bu manifestoyu ilerletmeyi düşünüyorum iki gündür zihnimi işgal etti bu. evvelden cooper the ruse hanımefendünün "eklektik şiir manifestosu" başlığı altına zaten manifestonun entrisini girmiştim. onu aynen buraya cukka edeceğim fakat burada daha çok olayı
- superman's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun



nitekim nitekim reklamcı oldum nitekim
ofislere de kapandım bu ne güzellik
dışarda çiçekler içerde ben
çiçeklerden kastım: açılmış saçılmış kızlar
açılmış kapanmış dükkanlar, dükalıklar, krallıklar
tabi ben bunları göremediğim için
hemen türkcell tarifeli hatlara geçelim.
geçelim de cepte para yok akşam eve gidince sütlü köpüklü kahve yapıp masaj yapacak hatun
yok ergenekon yok babayakon bir biz bir şeye konamıyoruz istanbul'u satayım
adalet mi bu yarabbim
ellere varda bize yok mi?
ben de istiyorum esmer, kumral ellerden baklava yemek
ben de istiyorum türkbükünde jet-sikiyle gezmek
ben de istiyorum uzun saçlı sözlük
ben de s'tiyorum baklavacı kebabçı limonatacı bana çalışsın
ben de s'tiyorum nobeli bana versinler yan gelip yatayım
ben de istiyorum cennette jakuzi, hamam ve duty-free
but nothing is free and nothing is
beautiful as you see
mister fantastik kerhaneci
bütün misterler ergenekon
bütün missisler güzellik salonu
bana ne kaldı lan alkapon?
üçün biri.
efe murat, madde dünyasını burnumuza sokup sokuşturuyor. sanki şiirde daha önceden madde girdisi yokmuş gibi yeni bir şey, hiç değinilmemiş bir tarafa mı ışık tutuyor diyoruz, ama "güneşin altında söylenmiş hiç bir şey yeni değil" buyuruyor hazreti eflatun.
neo-metafizik şiir ya da neo-tasavvuf şiirin iki başat temsilcisi necip fazıl ve sezai karakoç'tan sonra ağan alın bu da neo-madde bilmen nesi filan mı oluyor bu madde şeyim kompostusu?
terliklerim, takunyalarım, seccadem, ibriğim, tespihim asılı duvarda
bornozum, röbdoşambırım, iç donum, iç yağım, sandaletlerim ve plaj havlum
esansım, hugo boss parfümüm, gümüş yüzüklerim, zincirim, ucuz jeanslerim de var
ama allah korkusu ve sokakta beni benden alan bu çıplacık kızlar
istiyorum çok istiyorum cennette kevser
yeryüzünde on cariye de benim olsun
ama gerilla yer altı silahlar, ergene-kon, ibda-c, pkk, dev-sol, vesair fraksiyon dalgaları
tank, postal, karargâh, tabur, apolet, bere, traleybüs, babayakon
mankenler, hişt kırcan mı belimi çeksene elini, zeytin, peynir ve salata
biraz kuru ekmek, biraz çay, çaydanlık, cezve, tepsi, kahvaltı masası
saçlarım dökülüyor ama hadi sürelim loreal marka jöle ve dışarı çıkalım
evet dışarıda otomobil, otobüs, tren, gemi, uçaklar
allah'ım melekler, allah'ım zülkarneyn, isa-mesih ve mehdi
allah'ım deplasman, gol ve tezahürat
allah'ım bu kızlar ayağımızı kaydıracak
allah'ım maddeperest, paracıklar, dövizler amerikan doları,
bizi cennetine kabul et.
diye benim gibi hem madde hem metafizik boyutu son derece yüksek bir şiir yazabilir mi mesela? soyut, somut madde ne ararsan var.
neo-matrixçi süper şiir yazılır ama yazılamaz. şiir bir tasavvur olarak soyut, süper onun sıfatı, matrix alemi somut bir alan ve neo çok anlamlı bir şey. bu kontekste neo-matrixçi süper şiir bütün şiir akımlarını tek geçiyor.
