tanrım benim işte yarattığın muamma
kurda kuşa cana leşe küfürbaz
benim bütün avazıyla ufuklara bağıran
hile benim, tilki benim, benim evliya
bu menzilde ne ararsan var bildim
kader de var cezbe de var
kur'an da...
kapıya veyl
kaybolmuş bir t
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun






BOZGAN, MEHMET ( Doğ. 1972 Bingöl )
liseyi Bingöl’de okudu. Van yüzüncü yıl üniversitesi, eğitim fakültesi sınıf öğretmenliği bölümünü bitirdi. Yedi iklim, bir nokta, beşparmak, sefine dergilerinde şiir ve öyküleri yayımlandı. Beşparmak dergisi şiir yarışmasında jüri ödülü kazandı. 2004. Bingöl’de öğretmen. Şiir kitapları: Sırlar ilahisi, 2004, ilke yayınları.
acaip bi şair
Şairler Atölyesi: Bingöl
Söyleyişi: Ömer Berdibek
“Sırlar İlahisi” kitabının şairi Mehmet Bozgan’la Şair Ömer Berdibek doğuda şair olmak ve şiir üzerine konuştular. Bu söyleşiyi Bingöl’de gerçekleştirdiler. Değişik yaklaşımlar koydular ortaya.
Ömer Berdibek: “ Sırlar ilahisi “ iddialı bir isim. Sırlar ilahisi ilk kitabınız olması münasebetiyle ne söylemek isterdiniz.
Mehmet Bozgan: Evet özgün ve alışılmadık bir isim. Sır ve ilahi. Varlık içerisinde her cismin arkasında kodlanmışlık taşındığını düşünürsek varlığı okuma problemiyle karşılaşırız. Alemde karşılaştığımız her şey sırlı. Kendi yüzlerimizden bedenimize, taşın şeklinden ağaçların yapısına, ırmakların melodisinden denizlerin dalgalarına varıncaya kadar her şeyin bir arka planı var. Problem arka planın ne’liği olunca sır sözcüğü kendiliğinden girer devreye. İlahi’ye gelince sonsuz akış başka ne ile tarif edilebilir ki? Sevgilinin yüzüne kodlanmış esrarın amacı sizde nasıl bir dalgalanma oluşturmanın isteğidir acaba. Ya da sevgilinin sözleri ıslak bir ilahi değil midir vuslatı özlerken… Hayatta yaşadığımız onca şeyin karşılığıdır sır ve yaşarken duyumsamayı aramamızın adıdır ilahi. İlk kitap olması hasebiyle söylemek istediğim şey de umarım iyi bir hal tercümesi olmuştur.
Ömer Berdibek: Bozgan edebiyat dünyasına uzak, uzak durduğu kadar da şiire yakın duran bir isim. Şiirle ilişkiniz kaçamak bir aşk gibi. Buna çelişki diyebilir miyiz? Hem yakın hem uzak. Nedir bu uzaklık nedir bu yakınlık?
Mehmet Bozgan: Edebiyat dünyasına niye uzak olduğumu soruyorsunuz. Belki kendi yağımda kavrulmak istiyorum. Sorunlu bir bölgenin insanıyım. Ruhumu kolay kolay doyuramıyorum. Şiir benim için bir alan, insani olmanın aracı değil. Belki sadece bedenin hüzne, siteme, isyana yenilgisi nasıl gözyaşı ise şiirde benim ruhumun gözyaşıdır diyebilirim. Gözyaşının tenhalarda döküldüğü düşünülünce neden uzaklığı tercih ettiğim anlaşılır. Dilimi anlayan insanların şiirimi okuması dahi bazen canımı sıkar. Çünkü varlık sancısı çekmek veya çektirmeye çalışmak yerine göre doğru bir iş değildir. Ancak genel anlamda sanatın ne olduğu irdelenince yazmak gerektiği çıkar ortaya. Kaldı ki düşünsel edebi tekelleşmenin varlık, var oluş bunaltısı, özgürlük arayışı, katışıksız hümanizm gibi kutsal ve yüce değerleri görmezlikten geldiği ve ötekine ait olduğu zaman dışladığı bir ülkenin edebiyat coğrafyası kuşkusuz sağlıksızdır. Ve bende işte bu sağlıksız coğrafyanın belki de artık bir yerde anarşistleşmiş türküsüyüm.
