şimdi görüntülenenler

omer berdibek



azerbaycan İnşaat mühendisleri üniversitesi, İnşaat mühendisliği bölümü mezunu. şiirleri varlık, yolcu, berfin bahar, güney sanat, şiiri özlüyorum, bir nokta, pitoresk ve merdiven şiir dergilerinde yayımlandı. mayıs yayınları tarafından düzenlenen arkadaş

7 entry -

freeit kullanıcısının resmi
 #

ulan pavlov itliğim, bu da kim ya! sallasan kayaya değiyor başım'ı....

 
sivilhayva kullanıcısının resmi
 #

ömer berdibek ile ilgili yazıları okuduğumda aklımda kalan tek tamlama( umarım şair tamlanmak istemez ya da tanımlanmak): 'münzevi olmayı seçmek'

 
sivilhayva kullanıcısının resmi
 #

çarmıh

çarmıhlara gerdiğim isa! beni

gecelerden kovan kâbuslara mı sığındın

ey şehvetle kanayan toprak. artık

herkes kendi içevine çekildi.

ve göğsüme bir hançer

saplamayı maharet bildi de

düşümde gördüğüm su bilgesi

kehanetlerde bulunarak yaraladığı

hayatı sürükledi ırmağa.

kan olup aktım. içime eğildim

sakladığım kötülüğe gülümseyerek

isa’ya baktım. ey yağmurlarda yıkanan

gül; yapraklarında çiğ olsam kurursun

çünkü her sancı beni doğurur

ben ki mabetlere sığındığımda

kör sarhoşlar gibi kovulurdum.

günah. su yunmaz

pas tutmaz bir günahtım.

ah cehennem bir bahçeydi

çarmıhlarla çitleri örülmüş

toprağı kenevir bitiren

ağır kokularla kendime tiksindiğim

geceleri büyüten bir bahçe

beni yontulmayacak bir taş say

bugün isa’yı gördüm. pazardı

bir ayinde vaftizlenen çocuklara konuştu

sustuğum kadar uzak

uzak bir çarmıh kadar yalnızdım.

 
delilikiyi kullanıcısının resmi
 #

EYLÜLE SÖYLEDİM

suya yazılanları, müteşabih ayetleri
ve yaşamışlığı suya söylemiştim
çölü ve güneşi sonra
sırtımı bozguna uğratan o törpüyü
söyledim söyledim de duymadım
midyelerin ve salyangozların sağır kelimelerini
kovdum hecelerden muzbit harfleri
sonra kutsi ayetlerden kovuldu herkes
herkes günahını kendi kalbine sakladı
eylüle söyledim sararan yaprakları
ansızın ölmeyi
eylüle söyledim.

dilim ağuluydu, şarapla yundum
azizlerin inzivalarını. yaralı kelamlarda
düşlerimin sızılarını dillendirmeyi
ne güneşe dinletebildim ne suya ve çöl;
kendimi sana sürdüm yaranı sağaltmaya
çocukluk düşümden gelen gül
dinlemedin huysuz şarkılarımı
eylüle söyledim akrepli zamanları
ansızın ölmeyi
eylüle söyledim.

çürümeye direnen kar şarkılarıyla, aşağıda;
hazirandı. pullu bir alabalık! mevsiminde
suya okuyordu ninnilerini, hikâyesini
hikâye ettim bütün dillere
kendimde denedim yenilmeyi
kendimden bir fersah uzak
dillerden yine kendime döndüm
kalp yolunda yorgun köpüklerden
döndüm de tütün yaprağında ruhumu
eylüle söyledim gidilen yolu
ansızın ölmeyi
eylüle söyledim

iki yanımda ağaçlar uzuyordu
ihtiyar gövdelerine saklanmış sırlara
kapısına zerdali kökü bıraktığım anneme
uzak tutarken yolumu. beni terk etti
o çakır kedili ev. kırgın umutlarla
eylüle söyledim buğulu yalnızlıkları
ansızın ölmeyi
eylüle söyledim.

su yolundan dönen toyluğum
asil bir acıya kuşandı. ardımda;
o kısa boylu dağın yamacındaki
uzun hikâyelerin kahır yolcuları
şimdi herkes kendi seferinde yorgun
kefaretsiz ömürlerde yaşamaktan
yeminli dilleriyle kovgun
seferilerden bir ben dönmedim
bunu da eylüle söyledim
her şeyi ve herkesi
ansızın ölmekle
eylüle söyledim.

 
delilikiyi kullanıcısının resmi
 #

Gözü kapalı rast gele seçilip okunacak şiirlerin şairi Ömer Berdibek’ten ilk şiir kitabı Ankebut

Genç yazarlarımızdan Ömer Berdibek’in ilk şiir kitabı çıktı. Kitabın adı “Ankebut”. Şaire ilk sorunuz “Ankebut nedir?” olur benim gibi. Ben sormadım. Siz de sormayın. Ankebut şiiriyle başlıyor kitap. Bu soruyla karşılaşacağını biliyormuş gibi, şair, “Ankebut süresindeki saklı adamların /sesini duyardım her gece” diye başlamış söze. Soru sormaya fırsat tanımamış yani.

