya duyarlı olan tüm insanları, bu ulusal kurumla dayanışmaya çağırıyorum.
YILMAZ ÇAMLIBEL