şimdi görüntülenenler

mehmet bozgan



tanrım benim işte yarattığın muamma
kurda kuşa cana leşe küfürbaz
benim bütün avazıyla ufuklara bağıran
hile benim, tilki benim, benim evliya
bu menzilde ne ararsan var bildim
kader de var cezbe de var
kur'an da...

kapıya veyl

kaybolmuş bir t

7 entry -

freeit kullanıcısının resmi
 #
mahallenin en içlisi en bilgesi en haylazı en korkağı en cesuru en şairi en karmakarışığı en bıcaksırtı götürün beni yara görem cemalini diyesilerin şakirdi, abi yarım sigaran var mı diyenlerin en ironik melankolisi en yukarıdan en aşağıya imar edenlerin eni ne desem... şiirin bulaştı en şiir adam,adam demeseydim mi acaba!? o kavramlara bulanmamış bir yaratık...çirkin meho ...
 
vurdi kullanıcısının resmi
 #
Karışmayın meho ma bulaşmayın meho ma o duyumsuzdur o göremiyecek kadar kördür duyamıyacak kadar sagırdır o bir yere yerleşmez rahat bırakın meho mu MEH ŞİNEKIJ Şerik şeytun umbaz mı Qerran barren mı dejnen Ez ben şa pe gejo ni yı Perran şın ez bena toş Wun veyl ez zun ho yers Vurzen şın vajyen hu ser Çım berqyen tij hu dun tever Ez cad zuna zere yi qaliwyean Vırjen nivenden ben niştuş Cıger mı veşnen ken şema Kezeb adır erzen zere mı Tı wun qe yo dare adır
 
