stk



sivil toplum kuruluşları...

kuruluş o kuruluş,tık yok..

(bkz. tsk)

5 entry -

admin kullanıcısının resmi
 #

doc dr serap durusoy'un bir yazısı. küreselleşme sürecinde stk'lar diye. radikalden.
1980'li yılların sonlarında dünya düzeninde birlikte daha sık kullanılan ve adeta fetişleştirilen bir kavram var: Küreselleşme(me). Bugün toplumun pek çok kesimi konuşmasına "küreselleşen dünyamızda" ifadesiyle başlayarak bunun bir slogana dönüşmesine yol açtı. Kavramın içeriğine ilişkin tam bir uzlaşma sağlanmamakla birlikte, yaşanan sürecin tanımlanmasında deneysel ve normatif gerçekliğin tanımlayıcı özelliği olarak görev yapıyor.
Küreselleşmenin düşünsel, sosyal ve kültürel alanda birçok etkinin birlikte yer aldığı süreci ifade ettiği yönündeki argümanlarla birlikte, iddialar çoğunlukla iktisadi düzlemde yoğunlaşıyor. Bunun nedenini kapitalizmin kendi içinde bulmak mümkün. Nitekim küreselleşmeyi dünya kapitalist ekonomisi, ulus-devlet sistemi ve uluslararası askeri iş bölümü bağlamında tartışan Giddens en önemli rolü küresel olarak kendini etkin kılan kapitalist ekonomiye verdi (1). Konu bu açıdan irdelendiğinde son 30 yılda ortaya çıkan değişimleri, kapitalizmi tanımlayan temel mekanizma olarak "sermaye birikimi" ve bu birikimin işleyişinin "gelişmişlik-az gelişmişlik" düzleminde yarattığı değişime bağlayabiliriz.
Kapitalizmin gelişmesindeki dinamik bir boyut ve yayılma eğilimi olduğu düşüncesi içinde küreselleşme, mimarlığını çokuluslu şirketlerin yaptığı sermayenin güç dengesinde değişikliğe yol açıyor ve bu mekanizmalar etkin bir hal alıyor. Bu bağlamda ülkelerin yaşadığı kapitalistleşme süreci, diğer deneyimlerle paralel bir biçimde, kaynakların eşitsiz dağıldığı bir süreçtir ve dolayısıyla bu süreci, "kalkınma" kavramının ima ettiği süreç olarak değerlendiren düşünceler miyop bir bakış sergiliyor.

Yalnızca ekonomi mi?
Kalkınmanın temel parametreleri, dinamik ve genç nüfus, ulusal ekonomik varlıklar ve sermaye olarak görülüyor. II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan kalkınma iktisadı alt disiplininde kalkınma kavramı, bu parametreler altında iktisadi büyüme olarak ele alındı. Ancak kalkınmayı yalnızca ekonomik anlamda algılamamak gerekir. Bir ülkenin kalkınması yalnızca para veya yapısal-hukuksal düzenlemelere bağlı değildir. Nitekim WB'ın gelişmekte olan ülkelere kalkınmaları için yaptığı maddi destek ve önerdiği yapısal reformların sonuçsuz kalması bu argümanın doğruluğunu ortaya koyuyor. 1990'lardan itibaren uluslararası sistemde yaşanan gelişmelerle birlikte, büyüme merkezli kalkınma yaklaşımı değişmeye başladı. Bu yaklaşımın dünyayı getirdiği nokta, açlık, etnik ayrılıklar ve ekolojik felaketler olarak dile getirilirken, kalkınma sorunsalında büyüme merkezli anlayıştan "insan merkezli" anlayışa geçildi. Bu anlayışta kalkınma, toplumsal bir faaliyettir ve toplumsal değerler ve kültür önemli belirleyicilerdir. Bu değerlerin yüzeye çıkarılması ve fonksiyonel hale getirilmesi o ülkedeki yönetişim yeteneğiyle ilişkilidir.
Katılımcı demokrasi kültürünü de buna eklersek katılımcı demokrasi yöntemleriyle kalkınmayı sağlamak isteyen bir sosyal devlet, halkın sosyoekonomik sorunlarına çözüm ararken kendi ideolojilerini topluma dayatmak yerine, örgütlenebilen ve örgütlenemeyen sosyal kesimlerin ihtiyaçlarını dikkate alarak STK'larla birlikte karar almalıdır.
Yeni kalkınma anlayışına göre, STK'ların kalkınma sürecindeki rolü geniş tabanlı, uygulamaya dönük, küçük ölçekli kurumlar olarak politik yaptırımlar bağlamında devlete oranla daha etkindir. Bunun nedeni, geniş örgütlenme biçiminden ötürü devletin, biraraya gelme anlamında STK'lara göre zayıf olmasıdır. Ayrıca sivil toplumun yaygınlaştırılmasında STK'ların öncü kurumlar olarak kamu sorumluluğunu talep etme açısından bürokratlardan ve politikacılardan daha etkin olduğu da argümanlar arasındadır. Özellikle sivil toplumun yoksul kesimlerin taleplerinin gerçekleştirilmesinde, politikaların uygulanması ve gerektiği yerde reformların yapılması konusunda daha başarılı oldukları değerlendirmesi yapılıyor.

