12 entry -
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
|
...babamın bilmediği bir şey vardı her sabah çantamın içine bir gün doğar ortasından ekvator geçer ve masmavi gökyüzünde çantamın güneyden kuzeye göçmen kuşlar uçardı... Ahmet Uluçay |
|
~ |
|
~ |
|
~ |
|
~ |
dehşetengiz yüzde
Seçim sonuçlarının yorumlanması faaliyeti devam ediyor. Milliyet birkaç gündür Adil Gür’e yorumlatırken, bu sabah (pazartesi) Taraf’ta da Neşe Düzel Nabi Yağcı’yla konuşmasında seçim konusuna girmiş. Bu sonuçlar herhalde daha epey süre incelenecektir, çünkü Türkiye’nin “nereye gittiği” gibi olabilecek en önemli soru karşısında, bir tahmin yapabilmek için, elimizin altındaki en güvenilir veriler sonuçta bu rakamlar.
Bu da ilginç bir durum aslında (bir çeşit “ilerleme” olduğunu kanıtladığı bile söylenebilir): çünkü, son analizde, Türkiye’nin darbelerle yol alan bir ülke olup olmamasını oyluyoruz bir anlamda.
Değindiğim mülakatında Nabi Yağcı CHP’nin oylarının artmasından CHP’nin değil, Ergenekon’un sorumlu olduğunu söylüyor ki bu bence de doğru bir tespit. CHP çoktan beridir ülke için bir ufku, planı programı olan bir parti değil; daha da çoktan beridir, “sol”la herhangi bir anlamlı ilişkisi de kalmamıştı. Yani, ona bu gibi düşüncelerle oy vermek mümkün olmaktan çıktı, yalnızca AKP’ye karşı olduğu için oy vermek mümkün. Tabii burada da yollar ikiye ayrılıyor: koyu milliyetçi olduğu için MHP’ye oy verenler, aynı zamanda, “cunta zihniyeti”nin ayakta ve egemen olduğu bir Türkiye’ye de “karşı-oy” vermiş oluyorlar. Demek ki CHP’ye yalnız “Kemalist-darbeperver” bir taban kalıyor.
Bu kesimin oylarının yüzde yirmi beşin hemen altında bir yere kadar varması bana şaşırtıcı gelmiyor. Bu ülke, tarihi boyunca siyaset düzeyinde bu kelimelerle tanımlanabilir bir genel zihniyeti üretti, yaydı, propaganda etti, pekiştirdi. Resmî eğitiminin özü buydu, gayrıresmî eğitim aygıtlarında (yani aile içinde, medyada, popüler edebiyatında, çizgi romanında, sinemamızda vb.) sürekli bu anlayışı (tabii çeşitli varyantlarıyla) üretti, pompaladı. Seksenlerden bu yana, bütün eğitim aygıtını bu doğrultuda çalıştırmayı başardı. Bunca çabadan sonra, böyle bir perspektiften bakarsanız, çok da başarılı olduğu söylenemez.
Nabi Yağcı, “Türkiye ulusalcı damarlardan kolay kurtulamayacak. Ben seçim sonuçlarından dehşete düştüm” demiş. Bence, “dehşete” düşecek bir durum yok, benim yukarıdaki akıl yürütmeme göre. Öte yandan, Nabi de haklı ve böyle bir durum bir anlamda var: Sözü edilen “ideolojinin” bir “ideoloji” olarak perişanlığından başka, son bir iki yıl içinde hukuken nereye vardığını bir düşünün. Bir toplumun “Batılılaşma” ideolojisi o toplumun “Batı düşmanlığı” ideolojisine dönüşmüş, bu garip eksen değişimiyle birlikte, el attığı her alanda çelişik, mantıkdışı, giderek akıldışı pozisyonlar almak zorunda kalıyor. Psikoloji alanında “şizoid-paranoyak” diye tanımlanan, alt üst olmuş bir zihnî dünyanın bütün belirtilerini sergiliyor. Bunlar yeterince kötü, ama bir de bombalar, komplolar, cinayetler, kemikler vb. korkunçluklardan oluşan bir ağırlık var orta yerde. Eriştiğimiz şu saatte bunların “yalan, iftira, düzmece” vb. olduğunu söylemek, cephelerden birinin biraz da zorunlu “savunma hattı”. Ama öyle olmadığını herkes biliyor. Öyle olmadığını kabul ederek savunmayı sürdürmek imkânsız olduğu için “bunlar doğru değil, olamaz” çizgisinde kabul ediyorlar çarpışmayı.
