post-modernizm ve felsefi gelenegin yeniden kazanilmasi


2 entry -

sivilhayva kullanıcısının resmi
 #

lekeli yorumlayış!

pot bile yapmış üstelik....

 
admin kullanıcısının resmi
 #

f. l. jackson'un bir makalesi,
metnin tamamını aktarıyorum : Plugin <em></em> Not Foundn alındı
Çevirenler
Nur KüçükYasemin Çevik

Giriş

1. Yüzyıl ve binyıl sona ererken felsefecileri uğraştıran parodoksal düşünce felsefenin bir sona gelip gelmediği ya da eğer geldiyse bunun nasıl olduğudur. Şimdi ortak olan kanıya göre — aslında birçok akademik felsefeci arasında kesin olan bir gerçeğe göre — ilkeler yoluyla evrensel bir bilgi idealinin — philosophia — düzmece olduğu çoktandır açığa çıkmıştır, öyle ki günümüzde aklıbaşında hiçbir insan bu ideali geçerli bir arayış olarak kabul etmeyecek ya da kendini ona kaptırmayacaktır. Yeni felsefecilere göre gerçek şudur ki, geleneksel olarak anlaşıldığı biçimiyle "felsefe" bundan böyle post-modern bir bilinç ve dünya için ilgili bir düşünce biçimi değildir; eğer yine de bir rolü olabilecekse bu ancak kökten biçimde zayıflamış bir anlamda olabilir: kendi ölüm ilanını yazmak, yıkılmış temellerinin molozunu süpürmek, post-felsefi olarak yaşamanın ve düşünmenin bugün ne anlama gelebileceği üzerine düşünmek.

2. Felsefi kalıtın yolun sonuna gelmiş olduğunun üniversitelerde doğrulandığı hiç kuşkusuz ortaya çıkacaktır; buralarda fakültelerin eski kraliçesi çoktandır tahttan indirilmiş ve felsefenin modası geçmiş bir disiplin olduğu görüşü öyle genel olarak yerleşmiştir ki felsefe profesörleri bile uygun öğretim izlencesinin ne olması gerektiği sorusu şöyle dursun, felsefenin aslında niçin öğretilmesi gerektiği sorusu karşısında bile suskun kalmaktadırlar. Genel ekinde de ussal zeminlere başvuru yakışıksız değilse bile modaya aykırı görülür; ilkelere naif başvuruyu — atacı ve gerici bir kafa eğiliminin belirtisi olarak — yerleşik dinlere bağlılık ile eşit tutan ahlakçı bir varsayım hüküm sürer. Öznel bir geçerlikten daha çoğunda diretmemeleri koşuluyla en gelgeç ve saçma boşinançları hoşgören bir ekinde felsefenin başarımı ve yöntemi o kadar bile saygı toplamaz. Popüler görüş Nietzsche’nin felsefi bakış ve tinin yalnızca aptallık değil ama çarpık olduğu yolundaki yargısıyla daha çok uyuşur.

3. Bu ışık altında zamanın tini dikkate değer bir kanıt temelinde baştan sona felsefe-dışı olarak betimlenebilir. Ama işlerin bu durumunu, gelenekçilerin yapma eğiliminde oldukları gibi, modern ekinin salt düşüncesizlik ve gelgeçliğe doğru bir tür Roma yozlaşması olarak görüp yazıklanmak pek doğru olamaz. Çünkü aynı zamanda kabul edilmelidir ki herhangi bir ahlaksal, anlıksal ya da politik konumun onaylanması için olmazsa olmaz olarak öznel özgürlüğü üstenmesi ve kısıtsız söylem üzerinde diretmesinden ötürü — çağdaş üniversiteleri dolduran benzeri görülmemiş sayıda felsefeciden söz etmiyorum bile —, kendi çağımız denli katıksız bir "felsefi" çağın hiç olmamış olduğu pekala söylenebilecektir. Sonunda felsefi ekini ve onun "mantık-özekçiliği"ni altetmiş olduklarını şu an önesürecek yazarlar bile bu olayı yıkım olarak betimlemekten çok uzaktırlar; tersine, onu anlıksal bir despotizmden son kurtuluş olarak, düşüncenin tüm geçmiş saplantılarından kurtarılması olarak müjdelerler.