Piyasa egemenliğini engellemek
Buna rağmen Türkiye'de örneğin yoksullukla mücadelede devlet merkezli politikaların tek başına yeterli olmadığı bilindiği halde devlet, sosyal politika alanında kendi başına etkin mücadele yöntemleri geliştiremediği gibi sosyal politikalarına ortak olabilecek STK'lara da destek vermiyor. Bu nedenle devlet-sivil toplum ilişkisine, karşıtlıktan öte tamamlayıcılık perspektifinden yaklaşmak önemlidir. Çünkü sosyal boyutlu STK'lar, kamu kuruluşlarının eksik bıraktığı veya ulaşamadığı yerlerde tamamlayıcı bir fonksiyon üstleniyor ve toplumda var olan sosyal dayanışma ve yardımlaşmayı örgütlü bir şekilde gerçekleştirebiliyor.
Öte yandan böyle bir bakış açısı STK'ların kendi başlarına kalkınmanın bir aktörü olmadığını, eşitsiz küresel kapitalistleşme süreci içinde devletle birlikte önem kazandığını ortaya koyuyor. Özellikle sermaye dışı kesimlerin sınıfsal/nesnel taleplerini ifade etme olanağının ortadan kalktığı küresel süreçte, STK'lar sistemin temel mantığı olan piyasa egemenliğini engelleyecek ve piyasa dışında kalan kesimleri içine çekecek işlevler üstlenmelidir. Ancak Türkiye'deki durum irdelendiğinde tam tersi bir gelişimin olması dikkat çekici. Çünkü Türkiye'de sermaye dışı kesimden öte reel sektörü temsil eden bazı işadamları (sanayideki yoğunlaşma güçleri açısından) derneklerinin işlevlerinin güçlü olduğu, öyle ki ekonomik ve politik karar ve uygulamaları yönlendirmede sermaye dışı kesime oranla daha etkin olduğu görülüyor.
Aslında Türkiye'de STK'ların tarihten gelen kültürel bir altyapısı var. Nitekim Selçuklu ve Osmanlı toplumsal yapısı içerisinde yer alan Ahilik, vakıflar ve loncalar önemli tecrübelerdir. Ancak Türkiye'de ekonomik-politik krizlere karşı ve adaletin- toplumsal dokunun korunması için STK'lar 1980 sonrasında daha bir merkezi rol üstlendi.
Sermaye kesimini temsil eden birkaç STK dışında Türkiye'de STK'nın demokratik gelişmeyle birlikte katılımcılık ilkeleri açısından sorunları gündeme taşımaktaki başarılarına rağmen, çözüm üretmekte aynı derecede etkin olduğu söylenemez. Özellikle de sermaye dışı kesim kendisini ifade edecek politik olanaklardan yoksun.
Dolayısıyla Türkiye'de STK'lar, yaşanan "sorunları ifade etme" aracı olmanın ötesinde projeler geliştirerek bu "sorunların çözümünde" etkin roller üstlenmeli. Buna rağmen, her ne kadar son zamanlarda hükümet tarafından Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik gerilimi aşmakta STK'dan gelen diyalog, beklenti ve çağrıların rolü vurgulansa da hazırlanmakta olan yeni anayasa taslağının önemli kısmını oluşturan "iktisadi hükümlere" ilişkin olarak, bünyelerinde düşünce ve araştırma kuruluşları bulunduran ekonomik STK'lar tarafından görüş açıklanmamış olması, sorun çözümünde henüz etkin rol üstlenmediklerini ortaya koyması açısından dikkat çekicidir.

SERAP DURUSOY: Yrd. Doç. Dr., Abant İzzet Baysal Üni.
1. Giddens, A. (1991), Modernity and Self İdentity , (London: Polity Press).

 
Zeliş kullanıcısının resmi
 #  
vapo u rous mud kullanıcısının resmi
 #

Bizdeki STK'lar ingilizcesine daha yakınlar:
NGO: Non-governmental organizations

 
Zeliş kullanıcısının resmi
 #

işaret fişeği bekleyen hazır kıtalar.
(bkz. kuvvayi milliye dernekleri)

 
Zeliş kullanıcısının resmi
 #

(bkz. takdim tehir)

 

PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
sitare kullanıcısının resmi
Habertürk Spikerinin Deprem Gafı Ve Özürü     …
Jana Kramer: I Won't Give Up [With Lyrics]    …
Bobby McFerrin - Don't Worry Be Happy      - Y…
Sad Violin      - YouTube