Ömer Berdibek: Dergilerde görünmeyen bir isim. Oysa Cemal Süreyya “ dergiler şiirimizin can damarıdır “ diyor. Bozgan Cemal Süreyya’nın bu düşüncesine katılmıyor mu? Diye merak ediyorum.
Mehmet Bozgan : Biraz önce coğrafyanın sağlıksızlığından bahsettim. Aslında çıkmazda olan şiirden sıyrılmak gerektiği kanısındayım. Belki sözlerimiz çok fazla kesişmediği için. Aslında yeni bir şiir dediğim için. Buradan şunu söylemeden edemeyeceğim. Bu coğrafya kendi entelektüel zenginliklerini boğan bir coğrafya. Dergiler mi? Bence dergiler de çıkmazda. Dergilerde yayımlanan şiirlere gelince yavan modern şiirler. Biz Türkiye’nin de dünyanın da insanlığın da peş peşe kırılmalar yaşadığı buhranlı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir dönemde sevgilim edebiyatı yapan dergilerden varoluşsal hal ağırlığı alanlarının yansıması olan dergilere ulaşmak lazım. Yep yeni bir şiir ve edebiyat dalgası gerekiyor. Bu modern yavanlık dergileri çepeçevre sardığı için derin bir edebi altyapı yoksunluğu var ve ben böylesi bir yoksunluğa şiirlerimi bağlayıp kurban etmek istemiyorum açıkçası…
Ömer Berdibek: Bozgan kaos şiiri yazıyor diye düşünüyorum. Şiiriniz kederi hep sonsuz bir acıyı muştuluyor sanki.
Mehmet Bozgan: Kaotik bir şiir.. Doğru. Belki sevgilime övgü olarak bir şiir yazıp ona vermeliydim.Fakat bütün insanlık tarihi boyunca suskunluğun insana her yönüyle bu kadar zarar verdiği adeta insanlığı yok ettiği böyle bir dönem yok. Ve böylesi yıllarda siz konuşamayanların dili olmak zorundasınız. Sözünüz tekil değil çoğuldur. Gözlerinizin içine bakanlar vardır. Onların da hallerinden bahsetmeniz için. Nevrotiktir ya da şizofrendir. Korku ve dehşet içerisinde bakmaktadır. Belki onsekizindedir daha. Üstelik kızdır ya da kadındır. Varlığının üzerinde hangi kader hangi sözü söylemektedir. Habersizdir. Ontolojik güvensizlik duygusu. Bence susalım artık.
Ömer Berdibek: Şiiriniz arkaik bir söyleve dayanıyor. Şiirinizde Arapça, Farsça, Osmanlıca, Kürtçe kelimeleri barındırıyorsunuz. Ama Türkçe şiir yazıyorsunuz. Kullandığınız bu dil modern Türk şiirine yabancı bir dil. Bu konuya paralel olarak Yasakmeyve’de yayımlanan Türkçe yazan Kürt şairler dosyası hakkında ne düşünüyorsunuz.