Ama sonuç olarak, bunların avukatı Genel Başkan’larıyla CHP’ye yüzde yirmi beşe yaklaşan bir oy desteği çıkması, Nabi Yağcı’nın dediği gibi “ dehşet” verir elbette. Toplumda var olan her dört kişiden birinin bu avukatlığı benimsiyor olması, kolay yutulur bir şey değil. Böyle bir toplum da, içinde yaşayana kıvanç vermez.
Bunlara bir diyeceğim yok. Ama ben de diyorum ki, Türk milliyetçiliği ideolojisi başından beri böyle oluştu, insanlara böyle öğretildi; devlet bu tarz bir ideolojinin ilkeleri üzerinde kuruldu, sol ya da liberal, ya da düpedüz demokrat ilkelerle bütün tarihi boyunca çelişti ve çatıştı ama bunlarla ne çelişti, ne çatıştı. Sonunda, maddî koşullar sıkıştırınca, bir ölçüde “ideoloji”de kalan “vur, kır, parçala” ilkelerini somut plana aktardı, bunları yapmak için örgütlendi; daha önemlisi, bunları ilelebet yapmasına imkân veren bir konuma ülkeyi de sürüklemek üzere örgütlendi. Yani bu ne yeni başlamış bir şeydir, ne de “mevziî” denebilecek bir şey. Onun için de, bence, dehşetin bilincinde olmak ama dehşete düşmemekle ve ufukta açılan ve içeriye ışık sızdıran şu çatlağın genişlemesi için gerekenleri yapmakla yükümlüyüz.
murat belge
14 04 2009
taraf gazetesi
(bkz. fosforun insan zekasına etkisi)
Türkiye'nin sahil şeridi-illeri.
Fosforun insan zekasına pozitif etkisi olduğu kanıtlanmıstı bu seçim sonucuyla da desteklenmiş oldu.
Türkiye balık yesin!
cenabu hakkın partisi çarşaf, yatak örtüsü açılımı filan yaptı ama gelin kız bakire değilmiş. kan çıkmadı.
kazansa kaç yazar dedirten seçim sonucu. bizim her iş çıkışı inmek mecburiyetinde olduğumuz beşiktaş hala şehir merkezi görüntüsü vermiyor, vereceği de yok. istanbul gibi bir megapolün pollerinden birinin tam ortasında meyve sebze pazarı olur mu ya. yüz senedir felan il değil de hep ilçe belediye kazanabildikleri için il, şehir, metropol, megapol kavramlarını yitirmişler bence. bunları geziye götürmek lazım. bakırköye chp kazanıyor oldum olası, kasaba meydanı görüntüsü var. beşiktaşı dedim. kadıköy desen çadırkent gibi bir şey. beyoğlunu kazandılar mı da aman, bangırtılı chp çadırını kurarlar mı ola? izmir desen hala 1980'leri yaşıyor. geçmiş olsun.
istanbul'da da kazandı sayılır.
ne de olsa oyunu ciddi manada yükseltti.
aferin kılıçdaroğlu. aferin gürsel
giresun
deniz partisidir, doğaldır kıyıları kazanması, ama tulum çıkardığı trakya bölgesini de unutmamak gerek.
halk plaja akın etti vatandaş denize giremiyor serzenişinin hakim olduğu yerleri kazanmış bi yerde. çerçevesini çizdiği halk tanımının dışına çıkanları iç düşman bilenlerin partisi, kazandığı illerin ise törpülenmiş milliyetçilerden oluştuğunu gördüğümüzde şaşırtmayıcı bir durum.
deniz kenarı ekonomik seviyesi yüksek kısaca halkçı olmayan burjuvazinin hakim olduğu yerlerde chp kazanmıştır.
dünya'da da böyledir. milliyetçi sol dediğimiz unsur daima burjuvazi ile entegredir.
kim demişti
tuzu kurular partisidir chp diye.
doğru demiş.
sahile indim hadi chplenelim.