bizim orman
yine bizim ormandan sistematik komandolar geçer
alice ve kırmızı başlıklı kız gelir, amerika'dan sonra
jane diye anglo-saxon bir kadın var, karşılaşsaydık evlenirdik
canterbury'de hac yolculuğuna çıkıp rahibelerle birlikte o piti piti
karemala sepeti.
evet isyan hayır ismet özel dünya ne kadar kötü
ben şair, 27 yaşında, kitapsız.
ayakkabılarım, jeanslerim, traş losyonum, gözlüğüm var
ne kadar çok şey dünyadan giderken
ne kadar çok günah, şehvet, diri memelerden ısırma hırsı
yine bizim ormandan komandolar sistematik
internet-fiberoptik hatları, büyük birader bizi izliyor jessica parker
sex-in-the-city, ormanda olmaz mı?
ormana dönelim, odun evlere, ağaç kavuklarına
maditasyon yapıp batının bizi bulamayacağı deliklerde grup yapıp tövbe edelim
gruplaşalım, çoğalalım; grup olalım grup
turp gibisin sarah turp.
çikita komandolar amerika'ya girsin
bizim ormandan çıksın.
a rainy day
drop, drop, drop, water splashes everywhere
sky is dark, my heart is blue but sun-
is hidden somewhere; there is no sun here.
we're walking blindly, smashing each other
these concrete bodies without soul-
are smell like city-garbage
angels baptize bastards of the earth.
we're awake and it's dark, it's raining outside
our homes are dry, this famine of happiness
for twenty-seven years never ceased.
fire, like a fire it's down on hills
down on my chest, billions of kg are-
diffused, melted, disappeared.
we touch our bodies blindly,
we make love with hands that inside the coffin.
we've buried sun in the backyard.
an eyeless dead man crying outside
drop, drop, drop, for his miseries
i hear my voice:
a golden sound of boredom.
içim dışım boşaltılmış ölüler
kusuyor sarhoşluktan sonra ben kusuyorum başım dönüyor
başım tavan yer-yüzü, ayak parmaklarım, kuş tüyü yastıklar
yine yalnız yatıp kendimi seviyorum ne hoş!
ne boş bakıyor insanlar caddeler tıkabasa cüruf
çelişkili çelişkiler çekilip çıka gelip üstüme üstüme ağır ağır
iniyorum doklardan denize, ıslanırsam kendime mi gelirim
ıslatırsam kendinize gelir misiniz?
there are images of images like imitation of imitation
i am not like plato i am better and further than him
burası kaktüs ülkesi, t.s eliot burda yatıyor yiğidim aslanım
her sabah saat beşte hint incirinin etrafında-
kendimizi yedi kere tavaf yapıyoruz
egolarımız var, ipek mendillerimiz, sütyen ve kondomlar, hacı şakir
hacı sabun, muhtarem, mübarek, kutsal masturbasyon.
holy shit söyle ne yapalım? ilham gel ilham gel ilham gel
geldiysen üç kere kapıya vur. gelmiyorsan
gelmiyorsanız gelmeyeceksiniz demektir ben hep yalnızım
beni yalnız bıraktınız ama. bırakın lan
ben de hep yazdım duvara mottolar.
duvarlara çıktım.
en büyük hayalim, hayalim çok büyük bu yüzden hay allah
what is the action of to-day?
bugün yehova için ne yaptın benjamin fahri?
hadi gel köyümüze geri dönelim
fadimenin düğününde dansözleri keselim.
böyle olmuyor, şehirler çok yıpranmış, çok sıkıcı.
