şimdi görüntülenenler

oguz atay



sağlam yazardır.
ama feraye'nin dediği gibi beyni çok büyüdüğünden ölmedi, tümör tümör!

23 entry -

piskopapatya kullanıcısının resmi
 #

oğuz atay bir yaşama biçimidir. biçimci olmak değil, biçimdeki esası yaşamak lazım. oğuz atay okumuş insan kendisini okumuş gibi olduğu için başka yazarları, başkasını okumuş gibi okur. başkasını okumuş gibi olmak okuyucuya haz vermez. gaz da vermez.

 
Raskokaramazov kullanıcısının resmi
 #

"Ah be Selim sen haklıydın, kimse kimseyi dinlemiyor" demiştir Turgut Özben bu adamın kitabında. Ki bu söz her gün abdest alır gibi hatırlanıp, dilini kirletmekten azad eder insanı.

 
sitare kullanıcısının resmi
 #

"... herkes birikmiş bizi seyrediyor. dağılın! kukla oynatmıyoruz burada. acı çekiyoruz ..."
tutunamayanlardan hafızama kazınmış cümlelerin sahibi.

 
admin kullanıcısının resmi
 #  
sitare kullanıcısının resmi
 #

kafkaesk

 
sakız kullanıcısının resmi
 #

tutunamayanlar ve tehlikeli oyunları sevin seydi'ye ithaf etmiştir.

 
lea kullanıcısının resmi
 #

"şimdi bakın nasıl bir yalnızlık vuran benden
şimdi şiirlerde benim yazdığım sıkıntı
bayılırsınız bir rüzgar oynatsam ülkemden"

 
admin kullanıcısının resmi
 #

atay'ı okumaya başladığımda 19 yaşındaydım. o vakitler insanın bir olric'inin olabileceği ihtimalini düşünmüyordum. henüz toydum ve yeni yeni dil - felsefe ile ilgileniyordum. az az kafka ismi duymuştum. atay'ı elime aldığımda henüz okunmuş bir suç ve ceza psikolojisindeydim. tabi bunca batı ve kuzey okuması - ki o dönemde bir de dünyanın nimetleri'ni yazan andre gide de okuyordum. nathanael ile orada tanışmıştım. hayatımın bir döneminde nathanael ismi etkili oldu tabi- bende bir batı merkezli algı oluşturduğundan roman türünü türklerin başarabileceğine inanmamıştım. roman denince fransızlar akla gelirdi. ya da herman hesse okumasıyla almanlar gelirdi. en iyi roman algısı ise puşkin'li, gogol'lu tolstoy'lu ve elbette dostoyevski'li rus edebiyatı ile oluşuyordu. neyse efendim, biri bir gün dedi ki "türkler de roman yazabiliyor" ben de "hadi ya" dedim. çünkü şiir geleneğinin sağlam olduğunu bildiğim türk edebiyatında "düz yazı"nın uçağa binmekten başka olanağı yoktu. hadi ya dan sonra "tutunamayanlar" ismini söylemişti. tutunamayanlar ismini oradan duyduktan sonra aradan bir süre geçti. atay ile ilgili bilgi toplamaya başlamıştım. öğrenci olduğum için kitabı alamıyordum. dolayısıyla bilgi toplayıp duruyordum. batman'a da tatile gitmiştim. o dönem mesut onat ile yoğun bir edebiyat sohbetimiz oluyordu. cahit zarifoğlu'ndan bahsederdi. ilginçtir ki nihal atsiz'ın ruh adam kitabını da önemserdi edebi değer açısından. bir de "oguz atay "ı severdi. onda "tutunamayanlar" vardı. tutunamayanlar kitabını ödünç aldım. hiç unutmam eve geldim 50 sayfa okudum devam edemedim o gün. ondan sonraki günler hep elli sayfa elli sayfa gittim. sadece bir gün dayanamayıp 100 sayfa okudum. sanırım günlükler bölümüydü. selim ışık'ın korkusunu ve günseli'sini anlattığı günlük'ler. sonra dışarı çıktığımda yürüdüğümün bilincindeydim ama nereye ve niçin yürüdüğümü kestiremiyordum. bomboş ve dopdolu bir ruh hali. anladım ki öyle bünyenin kaldırabileceği bir yapıda değildi tutunamayanlar. yapıbozumuna uğratırdı. neyse efendim kitap bitti. ödünç aldığım kitabı uzun süre veremedim mesut'a sonra kaybetti bir arkadaşım kitabı. ben yenisini aldım. ama ona gönderdim mi hatırlamıyorum. umarım affetmiştir uzun süre kitabına konmuş olmamı. demem o ki sevgili okurum, atay biçim veren'dir türk edebiyatında. özellikle türk entellektüel'inin çıkmazını öyle güzel ifade eder ki. ayrıca okuduğum ve izlediğim kitaplarında gördüğüm şu ki atay kemalist bir yapıda değildi. hatta ki tehlikeli oyunlar ve tutunamayanlar'da resmi ideoloji öğretisini şiddetle eleştirmiştir. toplumcu gerçekçilerin arapçadan korktuğu bir dönemde arapça kelimeler ile dans etmiştir. ki bunu ahmet hamdi tanpinar ve ihsan oktay anar iyi yapar. son dönemlerde elif safak bacı da bu konu ile hemhal bildiğim kadarıyla. ama bir alt beden olarak görüyorum ben şafak'ı. belki de çok ham olduğundandır. atay ham değildi. çünkü atay ironikti. ironik kavramını da herkesler kullanıyor bu zamanlarda. öyle sistemin kalbine eleştiri getirirken gülümsedeten. türk milli eğitiminin yanlışlarıyla dalga geçen - "tehlikeli oyunlar" kitabında bir bölümde geçer bu hadise- oyunlarla yaşayanlar'da mizah ile acıyı birleştiren ve korkuyu beklerken'de sevgili okura seslenen, demiryolu hikayecileri içinde unutulan, "çok yalnız kalmış" bir beyaz mantolu adam dı atay. tek sevmediğim kitabı, kendi hocasının hayatını anlattığı "bir bilim adamının romanı" idi. eğitici olmasından kaynaklanıyor sanırım. sarmayınca bırakmıştım....