Mehmet Bozgan: Çünkü benim mektebe yabancılığım medreseyle sırdaşlığım var ve çünkü seksen yılın öncesinde asırlar duruyor. Ve çünkü sekiz yaş ile seksen yaş yetmiş iki kez farklıdır. Türk şiirinde neden görmezlikten geldiğini halen anlayamadığım. Farklı yepyeni, ipil ipil bir ses yükseliyor. Doğu tabiri belki de arkaik yükleriyle şiire yeniden dönüyor. Ruh gurbetliği uzadıkça sılaya duyulan özlem artar. Bizim için Türkçe yazan Kürt şairler diyorlar. Belki de sosyolojik olguların bizi saldığı gurbet bizlerde öylesine bir sıla özlemi uyandırdı ki her halde o sıla Tanrının bağrı olsa gerek. Belki de tamamen bir kayboluş metaforu… Kimliksizlik, aşağılanmışlık, ruhsal yoksunluk ve yoksulluk ve galiba geride kalan tek savunu belki de çaresizlik refleksi kafesten özgürlüğe bakıp an içinde erime şiir yani. Bütün soyluluğuyla yani hala inat hala ısrar hala esrar ve kuşkusuz her köz bir yangının enkazıdır. Dil mi evet dil de gömlek değiştiriyor ve değiştirecek. Bunu Kürt şairlerin yapması yadsınacak bir durum değil.çünkü. Kürtlerde arkaik yaşam ve medrese geleneği halâ devam ediyor. Ve Kürt şairler çoğul bir dünya duyusuna sahipler. Yasakmeyve’de özellikle Mehmet Butakın’ın ifade ettiği gibi bu durumu açıklamakta da güçlük çekmiyorlar.
Ömer Berdibek: Genç şairleri takip ediyor musunuz? Sizce onları ustalarından ayıran belirgin bir fark var mı? Yoksa genç şairlerde usta şairlerin yolunda mı yürüyor?
Mehmet Bozgan: takip ettiğim genç şairlerin ismini sayarak başlayayım. Kemal Varol, Seyithan Kömürcü, Ugur Aktaş, Metin Kaygalak, Mehmet Butakın. Bu isimlerin Türk şiirine yeni bir soluk getirdiğini yeni bir bakış geliştirdiğini ve yepyeni bir ruh verdiğini görüyorum. Hayır etkilendikleri isimler yok. Ustalardan etkilenmediklerini düşünüyorum. Çünkü yapıtları oldukça özgün.
Ömer Berdibek: Mehmet Bozgan Bingöl’de sınıf öğretmeni. Köy öğretmenliği geçmişiniz de var. Taşrada şiir yazmak nasıl bir duygu. Taşrada şiir yazmanın zorlukları nelerdir.
Mehmet Bozgan: Evet altı yıl yarı Türkçe yarı Kürtçe ve garip bir dil ile konuşan saçları başları dağınık köy çocuklarıyla, örgencilerimle kaldım. Ceyhun Atıf’ın “Köy Öğretmeni” şirindeki duyguları yaşadım. Onlar dünyanın en güzel çiçekleri kuşkusuz. Taşra mı? Neresi taşra? Bingöl mü, doğu mu, buralar taşra değil. Uluslararası hesap alanlarının hangisi taşra burada? Aslında edebiyata gerek de yok. Hayatın ta kendisi zaten edebiyat. Burada şiir yazılır, konuşulan her söz de zaten şiirdir. Ve muhabbette edebiyattır. Zorluk yazmakta değil sadece yayımlatmaktadır.
Ömer Berdibek: Magazinel bir soruyla bu söyleşiyi noktalayalım. Kimdir Bozgan, şiir dışında nelerle uğraşır?
Mehmet Bozgan: Bozgan mı? Çaplı bir küskün sadece … Şiir dışında roman yazıp yarıya getirip yayınlanmaz diye yazmaktan vazgeçiyor. Dostlarıyla gününü yaşıyor işte…
son kitabındaki sufi imgeler dikkat çekici; merkezde yaşamıyor olmanın dezavantajını yaşayan şair.
Weyl olunan kapıyı calsam, selamlasam, Ustadım menzili geçer. Alnında keder Elinde çizgiler muamma. Tanrım, sensin. -Eyy Tanrım neredesin, Sen tanrıysan ben kimmim Aziz mi? Yok yok ne ben Azizim ne de sen benim bildiğim tanrı.