4. Aslında bugün felsefecilerin kendileri arasında moda olan şey felsefenin gerçekte Hegel ile birlikte ya da o sıralarda sonlandığını ve insanların evrensel, saltık bir bilgiye inandıkları ya da edimselin ussal olduğu çağın çoktandır son bulduğunu ileri sürmektir. Kierkegaard ve Feuerbach’tan Rorty ve Derrida’ya dek hemen herkes bunu ileri sürmüştür (giderek Auden bile: "Güle güle Platon ve Hegel / Dükkan kapanıyor ..."). Böylece yaklaşık olarak geçen yüzyıl boyunca felsefenin her nasılsa kendiliğinden sönüp yitmiş olduğu gibi birşey söz konusu olamaz; tersine, imlemli olan şudur ki felsefeyi devirmeye yönelik bilinçli ve kararlı bir çaba olmuş, ve bu ise aslında ultra-modern evrede felsefenin kendisinin başlıca tasarı olmuştur. Öyleyse felsefenin "gerilemesi"ne sızlanmak çok yersizdir; asıl güçlük bu ultra-modernist devirme kalıtını ve buna yönelten güdüleri anlamaktır.

5. Bunu yapmak uslamlamaya saltık sınırlar getirdiğini öne süren uslamlamalar hakkında ya da tüm kuramı sona erdirecek bir kuram hakkında mantıksal olarak yamuk birşeyler bulunduğunu yadsımak değildir — görüşler ki felsefenin sonu üzerine dergilerde sürdürülmekte olan savaşın en ilgili olduğu noktaları oluştururlar. Anlıksal ilke üzerinde temellenmiş bir ekinden artık öyle olmayan bir ekine geçmekte olduğumuz yolundaki bildirimler de en az bu denli irdelemeye açıktırlar; özellikle de bu konum anlıksal olarak ileri sürüldüğünde. Yeni bir ekinin şafağı olarak "post-modern durum"u eski modern durumun yerini alıyor olarak görmememiz gerektiği konusunda Lyotard’ı bizi uyarmaya iten paradoks kuşkusuz budur; çünkü post-modern durumun modern durumdan ayırdedilebilmesini sağlayan "gerekçe"yi vermemizi gerektirecektir, ki bu tam da bu adımın anlattığı şeyle, yani tüm gerekçe-saplantılı ekinin ötesine adım atma girişimi ile çelişecektir. Böylece eğer ne yeni bir ekinin gelişi ne de boşluğa bir atılış olmayacaksa, post-modernitenin modernite ile olan bağlantısı onun ötesine ilerlerken de bir biçimde sürdürülmelidir. Öyleyse Lyotard’ın formülü şudur: post-modernite kendini-olumsuzlayan uzantısındaki modernitenin kendisidir.1

6. Felsefenin sonunu düşünme girişimleri aynı güçlüğü paylaşırlar: yine felsefi olan uslamlamalardan yararlanmaksızın felsefi usun ötesine geçmek ya da onu yürürlükten kaldırmak nasıl düşünülebilirdir? Bu bir kimsenin düşünmenin ötesini nasıl düşüneceği şeklindeki Kartezyen sorundur. Yollardan biri mantık-ötesi [para-logical] bir anlamda "inandırıcı" olduğunu önesürebilen uslamlamalar kurmaktır; Heidegger, Wittgenstein, Foucault ve başkalarından bu yana şiirsel, dilsel ya da zorlayıcı "nedenler"e başvurmak ya da giderek bunlardan felsefenin kendi uslamlamalarının arkasındaki asıl gizli kuvvet olarak söz etmek ortak uygulama olmuştur.2 Bir başka yol ise kitaplarında ve uslamlamalarında gerçekte ne demek istediği (vouler dire) sorulduğunda ne olursa olsun hiçbirşey demek istemediği yanıtını verdiği zaman,3 ki eğer birinin gerçekte "demek istediği" tam olarak tüm anlamın kararlaştırılamaz [undecidable] olduğuysa doğru yanıt budur, Derrida’nın yaptığı gibi uslamlamadan bütünüyle geri durmaktır.