 
kirikambar kullanıcısının resmi
 #

tutunamayanları hayatı boyunca inceleyen ve kendisi de tutunamayan bilim adamımız.

‘Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer). Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme
duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.
Erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar. Dişilerini de aynı sesle çağırırlar. Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavrular ayrı yerlere giderler. Toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı
birleştikleri görülmemiştir. Belirli bir beslenme düzenleri de yoktur. Başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeyi unuturlar. Bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (Bu sırada çok zayıf düştükleri için
avlanmaları tavsiye edilmez).
İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat -gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. Şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. Bununla birlikte, hafızaları da zayıf olduğu
için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlemlenmiştir. (Aynı bilginler, kavgacı tutunamaynların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler).
Din kitapları, bu hayvanları yemeyi yasaklamışsa da gizli olarak
avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamayanları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz hemen yaklaşırlar size. Ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. İnsanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, belediye sağlık müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. Yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif
sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. Fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntılardan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler.
Hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. Fakat bu hayvanların, beceriksizlikleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. Ayrıca birkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (Halk gişelere saldırarak parasını geri
istemiştir).
Filden sonra, din duygusu en kuvvetli hayvan olarak bilinir. Öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. Fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olmayacağı sanılmaktadır.
Başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve
her tarafları yara bere içinde kalır. Onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi denemişlerdir. Fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. Beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden
kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. Evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (Bir keresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir).
Şehirlere yakın yerlerde yaşadıkları için, onları şehrin içinde, çitle
çevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta tutarak, sayılarının azalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.’

 
admin kullanıcısının resmi
 #

bir korsan sözlük yazarının benden önce davranıp açtığı başlıktır.
oğuz atay biraz “adamım” denilecek cinsten cinsi latif bir insandır. meşhru tutunamayanlar imgesini bulup edebiyatımızı alt üst etmiş hatta ki yan etmiştir

 

h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
João Gilberto - Manhã de Carnaval      - YouTube