mirzelal kullanıcısının resmi
 #
Son haftalarda okuduğumuz şiir kitaplarından biri, bizi bu sanat üzerine farklı ve görece yeni bir değerlendirme yapmaya itti. Mehmet Bozgan'ın Zamana İthaf adlı kitabıydı bu. Kitap, bizi heyecanlandırmanın yanında, oldukça ilginç referanslara da taşıdı. Türkiye'nin doğusu, hatta Ortadoğu'ya dair referanslardı bunlar. Kaçınılmaz olarak da, dini ve İslami kaynaklar bu kitaptaki şiirlerde dikkat çekebiliyordu. Kitap üzerine değerlendirmeler yaparken, bu kaynakların tabii ki üstünde duracaktık. Ama daha önemli olan gönderme, yaklaşık on küsur yıldır bu coğrafyadan kaynaklanan, ana argüman ve referansların birbirinden çok farklı, şiir dili noktasında birbirinden ayrılan, bireyselleşen, orijinalleşme çabasındaki şairlerin dikkat çekici biçimde öne çıkmaya başlamasıdır. Bu şairler, yaslandıkları 'ben' ve şiir kimliği olarak, birbirine hiç benzemeyen birikimlerin, duyargaların sonucu bir şiirin izini sürüyorlardı. Şairlerin çoğu Kürt kimlikli. Ancak, ulusalcı politik söylem ve eğilimlerin ötesinde, varoluşsal bir sorgunun izdüşümleriyle dolu bir imge dünyasını kovalıyorlar. Dolayısıyla da, sayısı çok az olan bu şairler, kültürel kaynak ve referansları ne kadar ortak gibi gözükse de, Türkçe de yazılan daha önceki on yılların 'doğu şiiri'yle açık akrabalılar taşımıyorlardı. Bu görece genç şair ve şiirleri, ne Necip Fazıl'ın 'büyük doğu' algısıyla ne de Sezai Karakoç'un Ortadoğu'ya has özgün şiirleriyle ortak bir mecrada düşünmek zor. Öte yandansa, bu şairlerin Ahmed Arif'in yolunu açtığı doğuya toplumsalcı bakışla da hiçbir tanışıklığı yoktu. Cemal Süreya'nın Ortadoğu algısı olsun, Hilmi Yavuz'un, batı eksenli, entelektüelce yaptığı 'doğu şiirleri'olsun, bu görece genç şairlerin şiirine merkez kesinlikle olmamakta. Öte yandan, Mavera, Edebiyat Dergisi, Yönelişler gibi İslami referanslı edebiyat dergilerinde beliren doğu kaynaklı birtakım şiirler üreten şairlerin ürünleriyle de direkt bir bağları yok. 1990'larla birlikte, Doğu ve özellikle Güneydoğu'da yaşanan savaş, zorunlu göçler, ortaya çıkan kaosla; şiire bu dönem başlayan birtakım şairler, özellikle 2000'li yıllarla birlikte, kentte veya taşrada yaşarken benzerine hiç rastlanmamış bir varoluşsal kaosu da tüm hakikilikleriyle şiirlerine taşımaya başladılar. Hepsi görece farklı kültürel referanslardan hareket edip, benzersiz bir varoluşsal algıyı, ilginç biçimlerle şiirlerine taşımaya başladılar. Bejan Matur ama özellikle de Metin Kaygalak bu noktada son derece önemli iki şair. Kemal Varol, Ahmet Çakmak, Mehmet Butakın ve hatta ilk kitabı geçen aylarda çıkan Hasip Bingöl dikkate değer görece genç isimler. Bu şairlerin çoğu Batı'da özellikle de İstanbul'da varoluşlarını sürdürürken, bir kısmı doğudaki kendi coğrafyalarında hayatlarını idame ettiriyor. Ama, varoluşlarını nerede sürdürürlerse sürdürsünler, birbirinden apayrı özellikler taşıyan, doğu kaynaklı ama son derece modern ve farklı bir sürece adım atmış durumdalar. Bu görece genç şairlerin her biri, apayrı ve özgün bir şiiri mi simgeliyorlar? Belki hayır; tek istisna şair olarak Metin Kaygalak'ın adı anılabilir. Ama çoğu bir iki kitabı çıkan bu şairlerin yaslandığı sorunsal ve varoluş algısındaki hakikilik gerçekten dikkate değer. İslami kaynaklara yaslanış Zamana İthaf adlı kitabın sahibi Mehmet Bozgan'ı da bu ilginç şairler içinde düşünmek mümkün. Hatta bunların en ilginçlerinden biri. Andığımız şairlerin şiirlerinin çoğunda, modernist ve kent merkezli bir duyarlılığın açık izleriyle karşılaşılıyor. Daha doğrusu, bu şairler çoğu kez varoluşçu kimlikleriyle, kozmopolit kent kültürünün kesişmesi, çatışkısı noktasında bir dilsel arayışı işaretliyorlar. Nadir de olsa, Modern Türk şiirinin kimi açılımlarını şiirlerine yedirebiliyorlar. Aslında onları, baştan beri değindiğimiz varoluşsal sorguya iten de bu öğeler. Tabii ki bu şairlerin şiirlerinin her birini incelemek gereğinin dışında, bu akışın öncüsü şairlerden de esinlenen genç şairlerin olduğu söylenebilir. Mehmet Bozgan'ı bu ikinci kitabıyla tanımanın, ilk kitaba ulaşamamanın eksikliğinin farkındayız. Ancak bu yeni kitap da, tek başına bu şairin şiirindeki benzersizliği okura taşıyor. Çünkü, değindiğimiz diğer şairlerden farklı olarak, Bozgan'ın, şiirlerinde İslami kaynaklara yaslanışı, onu kendi 'ben'inden hareketle