7. Bu paradoks yeni birşey değildir. Son iki yüzyıl boyunca egemenlik kazanırken, felsefe-karşıtı düşünmenin bütün izleğini çeşitli biçimlerde zora sokmuştur. Eğer bu tarih felsefi geleneğin kesin eleştirisini gerçekleştirmeye yönelik tüm girişimlerin tarihi olarak betimlenebilirse, aynı zamanda bu paradoksun ve ardarda onun üstesinden gelmek için yapılan girişimlerin de tarihidir. Aşağıda güdülecek amaç ayırdedici biçimde felsefe-üstü [ultra-philosophical] olan bu tini incelemek ve erken ondokuzuncu yüzyıl kökenlerinden günümüz post-modern sonlanışına dek olan gelişiminin çok geniş bir taslağını çizmektir. İleri sürülecektir ki bu tini eklemlemeye yönelik tüm girişimleri ikircimli ve eksik kılmış olan şey kesinlikle felsefe üzerindeki felsefi bir utku düşüncesinin kendisinde içerilen çelişkidir ve uslamlamanın her bir geçici evresini, daha ileri bir düzlemde yeniden bildirilmesini zorlayarak, o evrenin ötesine devindiren eytişimsel motoru sağlamış olan şey de aynı ikircimdir.

8. Çünkü felsefi devimleri daha geniş düşünce tarihinin erimi içersinde anlamaya ve değerlendirmeye başlamak ilkin ancak bu devimler asıl sonlanışlarına ulaştıkları zaman olanaklı olur. Bundan önce, henüz ilerlemekte olan ve şimdilik el değmemiş ve kuşkulanılmamış amaçlar taşıyan tasarlara bağlanan inakçı coşku bu tasarlara yönelik gerçek bir sorgulamayı nerdeyse olanaksızlaştırır. Mantığı ve sınırları ancak yakın zamanlarda dikkate alınmaya başlayan Hegel’in zamanında ve ondan sonra büyük modern felsefe çağının kapanışından bu yana Avrupa-Amerikan düşüncesi durumunda olmuş olan budur [İngilizce tümcede bir bozukluk var]. "Ultra-felsefe" başka bağlamlarda çoğu kez "ultra-modernite" olarak gönderme yapılan evreye özgü genel düşünme biçimini adlandırmak için uygun terim gibi görünür. "Ultra-" öneki "ötesine geçme" ve "aşırıya götürme" gibi kullanışlı bir çifte anlam taşır ve ultra-felsefe hem devireceği hem de aynı zamanda sınırlarına dek götüreceği klasik modernitenin felsefesiyle böyle bir ikircimli ilişki içinde durur.

9. Post-modern yazarların kendi bakış açılarının kökenini bir Rorty ya da bir Derrida’nın gerçekleştirdiği son dönem içgörülere borçlu olduğu yolundaki ortak görüşleri bütünüyle yanlıştır. Düşünceyi felsefeden kurtarma girişimi daha şimdiden iki yüzyıl geriye gider ve kendisine ait ciddi bir kalıt yaratmıştır. Ultra-felsefenin en erken biçimleri ondokuzuncu yüzyıl özdekçiliği ya da evrim kuramında, Feuerbach’ın Hristiyan tanrıbiliminin "ötesine geçmesi" ya da Schopenhauer ile Kierkegaard’ın kurgul usu belirli olarak ussal-karşıtı saltıklara altgüdümlemelerinde görülecektir. Görünürdeki amaçları felsefe "reform"u ya da "eleştiri"si olan, böylelikle yine özsel olarak ultra-felsefi bir niyet taşıyan yöntembilimler biçimindeki yeni bir anahtarda, yirminci yüzyıl felsefeye bir geri dönüşe tanıklık etti. En yakın şekli, bütün felsefi kalıtın kendini güvenilmezleştirmiş olduğunu varsayan ve artık onun ötesine geçmeye ya da onu yeniden biçimlendirmeye çalışmayacak, ama deyim yerindeyse, alt yanında kuşkulu biçimde askıda kalacak post-modern kuşkuculuktur.

