şimdi görüntülenenler

siir ve elestiri


1 entry -

admin kullanıcısının resmi
 #

bir mail grubuna utku kaygusuz tarafından kaydedilen ilhan berk yazısı

ŞİİR VE ELEŞTİRİ

İlhan Berk

Hiçbir şey adın yerini tutmaz: Adı olmayanı bilemez insan.Ne denli tanımlarsak tanımlayalım bazı şeyleri gene de tanımlayamayız.Hep bir boşluk içinde boğuluruz: Şiir nedir? de bu sorulardan biridir. Nedense her şey adlandırıldığında gerçeklik kazanır. Bu da doğaldır. Gerçeklik de tutunabileceğimiz tek daldır.Aristo bunun için şöyle söyleyecektir:
“Oğlum geçmişte gerçeği konuştuğu sürece insanlar bir meşe ağacını ya da kayayı dinlemekte,bakmakla yetinirdi.”

“Bakmakla”yı ben ekliyorum. Şimdi öyle mi?Geçmişte vezinli kafiyeli şeye şiir diye bakıyorduk. Buna bir de “ahenk” sözcüğünü ekliyorduk.Öte yandan, tanım dün de bugün de gerçeği, yalnız onu öngörmeyi koşullandırıyor. Gerçekten kurtuluş yok. Gerçek de elle tutulan, görülen bir şey. Şiirinse böyle bir gerçeği yok: Ne ele geliyor, ne de elle tutuluyor.

Tanımı da yok. Her şeyden önce de şiir tanıma gelmez. Ne kadar şair varsa o kadar şiir tanımı var diyebiliriz. Öte yandan, hekimlik, kunduracılık, demircilik, mühendislik şairlik de bir uğraştır. Şiir hariç, bu uğraşların ne olduğu, ne işe yaradığı bilinirken, şiir için bunu söylemek neredeyse olanaksızdır. Hiç değilse bu biz şairler için böyle. Nerden bakarsak bakalım şu bir gerçek: Şiir gerisinde gizli bir tarih bırakır. Adlandırmaktan da kaçar. Kapalılık, belirsizlik koyar. Zorluk önce buradan geliyor. Yineleyelim: Gerçekten şiirin künhüne varmak zordur. Şiiri şiir yapan nedenleri usa vurmakla açıklayamayız. İyi bir şiirde usun payı yok gibidir. En aza indirgenmiştir. Hem şiirin doğası gereğidir. Şiir bu serüvenini tek başına yaşar. Kimseyi karıştırmaz. Şair onu sonradan görür.

Öte yandan, şiirin oluşumu düz bir çizgi koymaz. Boyuna değiştirdiği için de izlenemez. Kağıda düşen gölgesidir onun. Şairin gördüğü, tutunduğu bir gölgedir. Şiir yazılmaya başladığında böyle yarı gölge bir taslak belirmiştir. Ama yine de buna güvenip yola çıkılmaz. İlerledikçe türlü kılıklara girip çıkar. Şiir biraz baş vermeye,biraz sağından, solundan tutulmaya başlandığında, yaratıcısını işine karıştırmamaya çalışır. Şiirin buraya geliş süresini de bilmeyiz. Yalnız onun bencilliğinin ayrımına varırız,o kadar. Biraz daha gelişip ele avuca geldiğinde ise,şair kör topal da olsa, onun nereye gittiğini, birazda nerde duracağını kestirir gibi olur. Ama hâlâ bir keskinlik yoktur. Noktayı şair değil, o kayacaktır. Bu şiirin kendi iç serüvenidir. Şiirin kendisi bile bunu bilemez.

Bütün iş bu iç ve dış serüvendedir. Şiirin bu iç,dış diye ayırdığımız dünyası(Aslında iki ayrı dünyaları yoktur.) burada kapanmaz. Kapanmaz, çünkü şiir yazıldıktan sonra da değişimini sürdürür. Yeni anlamlara, duyarlıklara, yıkımlara uğrar. Savaş içindedir. Şiirin yazıldıktan sonraki serüveni hiçbir şeye benzemez. Yazmak çünkü, şiirin orasını burasını düzeltmek, orasını burasını ayakta tutacak hale getirmek değildir.Toptan yok etmektir de.

Şairin şiire karışması da işte burada başlamıştır. Burada tek ölçü kendisidir çünkü. Asıl burada ağırlığını koyacaktır. Bu ise büyük bir beğeni, büyük bir duyarlık, bilgi işidir. Şairi de biz buradan tanırız. Şiirin tarihinin gizliliği işte bu yolculuktur. Hem yalnız iyi bir şiirin tarihi gizlidir. Kötü bir şiirde her şey açıktır. Ölüdür çünkü. Öyle de doğmuştur.

Şiirin doğuşuna gelince:Buna tansık saati diyelim. Şair bunu da bilmez, sezer yalnız.

Elbet bu sezme bir hazırlık ister. Şiirin saati zaten bu hazırlığın sonucudur. Bir yaprağın yere düşmesi bunu başlatabilir. Çoğunda bu ilk dizedir. Şiirin boyunu posunu bu ilk dize çizer.

Ayrıca şair şiirine her yerden başlayabilir, önemli olan şiirin yapısını belirleyecek, onu besleyecek, büyütecek bu dizenin yapısının varlığıdır. Neyi nasıl söyleyeceğini o saptar çünkü.

Bütün bunlardan sonra dile gelince, dil şiirin her şeyidir. Her şeyidir, çünkü biz şairi kullandığı dille tanırız. Yüz insanda nasıl her şeyse, onu öyle tanırsak, şairi de öyle tanırız. Kısaca kimliktir. Şiirin tanımsızlığının arka penceresinin tarihi böyledir.

Öte yandan bu serüvenin adamları olan eleştirmenlere gelince? Onları neler beklediğini Bir an için düşünelim. Bu ele avuca gelmeyen şiiri her şeyden önce nasıl tanımlayacaklar, nasıl bakacaklar? Sonra da iyi, kötü diyecekler. Hemen söyleyelim: Gustosu, beğenisiyle elbet. Şair eğer buraya, bu beğeniye sahip olmak için yüz bin şiir okuyarak gelmişse, o, beş yüz bin şiir okuyarak gelecektir. Şiir bir şairin bütün ömrünü kaplıyorsa, bazen bu bile yetmiyorsa, eleştirmenin de incelediği, üzerine eğildiği şairi değerlendirmesi, anlaması da bütün bir ömrü kaplayabilir. Belki bunun da yetmeyeceğini de bilmelidir. Bir şairi anlamak için her zaman beğeni de yetmez. Ben. Akla yazılan şiir on para etmez, diyorsam, eleştirmen bin yıllık aklını bir kıyıya koyarak, buna öyle bakmak gereğini duyacaktır. Yalnızca bu da değil: Şiirin asıl kalıcı durumu bilinmezlikleridir. Bu durumu da kuşanarak bakacaktır. Sözcükler çünkü ta baştan bilinmezi yüklenerek yürür. Şiir, asıl da sözcüklerle söylenmez olanı söylemektir. Anlamı bilmez çünkü sözcükler. Bilinmezi, duyulmazı, asıl da sezgiyi yüklenirler.

Onu baş tacı ederler. Hem imge her şeydir. Anlama gelince,şiirin yapısı gereği anlam kendiliğinden vardır. İyi bir şiir anlam aramaya gerek duymaz çünkü.

(Adam sanat 222/2004)

 

h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
Bir Eflatun Ölüm - Esin Afşar (Çemberimde Gül O…
ay dilbere
Sad Violin      - YouTube