sorgulayışı; yakarışı, haykırışları ve oluşturduğu kendine has ses ve anlam dünyası hemen belirginleşiyor. Ancak, başta değindiğimiz gibi, Bozgan'ın şiirini, Cumhuriyet dönemi İslami şiir geleneğine eklemlemek, bir şairle arasında akrabalıklar kurmak zor. Şiirinde İslami referanslar tabii ki var. Hatta dikkate değer biçimde. Ancak Bozgan'ın yazdığı şiirde, ağırlıklı Tasavvuf şiirinin, bir tür kainatı algılama ve tasvir çabalarının da insan 'ben'ine yansıyış biçiminin direkt veya dolayımlı etkileriyle de karşılaşılıyor. Öte yandan, Bozgan'ın andığımız diğer şairlerden farklı olarak, kentin yarattığı kosmosla hiçbir bağı yok. Şair, tamamen bağımsız, özgün tasavvufi felsefeye de yaslanan bir varoluşçu tavrı şiirlerin bütününe yedirebiliyor. Tam anlamıyla, Ortadoğulu kimliğini modern bir vizyonla, o coğrafyanın dil ve sözcük zenginliğinden kıyasıya yararlanarak bir şiir vücuduna dönüştürüyor. Varoluşsal algısı, nadir de olsa hiçlik duygusuna eğilse de, sorguladığı inanç duygusunun İslami kültürle kesişmesi noktasında inanılmaz çarpıcı imge ve metaforlarla bizi baş başa bırakabiliyor. Tamamen Doğu'ya has bir varoluş duygusu, kentte üretilen sezgici yanı bu şiirden kovuyor. Dünyanın zulmünden hareketle, yer yer Tanrıdan hesap sormaktan korkmuyor. Ona tapsa, ona inansa da. Kitapta beş uzun şiir bulunmakta. Bunlardan ilki olan giriş şiiri 'Cüzzam ve Işık' şairin şiir algısını, hatta poetik tasavvurunu bile ön plana çıkarabiliyor. İslami referanslara yaslanan bir Ortadoğu algısı, şairin inançlarıyla da kesişip, apayrı bir varoluşsal sorguyu, hesaplaşmayı beraberinde getiriyor. Neredeyse trajediye uzanan bir 'ben' şairin hem iç hem dış dünyasını bir sorguya, bir hesaplaşmaya yöneltiyor. Kedere ve kadere açık bir isyanın derin izlerini garip bir imge dünyası içinde şiire taşıyor. Şairin İslami referanslarının çok güçlü ve belirgin olması, onun varoluşsal kozasını apayrı bir mecraya taşımış. Yine de şiirde, kültürel kaynaklar, dini kaynakların bir nebze önüne geçiyor. Bu şiirde sözcüklerin büyüsü, anlam zenginliğinin özellikle altı çizilmeli. Dürtü olaraksa isyan kadar, yoğun bir kızgınlık ve içlenme şiirin ana duygusal dokusu durumunda. Bir tür 'yazıklar olsun!' anlamına gelen 'veyl' sözcüğü isyanın, tepkiciliğin şiir boyu en simgesel işareti. Doğunun dilsel ve kültürel köklerini, sufi inancından da yararlanarak kızgın bir topaca dönüştürebiliyor... Bir meczubun yolculuğu Bu kitap bir bağlamda, bir meczubun kainat yolculuğu gibidir de. Bu kuşatıcı şiir evrenini, yer yer bir militan ruhuyla da yapılandırmaktadır. Örneğin, ikinci şiir 'Şehrayin'de, şairin İslami eğilimleri biraz daha belirginleşmiş. Bir bedenin içi ve dışı sanki bir arada konuşmakta; varoluşsal sorgunun yarattığı yolculuk içinde kendi evrenini yeniden oluşturmaya çalışmaktadır. Kargaşa ve dinginlik aynı 'ben'in iki kopmaz parçasıdır. 'Ahit' adlı diğer şiir de aynı temel izleklerin, yolculuğun peşinde olsa da, ses ve yapı olarak diğerlerinden biraz daha vasat gibidir. 'Meczub' şiiri teknik gücü ve ruhani kuşatıcılığının yanında, şairin şiiri üzerine yaptığımız kısa deyinilerin tümünü kuşatır mahiyette. Şairin, dünyanın zulmüne bir isyan bildirisi gibidir bu şiir. 'İblisle Savaş Dansı' şiirinde, Doğu masallarından şairin aldığı feyz dikkati çeker. Mehmet Bozgan'ın şiir yolculuğunda, bir yandan İslami kültürlere yaslanan bir militan ruhun izdüşümleriyle, öte yandan Tasavvufi inancın yarattığı evrensel bir bilgelikle baş başa kalınıyor. Başta değindiğimiz, 1990'ların ikinci yarısında yeniden biçimlenen ilginç ve o denli de hakiki bir Doğu şiirinin özgün bir örneğiyle karşılaşılmaktadır. Ancak, Bozgan, başta adını önemle andığımız şairlerin oluşturduğu şiirsel kosmosun fazlasıyla dışında, kendine özgü bir şiir mecrasını belirginleştirmekte. Yer yer, İslami köklere dair politik göndermeleri nadiren de olsa şiirine taşır. Ancak, oluşturduğu şiirler, bir metin olarak düşünüldüğünde; şiirlere yedirilen varoluşsal sorun her şeyin önünde dikkate değer görülebilir. Bozgan, bir anlamıyla çağdaş bir sufi. Öte yandansa, Ortadoğu'nun kültürel, dilsel ve inançsal kaynaklarıyla şiir düzeyinde hesaplaşan bir şair. O da andığımız çoğu şair gibi, ilginç bir Doğu şiiri aurası içinde kendine bir yer oluşturma çabasında. Yolculuğunda önemli bir yol kat ettiği de açık Orhan Kayaoğlu 14.09.2007 alıntıdır
 