Kafanızda sorular kalmadığına göre, dışarıda hafifçe, usul usul kar yağıyor ve sobanız tütüyorsa eğer, bir pencerenin dibine çekin koltuğunuzu, sizden büyükler yoksa ortalıkta, ayaklarınızı uzatın ve başlayın okumaya.

Hazırlıklı olun, yakınınızda susuzluğunuzu giderebileceğiniz su dolu bir sürahi, terinizi silebileceğiniz bir mendil bulunsun.

Bir süre sonra, “hurma kokusu” dediğine göre şair, dinlerin yurduna; “cariyelerin mahcup şehvetiyle” dediğine göre şair, saraylara; “… her gece /bir yıldız aşırırdı uykularımla” dediğine göre şair, yıldızlara, maviliklere; “pencereleri araladım vadilere” dediğine göre şair, uçsuz bucaksız vadilere; “sarı ve kahır ile bildiğim /puslu yollar geçtim” dediğine göre şair, bitmez tükenmez yollara düştüğünüzü göreceksiniz.

Sarraf mezarlığı şiirinde “ansızın medet diyerek / elim gecenin ellerini tuttu” diyor şair. Bir mezarlıktan geçerken annesinin elinden tutası gelir insanın, onun gibi.

Hışırtı şiirinde “bendim yıldızları dökülen /lekeli yüzümle /gaibe akan çürüme” diyor şair. Günlük hayata bakarken, dünyanın çivisi çıkmış diyesi gelir insanın, onun gibi.

Yağmur düşleri şiirinde “saçları ıslanıyor akşamların /bense tutturmuşum bir nakarat /habire yüreğimi geri sarıyorum” diyor şair. Hal ve gidişatı yorumlarken, adamlar dünyayı avucumuza sığdırdı, bizse dünü yaşıyoruz hala diyesi gelir insanın, onun gibi.

Gözü kapalı, rast gele seçilip alçak sesle, hatta mümkünse mırıldanarak okunabilecek şiirler yazmış Ömer. Şiirini beğendirmek için değil, okunur kılmak için titiz davrandığı seçtiği sözcüklerden anlaşılıyor. Her şiirin “haddini aşan” dizelerle örülmüş olması şairin yaşını gizleme, kendisini kırkında, ellisinde gösterme çabası değil de genç şairin daha ilk kitabında ne kadar olgunlaştığını gösteriyor.

Rast gele bir şiirini seçelim. Sayfa 38. Şiirin adı: “Tanrı Katipleri”.

“şimdi düşleri kavrulan bir ejder /hırsıyla kalbimi hayata sunuyorum /ay yalnızlığını soluyan ev /beklerken güneş huzmelerini /saçlarımı okşayan yılan yavruları da öldü /her şey bir ikindi sükunetiyle /bahtiyar gözlerime soluyor da /bir kedere bilenen sırlarım büyüyor hep /bu yazgı böyleydi, tanrının katipleri /yücelerden içerken ruhları /…”

Bir başka rast gele seçim. Sayfa 72. Şiirin adı: “Sessizlik Heceleri”.

“ah düş idi her şey /kabuslara doğum muştulayan /cennet. Kov beni şehvetinden /saralı bir sınanmanın yetimliğini / kalbime sığınan bu üryan ölümle / ey bağışlanan hayat, beni kus”

Rast gele bir başka şiiri. Sayfa 77. Şiirin adı: “Resim”.

“çıplak şafaklara astım düşlerimi /hep çelimsiz bir surete /çizerek resimlerimi /yol yürüdüm ömrüme.”

“ey mürekkep /bir cebri kır /ne ellerime sarılmış aşk /ne tenime saklanmış korku /dur resmetme hayatı /çünkü artık her dua /kırıntı bir ezber /kül olan zamana dair /akan sulara düşen dinginlikle /bozulan zeytin siyahı /beni usulca sarmalarken /tozlu yollardan geçiyordu /gölgelerde eğrilen başak.”

