1978 yılında İzmir'de doğdu. üniversitede fizik okudu. yayımlanan ilk ürünü "yıldırımları beklemek" (varlık, aralık 1999) adlı şiiridir.
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
1978 yılında İzmir'de doğdu. üniversitede fizik okudu. yayımlanan ilk ürünü "yıldırımları beklemek" (varlık, aralık 1999) adlı şiiridir.
kişisel blogu
http://mehmeterte.wordpress.com/
yarın yky'de bir seminer verecek. haberi şöyle
09 Mart 2010 Salı
Edebiyat Söyleşisi
İki Yazar İlk Kitaplarını Anlatıyor 12
Yer: Sermet Çifter Salonu, YKY; saat: 18.30
Konuşmacılar: Adnan Binyazar, Mehmet Erte
“İki Yazar İlk Kitaplarını Anlatıyor” iki yıldır süren bir etkinlik dizisi: Farklı kuşaklardan, farklı türlerde yapıtlar veren iki yazar ilk kitaplarını anlatıyor. Hem kişisel serüvenlerin hem dönemsel farkların ortaya çıktığı söyleşilerin on ikincisinde Adnan Binyazar ile Mehmet Erte bir araya geliyor.
Adnan Binyazar ilk kitabı Yazmak Sanatı (1969), Mehmet Erte ilk şiir kitabı Suyu Bulandıran Şey (2003) üstünden, edebiyat serüvenlerinin ilk dönemlerini, yazıyla ilişkilerini ve bugünkü çalışmalarını okurlarıyla paylaşacaklar.
son kitabının ilk hikayesindeki kahramanın, piskolog tarafından şiirden hikayeye kaydırıldığı... gerçekte de öyle. deli doktoruna gidersin, şiiri bırak düzyazı yaz der.
detayların detaylarının detaylarını yazıyor adeta. okurken, bir kuyuya indirilip, başka kuyulara geçen dehilzlere girdiğinizi anlamıyorsunuz bile. acayip bir şey oluyor.
sıkı yazarlardan.
"bakışın kirlettiği ayna" adlı öykü kitabı üzerine yazı ve söyleşiler için:
http://bakisinkirlettigiayna.blogcu.com adresi ziyaret edilebilir.
bakışın kirlettiği ayna isimli kitabı yky'den çıkan şair. hande baba tarafından gönderilmiş tanıtımından;
Okurla kavgalı bir ilişki kuran Mehmet Erte, kitabın "Delik" adlı ilk bölümünde, sıradan durumları paranoyak bir zihnin işleyiş süreci içinde, ironik bir dille öyküleştirerek, somutla soyutu altüst ediyor. Bu öykü dünyasında hep mantık sınırları içinde kalmamıza rağmen, okuduklarımızın 'saçma' ve sıradışı olduğunu düşündüren bir yorum diliyle karşılaşıyoruz. Gündelik davranışlar, küçük mimikler kuşkucu bir bakışla güç problemler gibi algılanıp çözülüyor. Erte'ye göre şeylerin üzerini anlamlandırarak örtüyoruz, bu örtünün altında ne olduğunun, yorumladığımızın dışında bir dünya olup olmadığının ise bir cevabı yok ama arayışı var. Aslında bu arayışta her örtünün üzerine yeni bir örtü konuyor, hakikatin peşine düşen insan sonsuz sayıdaki olasılığa (yoruma/anlama) hayat vererek kendi cehennemini yaratıyor.
"Bir Kölenin Eğitim Sorunları", "Bakışın Kirlettiği Ayna" ve "Vazgeçilmiş Renk" adlı diğer bölümler ise köle-efendi ilişkisi, irade, kader, aşk, bağlılık, cinsellik, aldatmak-aldatılmak-aldanmak kavramları etrafında, farklı biçim ve biçemlerde dönerek, gizli bir ana başlık altında toplanıyor.
Varoluş kabuğunda bir delik açarak bedene, intihara, ergenliğe, birlikteliklerden doğan iktidara, düşünce'nin mahrem bölgelerine 'bakmak' isteyenler bu kitabı okurken topuklu ayakkabılarını, kravatlarını, güneş gözlüklerini çıkarsınlar…
"Benim için gözler yoktu artık, gözleri dikenli teller gibi koruyan kirpikler vardı. Gözler vardı tabii ama kirpikleri aşıp ulaşamıyordum onlara. Gözler yoktu yani, ama aslında ulaşılmazlıkları oranında daha güçlü olarak vardılar. Gözler vardı yani. Ama kimin gözleri? Neredeydi o? Hiçbir yerde olmadığı için her yerdeydi. Nerede olduğunu bilmediğim için buradaydı. (…) Onun sokaklarında bir hacıydım."