10. Bununla birlikte, bu en yakın değişkisinde, ultra-felsefe tasarı uçurumun eşiğine getirilmiştir. Bu kuşkucu biçimde, düşüncenin sona erişini düşünme ideasına başından bu yana özünlü olan çelişki intihar düzeyine yeğinleşir. Çünkü şimdi başarılacak olan şey bundan böyle yalnızca felsefenin devrilmesi değil ama aynı zamanda devrilmenin de devrilmesi, eleştirinin eleştirisidir. Post-modernizm için açığa çıkmış olan şey tüm böyle uslamlamaların yine düşünmeden başka birşey olmamalarından dolayı düşünmenin bir sona erdirilmesine ilişkin hiçbir kesin uslamlama olamayacağıdır. Öyleyse biricik seçenek peşinen hemen hem felsefi hem meta-felsefi tüm uslamlamanın geçersizliğini varsaymak, ve kendini özenle konumsuz ve vargısız bırakmaya çalışırken varolan her tür konuma saldıran ve onları kendilerini geçersizleştiriyor olarak gören salt kuşkucu-anlıksal etkinlik boyunca bu çabayı sürdürmektir (ki bu etkinliğe Derrida "yapısızlaştırma" ve Rorty yeni-pragmatik bir "söyleşi" der). Ama bununla felsefi kalıtın son devrilmesini gerçekleştirecek olan özsel ultra-felsefe tasarı gerçekte terkedilmiş olur. Bundan böyle ötesine geçilecek şey ile ötesine geçen arasında, felsefi kalıt ile eleştirisi arasında hiçbir ayrım yoktur. Tüm geriye kalan şey baştan sona her noktasında akademikleşmiş bir felsefedir, bir derin-düşünme ki uslamlamaların yeniden ve yeniden ortaya çıkarılma ve devrilmelerinin ötesinde kendine ait hiçbir içeriği yoktur ve bütünüyle olumsuz bir usun bu uygulamasının ötesinde hiçbirşey "demek istemez".

11. Ultra-modernist düşüncenin izleği buna göre üç ana evrede tanımlanabilir. Ondokuzuncu yüzyıl ortak ayırıcı temaları olarak batı geleneğinin tinsel-kurgul bakışını tahttan indirmeyi ve onun yerine dünya-açıklamasının belirgin olarak karşı-kurgul biçimlerini geçirmeyi alan çeşitli öğretilerin gelişine tanıklık etti: bu konum aşağıda "karşı-felsefe" olarak adlandırılacaktır. Yüzyıl başlarında ikinci-düzenden, eleştirel bir duruş noktasından tüm batı felsefesinin ölümcül yanılgıları olarak ileri sürülen şeyi ortaya serip düzeltmeyi kendilerine iş edinen yeni felsefi soruşturma okulları belirir: "meta-felsefe" denilen şey. Sonunda ultra-felsefenin sınırına post-modernizmde ulaşılır; post-modernizm felsefeye karşıtlığın hem inakçı hem de eleştirel biçimlerinin kendilerini baltalıyor olduklarını bildirir ve onun yerine usa dayalı söylemin bütün bir kalıtını düzmece olarak ve kendinde geçersiz kılınmış olarak ortaya sermeyi önerir: "post-felsefe" denilen şey. Ultra-modernist savın her bir ardışık şeklinin felsefenin sona ermesinin tam olarak nasıl düşünüleceğine ilişkin kendi ayrı yaklaşımı vardır; her birinin kurgul gelenek içinde neyin yadsınması gerektiğine ilişkin kendi benzersiz yorumu — ve aslında yanlış yorumu — vardır; ve her biri kendi yolunda attığı her adımı köstekleyen silinemez bir paradoksa çatar.