En usta şairlerin yeşil kalemle altı çizilmiş dizeleri açılıp okunduğunda bile bir tedirginlik duyulurken, benim gözüm kapalı genç bir şairin şiirlerini rast gele seçip, kendimden pek emin yazımın konusu yapmamdan genç şaire haksızlık yaptığım anlamı çıkarılmalıdır sadece. Onun şiirinin değil ama benim şimdi söylemeklerimin altını kalın bir kalemle altını çizin: Bu haksız ve acımasız yönteme rağmen Ömer’in her şiirinin aynı tadı verdiğini keşfettim.

Küsen sevgiliyle barışmanızı kolaylaştıracak şiirler değil, ancak sevgiliyi küstürecek şiirler de değil. Gözünüz kapalı rast gele açıp okuyabileceğiniz şiirler hepsi de. Kendimden pek emin şekilde, Ömer’den yeni şiirler, öyküler ve hatta romanlar beklediğimi söyleyerek yine rast gele seçilmiş bir şiiriyle sözü ona bırakıyorum. Sayfa 81. Şiirin adı: Kahin.

“gözleriyle kalbime naza döken /dili ağulu kâhin /her şeyi /çığlıklarını da büyüt /bu veciz dilimde ölürken /aşk; yetim eşkıyalar /dağsız kalsın da yorgun sulara /düşsün kavak yaprakları”

“ey gül kır şimdi düşlerimi /çelik bir küfre bilenen akşamlarda /örselenen çocukluğuma ışık bildim seni /zamanı kılcal damarlarımdan kovduğum gün /nedense o zakkum ağacı da büyüdü /ve kalbim /şimdi eğri bir söze /kırılır oldu.”

“hey dili ağulu kahin /gördün, yaşamak bir daha /sararan bir dal gibi düştü.”

Diliniz damağınız kurumuştur. Bir yudum su içiniz. Anlınıza ter yürümüştür. Terinizi siliniz. Bence güzel bir seyahat oldu. Farkına varmadan, kanınızın sizden habersiz, size ait damarlarınızda durmak bilmeden dönüp dolaşması gibi koca bir dünya turu attınız.

Cafer Yurtsever
İstanbul, 19.12.2005

 
admin kullanıcısının resmi
 #

Orhan Kahyaoğlu Radikal Kitap'ta Demiş ki;

Yeni çıkan şiir kitapları içinde gezinirken, iki yapıt özellikle dikkat çekiciydi. Bunlardan ilki olan Ömer Berdibek' in Zan'ı haftalar önce üzerinde durduğumuz, 'Doğu Şiiri' ve şairleri ailesi içinde düşünülebilen kitaplardan biri. Ekseni; kent kültürü ve bu kültürün ürettiği kozmopolit duyarlılıklara yaslansa da, doğuya has duygusal alışverişleri ve çatışkıları içinde barındıran bir acıyı, hüznü haber veriyor. Zan da bu geniş özelliğin yanında, şairin kendine has dilsel, sözcüksel arayışlarının, doğunun yarattığı, yaşattığı, dinsel veya ruhani sembol ve göndermelerin izlerine rastlanıyor. Ancak, bu kitapta, dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın, münzevi olarak var olmayı seçen bir şairin şiirleri ile tanışıyor okur. Berdibek' in iki yıl önce yayımlanan ilk kitabı Ankebut'da da hissedildiği gibi.
Yazımızın konusu olacak diğer kitap, Fahri Güllüoğlu'nun Magmanın Gözleri. Bu kitabı, şiirsel aile veya ortak bir şiir sorunsalı içinde düşünmek imkânsız. Apayrı, tekil bir şiir heyecanını muştuluyor bu kitap. Sorunsal, öncelikle dilin ta kendisi. Şair, bu dilden hareketle garip bir şiir kozmosu oluşturmuş. Kendine has bir avangard şiir algısının izini sürmüş. Hedefi, hiçbir şiir ailesi veya sorunsalına, eklemlenmemek olmuş. Ve bu bağlamda ortaya, yazdığı şiirlerle üzerine çok konuşulabilir tartışılabilir bir ürün çıkarmış. Gündelik dil, duyarlılık ve söylemlerin tam anlamıyla demesek de, büyük ölçüde dışında durmayı seçmiş. Deneysel olmasa da, arayışların, dilsel deneyimin, şiirde parıltılı boyutlarını oluşturmaya çabalamış. Fazlasıyla da yol kat etmiş. Görüldüğü gibi, birbiri ile hiç akrabalığı olmayan iki şiiri kitabını tanıtacağız burada.