çok çok çok çok kentli burjuva-işçi sınıfı, halkların kardeşliği, afişler, kadınlar, bilboard bikinileri,
bak bak bak bak bak: annen sana terlik papuç alacak.
bir papaz şiiri bricollage denemesi: (bkz. papaz)
bu papazlardan huylanımşımdır hep. bir de papaz olmak deriz herifçioğullarıyla biliyonuz!
bizim pederle papaz olduk olum hüsnü. akşama size yatmaya gelcem taham mı lan? da denilir.
bizim manitayla papaz olduk, takkeleri değiştik. manita vermiyor olum şinasi! durumları da oluyor.
bir de ben çocuktum, küçücüktüm, ufacıktım, ormanda aslanlar, kaplanlar, fareler vardı
acılarıııııııııııınnn çocuğuydum, ankara'da oturmuşuzdur yalan yok dile kolay tam-
altı koskocaman yıl recep! anlıyor musun?
bütün şehir bana küsemezdi çünkü ankara'yla aramızda bir saat varmış. hülya tezye bilir.
ama bizim fulya'nın kedileri vardı, fulya da güzel bir çıtırdı,
benim hiç kedim yoktu. belki bir kedim bile olsaydı fulya da benim olurdu!
ama nolmadı bürütüs. her şey başka türlü oldu.
neyse fulya'yı geçelim. ama fulya'nın elinden fıstık ezmesi yedim. pardon o ezgi'ydi.
fulya ezgi'nin komşusu oluyordu. ikisini de ısıramadım ona yanarım.
biz evet babam, anam ve kardeşlerim beş sene papaz'ın evinde oturduk. harbiden yani tanju!
amerikan papazının evi diye bütün seküler superstitionlılar "biz papazın evinde oturmayız diye tutturdular anasını satim.
ama papazın bahçesinden iki küp altın çıkmadı
ama mangal yaptık, salıncak salladık, ya da salıncakta sallandık
bisiklet sürdük, bisiklete bindik, düştük
eriklerinden yedik, eriklerine asılanı terlikle, sopayla kovaladık
elmalarını salladık, kaysılarını, zerdalilerini bilhassa kız tavlamak için
yani şöyle: güzel kızları çağırdım ağacın altına
ağcın tepesinden kaysıları salladım, onlar eteklerini açtı.
bir de ağcın altında evcilik oynamışlığım vardır.
ben koca oluyordum, mahlenin kızları karım olmak içim sıraya gidiyordu.
her şey bizim papazın evinde oldu.
zaman ve para idealiyle kaynaşmış
zaman ve para idealiyle kaynaşmış demek
kadınların arkasından da yürüyebiliriz koştura koştura
dondurma salonları, sinemalar, arka koltuk
bütün hercai zevkler çok para, dünya kapitalist.
ne diyorsam saçmaladığımdan şaşkına dönen insanlar saçmanın güzelliği karşısında estetik tanımların kıyısında balık tutamadan gerisin geriye televizyonları başında pijamalarını giyip oturdular.
g.k. chesterton, "geleceğin edebiyatı saçmalık olacak" derken buna bizi inandırdı. ben şahsen bunu görerek inanmanın yarattığı huşudan memnunum. ama kadınlar
onlar hiç bir şeyden mesut değiller
ve onlar var her şeyden memnunlar
bu ikisi arasında kalana insan denilebilir.
mesela ışıldayan burunlu dong siz hiç duydunuz mu?
edward lear'e göre bunlar jumblies'lerin yaşadığı ülkede yaşar
ama siz jumblies'leri de duymanız. cahilliğiniz beni kahrediyor bayım!
kahrolsun yeşil amerikan doları, kahrolsun mercedes benz.
italya'da pizza kulesinin altında monika belluci'yle yanışa yanışa öpüşmek istedim
ama rüyalarıma girmedi bu istediklerim. oysa gündüz çok tuz yiyen, geceleri rüyasında pınarlar, dereler görürnüş diye geyik yapıp duruyorlar. sıkıldım. sıkılmanın olduğu yerde:
depresyon, stres, placebolar
sıkışmanın olduğu yerde bir baskı, hazımsızlık, kasılma
modern tıbbın hasta üzerinde test ettiği ilaçların etkisini göstermediğini
ya da benzinsiz bir arabanın ibresinin yüz seksen vuramayacağını bilebiliyoruz.
her bokları bilebiliyoruz da kendimizi bilemiyoruz ama agnostik şehmuz kalkmış tanrı, papa, yehova, melekler diyor
kıl oluyorum bütün burjuva ağızlı işçi sınıflarına
dünyayı işçiler yönetmeyecek dünyayı cenab-u allah yönetiyor oğlum tanju.
