şimdi görüntülenenler

suzan samanci



yazıları www.diyarbakir.net portalden okunabilir. 1962 diyarbakır doğumludur. hem öykü hem şiirler yazan samancı, kürt gerçeğini eserlerinde dile getiren bir yazardır.
öykü kitapları:
eriyip gidiyor gece
reçine kokuyordu hêlin
kıraç dağlar kar tut

0 entry -

cooper the kullanıcısının resmi
 #

şu güzelim yazısını almadan edemedim. copy paste işi ama olsun. bu seferlik affolayım.

“Çarşıya Şewıtî” miz ünlüdür, çocukluğumuzun unutulmaz çarşısıdır. Renkleri, kokuları ve sesleriyle bir bütündür yüreğimizde.Vakıflar Hanı’nın bitişiğindeki Ragip Bey Camisinin (Halk dilinde Nakip Bey) ara sokağı zücaciyelerin, baharatçıların, kumaşçıların, ayakkabıcıların, çeyizliklerin, sebzecilerin sokağı oluvermiş. Öyle büyük ve dolambaçlı sokak da değil, neredeyse “L” şeklinde uzayıp giden bir sokakçıktan ibaret.Akşamüstleri iğne atılsa yere düşmeyecek. En çok da yabancıların uğrak yeri. Polis ve ast subay eşlerinin bilmediği yer yok. Japon ve Avrupa Pasajı’nı, Çarşıya Şewıtî’yi, kuytu köşelerdeki ucuz yerleri en iyi onlar bilirler. Çok iyi ekonomisttirler, olmalarına da gerek yok onlar işlerini iyi becerirler... Kıyasıya pazarlık yaparken, tek tük Kürtçe sözcükler de öğreniyorlar.

Doğrusu Aşêfçiler Çarşısı’na son iki yıldır uğruyorum. Bir istiridye gibi odamda yaşamı kitaplardan öğrenirken, ekonomiyle haşir neşir olmak istemiyor, yaratıcılığımın zedeleneceğinden ürküyordum. Yaşamın gerçekliğiyle karşı karşıya kalınca her şey, kendiliğinden rota değiştiriyor. Kolları sıvayıp çarşının ve pazarın ortasına dalıverdim. Yüzlere, kokulara, seslere kulak kabartırken, pazarlık yapmayı da öğrendim. Giz dolu gerçekliğin gerisinde, binlerce öykünün, romanın ipuçlarının sürgün verdiği asıl yer bu dünyaydı…

Sabahın erinde Aşêfçiler’e gitmek, rahatça alış veriş yapmak demektir. Her şey açılan bir tomurcuk gibidir. Sokağın başındaki meyvelerin ve sebzelerin üzerinde sabahın taze buğusunu görmek mümkündür. Kavruk tenli, kısık sesli satıcılar, “Mardin kirazı, kesmece karpuz, şekerpare kayısı!” diye bağırırken ne de ustalar. Kime nasıl davranacaklarını çok iyi biliyorlar. Fiyat biçici gözlerle müşterilerinin giyimine ve şivesine göre fiyat belirliyorlar. Hevsel bahçelerinden toplanan çeşitli otları, özellikle “Pırpırım” (semizotu) satan yaşlı kadınların sisli gözleri ve kırışıklıkları ne çok şey söylüyor.

Dükkânların temizliğini yapan esnaf düşüncelidir. Sabahın telaşlı gürültüsü dinmiş, zevke göre müzik yükselip alçalırken, ıslak toprak, baharat ve ciğer kokuları arasında dile gelmeyen düşünceler, umutlar, hüzünler, acılar ve sevdaların iç çekişini duyar gibi oluyor insan. Dükkânların içerlek odalarında, tentelerin gölgeliğinde, sararmış formika sehpalarda örüklü peynir ve çörekle kahvaltı yapanlar, ciğer şişini pide ekmeğine sıyıranlar, kırık güneşe karşı esneyenler, şalvarında tütün ufalayanlar, dengbejin öksürüklü sesinde yoğunlaşanlar ile elektronik hesap makinasına dalanların yanı sıra süslenip püslenip çeyizlik alış verişine çıkan evlilik arifesindeki kızların yüzünde ne çok umut var. Damat adayı ile bir iki erkek önde, kadınlar da arkadan izliyorlar. Gelin adayı kurbanlık koyun gibi süzülüyor, mahallenin ya da sülalenin muhtarlığını yapan bilmiş bir kadın karar veriyor. Gelin adayı her şeye boyun eğiyor, “Nuç!” diyemiyor. Damat adayının serçe parmağındaki kalın yüzü parlıyor, sonra da cep telefonu ile konuşurken öyle bir hava atıyor ki, değmeyin gitsin.

Pos bıyıklı bir adam, cıncık boncuk ile dolu tablasını düzeltirken, bir yandan da burnunu karıştırıyor. Öyle doğal bir edayla yapıyor ki, “Buyrin hadê werin!” diye bağırmayı da ihmal etmiyor. Yusuf Atılgan’ın “Anayurt Otel”indeki Zebercet geliyor aklıma. O garip bunalımlı Zebercet’te hep burnunu karıştırıp sümüğünü bir yerlere sürüyordu. Yabancı kadınlar çantalarına sıkıca yapışıyorlar. “Ah şekerim, geçen gün cüzdanını çaldırmıştı Atiye.”diyor. Memleketlerine yolculuk olmalı; renkli puşiler, simli kumaşlar ve çocuk yelekleri için sıkı pazarlığa girişiyorlar. “Nabe, nabe diyorsun, olur işte, bak çokça alıyoruz.” Esnaf sinirlenip Kürtçe konuşunca “Eee kızma Türkçe konuş be kardeşim!” diyen kadına, “Anam bacım dilimdir, sizde ji boxçeçiler kimi konuşuyorsiz, bi şe anlamıyam ha!” dediğinde katıla katıla gülmek istedim Esnafın antika sözlerini bilincimin bir köşesine kaydettim.Kuşluk vaktinin eli kulağındayken çarşının uğultusu da yavaşlayacak ve akşamüstü deli dolu bir telaş başlayacak.

 

h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
Sad Violin      - YouTube
BU KADARDA ŞEREFSİZLİK OLMAZ!      - YouTube
Frame Drum and Vocals by Miranda Rondeau      …
Leyla ile Mecnun 29. Bölüm - Bunlar biraz afede…