Kalbin sonsuz çekimleri
Ömer Berdibek, birçok doğu kökenli yeni şair gibi, kentli bir duyarlılığı şiirinin asıl ölçütü olarak benimsiyor. Modern şiirin önceliklerinden hiç vazgeçmiyor. Ama, iş bu şiirin kaynağına, bir anlamda 'kalbine' gelince; köklerini, değerlerini, inancını bir doğulu duyarlılık içinde şiirlerine yedirmeyi hedefliyor. Onun imgeleri boştan, hiçten, soyutlamalardan gelmiyor. Tersine, kitabında şairin özü, 'ben'i anlamına gelen kalbi, bu şiirin rotasını, dizelerini, şiirlerini ortaya çıkarıyor. Onun ruhunu kanırtan kalbinin ta kendisi oluyor. Ve bu kalp, onu Ortadoğulu duyarlılıklardan, imgelemlerden hiç uzak tutmuyor. Kalbi onu hayatında hep 'zan' altında bırakıyor. Onun kalbi ancak bu 'zan'la varoluşunun nedeni olabiliyor.
Kaygı, Berdibek'in yazdığı şiirin ana omurgası. İnsana, topluma dair yaşanılanları zannetmekte kaygı özel bir anlam oluşturuyor. Ancak, onu bu kaygıdan koruyan, şiirler yoluyla uzaklaştıran, dinginleştirense, kalbin kendisi oluyor. Bu duyumsayış biçimini şiirine ne denli yetkin bir biçimde yedirebildiğini kendimize sorarsak, ortada iniş çıkışlarla dolu bir şiir yolculuğuyla baş başa kaldığımızı vurgulamak zorundayız. Örneğin 'zan ile açılsın kalbimiz' adlı birinci bölümde yer alan, 'kızılderili ağıtı' yarattığı imgelem ve metaforlarla şairin kendi kozası- kalbi- içinde nasıl kendine özgü bir içliliği üretebileceğinin işaretleri ile dolu. 'kızılderili' sözcüğü yoluyla yarattığı göndermeler şairin dilsel özeninde bir karşılığı. Örneğin, 'hattat' şiiri için aynı yetkinlikte bir mistifikasyonun dilsel açıdan belirginleşemediğinin farkına varılabiliyor. Zayıf şiir demek haksızlık olur, ama önceki örnek kadar kuşatıcı bir şiir evreni, dili oluşturduğu söylenemez.
İkinci bölümde, söz konusu iniş çıkışlar sürse de, tüm şiirler arasında bir kalp bağı kurmak daha kolay. Çünkü şairin doğulu yüzü, şiirler boyu bir iç bütünlüğe dönüşebiliyor. 'iki nehir, kavram, yaz aşkı ve mühür' gibi şiirler, şairin izini sürdüğü sorunsalın simge örnekleri. Bu bölümle birlikte, kalbin asıl karşılığı olan, 'aşk' duygusunun şair için taşıdığı anlamı sorgulama imkanı buluyoruz. 'Mühür' şiirindeki büyülü mistifikasyon, 'keder münzevileri' şiirinde, şairin doğuya has yalnızlık, gariplik, farklı varoluş algısını tüm çıplaklığıyla su yüzüne çıkarıyor. Bunların yanında, bölümün bazı şiirlerinde ise, doğu ve doğa kavramları iç içe algılanıp, ilginç bir lirizmle baş başa kalınabiliyor. Kendini doğaya teslim eden bir münzevinin tablosunu çiziyor. 'ahir' bu bağlamda çok enteresan bir şiir.

ZAN
Ömer Berdibek, Everest Yayınları, 2007, 65 sayfa, 6 YTL.

 
admin kullanıcısının resmi
 #
Varlık varlık içimizde bir evdi boyası kabaran, sıvası dökülen bir ev tanrıyı dinlemeye başlamışken kapıyı bir yılan araladı, ritmik ve kendini zikre kaptırırcasına soktu kalbimi. işte hayat; döllerini bırakıyor sokaklara varlıgımızı ilahiler gibi ulu kılarken soylu bir yenilgiye ugradık herşey bir soluk kadar kısaydı ve hiçlik. ve kadim kentler görüldüğü her yerde suçlu bir acuze dudakları çatlayan ejder ve musalla taşında yatan akrep ölü, ölüyor su ve varlık içimizde bir evdi. Ömer Berdibek
 

PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
sitare kullanıcısının resmi
Ciwan Haco - Zilan      - YouTube
Frame Drum and Vocals by Miranda Rondeau      …
kent ozanları mehmet güreli kimse bilmez      …