"allah'ın aşkına bana bir kere ver" dedim
"allah aşkına benden böyle şeyler isteme" dedi
her kimse bir şeyler dedi, ben sen sus gözlerin konuşsun dedim.
tecavüzün meşru olduğu yerlerde polisler çorbacı, ali şen bir gün gerçekten başkan olabilir.
buraya kadar zaman ve para idealiyle kaynaşmış
time is money diyorlar istanbul, manhattan'da hot dog yiyerken alışverişe çıkmış kadınlar
yiyişirken hot dog, yiyiştikten sonra sadece dog
i am ise very very hot bir monica bellucim bile yok
ama beluciyim belucisin beluci
belucistan'da gaz çıkıyor, oraya da dikmiş gözünü uncle george.
aman buraya da dikmişler bir baz istasyonu
ulan her yere bir şeyler diken metrepol sürtükleri
gazla boğarım lan sizi.
gaaaaaaaaazzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzoz içerdik gaz yapardı
artık gazoz içmemeye karar verdim.
tabii bir kadın tarafından aldatılsaydım buna nasıl katlanırdım bilemiyorum gerçekten! allah iyi insanların başına böyle musibetler vermesin. amin. tabii bir kadının her ne kadar beni aldatmasına katlanmayı düşünemesem de, ben bir kadını aldatınca kadının buna katlanma dosajı, mukavemet ve potansiyelini kestiremediğim için
ya da bir kadını aldatsaydım kadının hali nice olurdu
ama ben kadınlar tarafından aldatılsaydım başımı denizlere mi gömüverirdim
yoksa denizin içine mi düşerdim de bir kaptan
gelip bir gün düşünmem lazım
ben hiç bir kadını aldattım mı diye
başlayıp beni aldatan kadınların bir haritasını çıkarıp
hepsinin türbesini teker teker üç kulhu bir fatiha
ruhu şeriflerine; ceviz kırmaya devam, havalar güzel
somon balıkları, kekler, sokaklar, aldatmanın dayanılmaz hafifliği
ve kardeşim abuzer bu sene bizim senemiz
çalsın sazlar, oynasın kızlar
yine plajlara gidip voleybol
yine şezlonglara uzanıp güneş kremi
yine şamandırandan cümbürlop aşağı
yine orhan gencebay'dan sonra bob sincilar
yine diskolar var, şıp şıp terlikler, bermuda şortlar,
kumsalda aşklar yazalım ayak parmaklarımızla,
dönüşümüz muhtaşem olsun. çiçekler, zafer takları ve muhallebi salonları.
harbiden acıkıyor insan.
aklına gelince o acaip eski geri dönmeyen aşkları...
kirvem şehmuz.
halbuki bir çift lafla uçabilir insan. istanbul ( eski topkapı otogarına/terminaline istanbul diyorum) gibi şiir olmuş. bir ton bakkal bir ton seyyar satıcı. tiner. doğru düzgün depreme dayanıklı deprem sigortasız ev varken kene varken var keneyken. hani üsküdardan üsküdar sandığım tarafa bakarsın. bir yığın şehir bir yığın çirkin. seyyar satıcı seyyare sefine define. insan bulduğunu neden laf kalabalığında kaybetmek ister anlamıyorum.
eleştirimdir.uç der uçarsın. zorlama.
this is the not matrix uleyn!