delilikiyi kullanıcısının resmi
 #

BOZGAN, MEHMET ( Doğ. 1972 Bingöl )

liseyi Bingöl’de okudu. Van yüzüncü yıl üniversitesi, eğitim fakültesi sınıf öğretmenliği bölümünü bitirdi. Yedi iklim, bir nokta, beşparmak, sefine dergilerinde şiir ve öyküleri yayımlandı. Beşparmak dergisi şiir yarışmasında jüri ödülü kazandı. 2004. Bingöl’de öğretmen. Şiir kitapları: Sırlar ilahisi, 2004, ilke yayınları.

acaip bi şair

 
admin kullanıcısının resmi
 #

Şairler Atölyesi: Bingöl
Söyleyişi: Ömer Berdibek

“Sırlar İlahisi” kitabının şairi Mehmet Bozgan’la Şair Ömer Berdibek doğuda şair olmak ve şiir üzerine konuştular. Bu söyleşiyi Bingöl’de gerçekleştirdiler. Değişik yaklaşımlar koydular ortaya.

Ömer Berdibek: “ Sırlar ilahisi “ iddialı bir isim. Sırlar ilahisi ilk kitabınız olması münasebetiyle ne söylemek isterdiniz.

Mehmet Bozgan: Evet özgün ve alışılmadık bir isim. Sır ve ilahi. Varlık içerisinde her cismin arkasında kodlanmışlık taşındığını düşünürsek varlığı okuma problemiyle karşılaşırız. Alemde karşılaştığımız her şey sırlı. Kendi yüzlerimizden bedenimize, taşın şeklinden ağaçların yapısına, ırmakların melodisinden denizlerin dalgalarına varıncaya kadar her şeyin bir arka planı var. Problem arka planın ne’liği olunca sır sözcüğü kendiliğinden girer devreye. İlahi’ye gelince sonsuz akış başka ne ile tarif edilebilir ki? Sevgilinin yüzüne kodlanmış esrarın amacı sizde nasıl bir dalgalanma oluşturmanın isteğidir acaba. Ya da sevgilinin sözleri ıslak bir ilahi değil midir vuslatı özlerken… Hayatta yaşadığımız onca şeyin karşılığıdır sır ve yaşarken duyumsamayı aramamızın adıdır ilahi. İlk kitap olması hasebiyle söylemek istediğim şey de umarım iyi bir hal tercümesi olmuştur.

Ömer Berdibek: Bozgan edebiyat dünyasına uzak, uzak durduğu kadar da şiire yakın duran bir isim. Şiirle ilişkiniz kaçamak bir aşk gibi. Buna çelişki diyebilir miyiz? Hem yakın hem uzak. Nedir bu uzaklık nedir bu yakınlık?