I — Karşı-Felsefe: Bilimcilik Ve Saltıkçılık

12. Felsefedeki ultra-modernist dönüşü başlangıçta neyin kışkırtmış olduğu şimdiden çok fazla yanıtı olan bir sorudur. Feuerbach’tan bugüne, eski kurgul gelenekte onun kökten reddini gerektirenin ne olduğuna ilişkin açıklama o denli çok sayıda çatışan yolda söylenmiş ve yinelenmiştir ki şu ya da bu çeşitlemeye bağlı olmak rastlantıyla belli bir okulla uyuşmak olacaktır. Çünkü Nietzsche’nin, Ayer’in ya da Dewey’in yanıtını kabul etmek böylece Kierkegaard’ın ya da Marx’ın ya da Heidegger’inkini reddetmektir, çünkü bunlar sorunla ilgili bütünüyle zıt açıklamalardır, uzlaştırılamazlar. Amaca daha uygun olan şey ultra-felsefe tasarını bütün olarak, bir tarih olarak anlamaya çalışmak için yeniden başlangıca dönmek ve uslamlamanın nasıl şekil aldığını, onda hangi çatışmaların doğduğu ve geliştiğini ve enson sonucunun ne olduğunu irdelemektir.

13. En belirgin, en anlaşılır uslamlamalar genellikle başlangıçta yapılanlardır. On dokuzuncu yüzyılın felaket habercisi yazarları dünyaya ilişkin geleneksel modern-batı görüşüne meydan okuyan, ve tekno-politik insancılığıyla birlikte beliren ultra-modernist ekine uygun olduğu düşünülen bütünüyle yeni bakış açıları eklemlemeye girişen ve kökten bir öznel özgürlüğe başvuran ilk yazarlardı. Tarihin "ikiye bölünmüş"4 olduğu, ve özel olarak felsefe tarihinin çığırsal bir çıkmaza ulaştığı ve burada sınırlarına ulaşıldığı ve bunların açığa serildiği gibi bir anlayış vardı. Düşünen usa ait ancien régime apar topar terkedildi ve güdüleri açıkça realist, kavramsal-olmayan, tarihsel, deneyimsel, insancı ve dünya-olumlayıcı olan yeni düşünce kipleri önerildi.

14. Bu karşı-felsefe tini iki ana biçim aldı: ilki olumlu, tanrıtanımazcı ve özdekçi dünya-açıklamalarına başvuran bir inakçı ussalcılık için kurgul düşünceyi bütünüyle terkedecekti — bilimcilik; ikincisi kurgul bir görünümü az çok elde tuttu, ama nesnesi ve teması denli açıkça karşı-ussal olan bir ilke koydu — saltıkçılık. Bilimcilik tinsel-kurgul dünya görüşüne — "metafiziğe" — karşıtlık içinde, sonlu bilimlerin birinden ya da ötekinden türetilen, bir yedek felsefe düzeyine yükseltilen bir başka görüş getirdi; böylece toplumbilim (Comte), politika (Feuerbach), ruhbilim (Mill), dirimbilim (Spencer) ya da fizik (Mach).

Saltıkçılık bugün bile bir felsefe, giderek metafizik olduğunu savunur, gerçi bu kendinde usdışı, kendine-karşıt ve paradoksal bir varlık ya da ‘‘enson olgusallık,’’ ilkede her nesnel sağlamlığı yokedici sürekli kendine-yansıyan bir ‘‘saltık-sonlu’’ kavramı üzerinde özeklenen evrik bir metafizik olsa bile. Bunda da yine karşı-felsefenin temel savı, yani gerçekten saltık olanın sonlu öz-bilinç ve dünya olduğu savı bi

 

megaron kullanıcısının resmi
leradresse kullanıcısının resmi
h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
Bobby McFerrin - Ave Maria      - YouTube
Profesöre türban soruşturması / Türkiye / Radik…
Salam Iran سلام ایران Ey Iran, Norooz (Norouz) …