Mehmet Bozgan: Edebiyat dünyasına niye uzak olduğumu soruyorsunuz. Belki kendi yağımda kavrulmak istiyorum. Sorunlu bir bölgenin insanıyım. Ruhumu kolay kolay doyuramıyorum. Şiir benim için bir alan, insani olmanın aracı değil. Belki sadece bedenin hüzne, siteme, isyana yenilgisi nasıl gözyaşı ise şiirde benim ruhumun gözyaşıdır diyebilirim. Gözyaşının tenhalarda döküldüğü düşünülünce neden uzaklığı tercih ettiğim anlaşılır. Dilimi anlayan insanların şiirimi okuması dahi bazen canımı sıkar. Çünkü varlık sancısı çekmek veya çektirmeye çalışmak yerine göre doğru bir iş değildir. Ancak genel anlamda sanatın ne olduğu irdelenince yazmak gerektiği çıkar ortaya. Kaldı ki düşünsel edebi tekelleşmenin varlık, var oluş bunaltısı, özgürlük arayışı, katışıksız hümanizm gibi kutsal ve yüce değerleri görmezlikten geldiği ve ötekine ait olduğu zaman dışladığı bir ülkenin edebiyat coğrafyası kuşkusuz sağlıksızdır. Ve bende işte bu sağlıksız coğrafyanın belki de artık bir yerde anarşistleşmiş türküsüyüm.

Ömer Berdibek: Dergilerde görünmeyen bir isim. Oysa Cemal Süreyya “ dergiler şiirimizin can damarıdır “ diyor. Bozgan Cemal Süreyya’nın bu düşüncesine katılmıyor mu? Diye merak ediyorum.

Mehmet Bozgan : Biraz önce coğrafyanın sağlıksızlığından bahsettim. Aslında çıkmazda olan şiirden sıyrılmak gerektiği kanısındayım. Belki sözlerimiz çok fazla kesişmediği için. Aslında yeni bir şiir dediğim için. Buradan şunu söylemeden edemeyeceğim. Bu coğrafya kendi entelektüel zenginliklerini boğan bir coğrafya. Dergiler mi? Bence dergiler de çıkmazda. Dergilerde yayımlanan şiirlere gelince yavan modern şiirler. Biz Türkiye’nin de dünyanın da insanlığın da peş peşe kırılmalar yaşadığı buhranlı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir dönemde sevgilim edebiyatı yapan dergilerden varoluşsal hal ağırlığı alanlarının yansıması olan dergilere ulaşmak lazım. Yep yeni bir şiir ve edebiyat dalgası gerekiyor. Bu modern yavanlık dergileri çepeçevre sardığı için derin bir edebi altyapı yoksunluğu var ve ben böylesi bir yoksunluğa şiirlerimi bağlayıp kurban etmek istemiyorum açıkçası…

Ömer Berdibek: Bozgan kaos şiiri yazıyor diye düşünüyorum. Şiiriniz kederi hep sonsuz bir acıyı muştuluyor sanki.

Mehmet Bozgan: Kaotik bir şiir.. Doğru. Belki sevgilime övgü olarak bir şiir yazıp ona vermeliydim.Fakat bütün insanlık tarihi boyunca suskunluğun insana her yönüyle bu kadar zarar verdiği adeta insanlığı yok ettiği böyle bir dönem yok. Ve böylesi yıllarda siz konuşamayanların dili olmak zorundasınız. Sözünüz tekil değil çoğuldur. Gözlerinizin içine bakanlar vardır. Onların da hallerinden bahsetmeniz için. Nevrotiktir ya da şizofrendir. Korku ve dehşet içerisinde bakmaktadır. Belki onsekizindedir daha. Üstelik kızdır ya da kadındır. Varlığının üzerinde hangi kader hangi sözü söylemektedir. Habersizdir. Ontolojik güvensizlik duygusu. Bence susalım artık.

Ömer Berdibek: Şiiriniz arkaik bir söyleve dayanıyor. Şiirinizde Arapça, Farsça, Osmanlıca, Kürtçe kelimeleri barındırıyorsunuz. Ama Türkçe şiir yazıyorsunuz. Kullandığınız bu dil modern Türk şiirine yabancı bir dil. Bu konuya paralel olarak Yasakmeyve’de yayımlanan Türkçe yazan Kürt şairler dosyası hakkında ne düşünüyorsunuz.

Mehmet Bozgan: Çünkü benim mektebe yabancılığım medreseyle sırdaşlığım var ve çünkü seksen yılın öncesinde asırlar duruyor. Ve çünkü sekiz yaş ile seksen yaş yetmiş iki kez farklıdır. Türk şiirinde neden görmezlikten geldiğini halen anlayamadığım. Farklı yepyeni, ipil ipil bir ses yükseliyor. Doğu tabiri belki de arkaik yükleriyle şiire yeniden dönüyor. Ruh gurbetliği uzadıkça sılaya duyulan özlem artar. Bizim için Türkçe yazan Kürt şairler diyorlar. Belki de sosyolojik olguların bizi saldığı gurbet bizlerde öylesine bir sıla özlemi uyandırdı ki her halde o sıla Tanrının bağrı olsa gerek. Belki de tamamen bir kayboluş metaforu… Kimliksizlik, aşağılanmışlık, ruhsal yoksunluk ve yoksulluk ve galiba geride kalan tek savunu belki de çaresizlik refleksi kafesten özgürlüğe bakıp an içinde erime şiir yani. Bütün soyluluğuyla yani hala inat hala ısrar hala esrar ve kuşkusuz her köz bir yangının enkazıdır. Dil mi evet dil de gömlek değiştiriyor ve değiştirecek. Bunu Kürt şairlerin yapması yadsınacak bir durum değil.çünkü. Kürtlerde arkaik yaşam ve medrese geleneği halâ devam ediyor. Ve Kürt şairler çoğul bir dünya duyusuna sahipler. Yasakmeyve’de özellikle Mehmet Butakın’ın ifade ettiği gibi bu durumu açıklamakta da güçlük çekmiyorlar.

Ömer Berdibek: Genç şairleri takip ediyor musunuz? Sizce onları ustalarından ayıran belirgin bir fark var mı? Yoksa genç şairlerde usta şairlerin yolunda mı yürüyor?

Mehmet Bozgan: takip ettiğim genç şairlerin ismini sayarak başlayayım. Kemal Varol, Seyithan Kömürcü, Ugur Aktaş, Metin Kaygalak, Mehmet Butakın. Bu isimlerin Türk şiirine yeni bir soluk getirdiğini yeni bir bakış geliştirdiğini ve yepyeni bir ruh verdiğini görüyorum. Hayır etkilendikleri isimler yok. Ustalardan etkilenmediklerini düşünüyorum. Çünkü yapıtları oldukça özgün.

Ömer Berdibek: Mehmet Bozgan Bingöl’de sınıf öğretmeni. Köy öğretmenliği geçmişiniz de var. Taşrada şiir yazmak nasıl bir duygu. Taşrada şiir yazmanın zorlukları nelerdir.

Mehmet Bozgan: Evet altı yıl yarı Türkçe yarı Kürtçe ve garip bir dil ile konuşan saçları başları dağınık köy çocuklarıyla, örgencilerimle kaldım. Ceyhun Atıf’ın “Köy Öğretmeni” şirindeki duyguları yaşadım. Onlar dünyanın en güzel çiçekleri kuşkusuz. Taşra mı? Neresi taşra? Bingöl mü, doğu mu, buralar taşra değil. Uluslararası hesap alanlarının hangisi taşra burada? Aslında edebiyata gerek de yok. Hayatın ta kendisi zaten edebiyat. Burada şiir yazılır, konuşulan her söz de zaten şiirdir. Ve muhabbette edebiyattır. Zorluk yazmakta değil sadece yayımlatmaktadır.

Ömer Berdibek: Magazinel bir soruyla bu söyleşiyi noktalayalım. Kimdir Bozgan, şiir dışında nelerle uğraşır?

Mehmet Bozgan: Bozgan mı? Çaplı bir küskün sadece … Şiir dışında roman yazıp yarıya getirip yayınlanmaz diye yazmaktan vazgeçiyor. Dostlarıyla gününü yaşıyor işte…

 
admin kullanıcısının resmi
 #

son kitabındaki sufi imgeler dikkat çekici; merkezde yaşamıyor olmanın dezavantajını yaşayan şair.

 
azizmim kullanıcısının resmi
 #

Weyl olunan kapıyı calsam, selamlasam, Ustadım menzili geçer. Alnında keder Elinde çizgiler muamma. Tanrım, sensin. -Eyy Tanrım neredesin, Sen tanrıysan ben kimmim Aziz mi? Yok yok ne ben Azizim ne de sen benim bildiğim tanrı.

 

h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
Kardeş Türküler Zepur Gi Tarnam (Meltem Olurum)…
Tribute to Edmund Dulac      - YouTube
Adele - Rolling In The Deep      - YouTube