şimdi görüntülenenler

thomas stearns eliot


şair, eleştirmen ve oyun yazarı thomas stearns eliot 26 eylül 1888'de st. louis'de 1948'de nobel edebiyat ödülü'nü kazandı.(missouri-abd) doğdu, 4 ocak 1965'te londra'da (İngiltere) yaşamını yitirdi.
5 entry -

stupid gir kullanıcısının resmi
 #

(bkz. yeni eleştri)

 
superman kullanıcısının resmi
 #

Thomas Stearns Eliot
(1925)

Boş Adamlar

I

Bizler boş adamlarız
Bizler kaskaslanmış adamlarız
Eğiliyoruz birlikte
Miğferlerimiz samanla doldurulmuş. Heyhat!
Kuru seslerimiz,
Beraber fısıldadığımız zaman
Sessiz ve anlamsızdır
Nasıl rüzgâr kuru otlarda gezinirse
Ya da kırık camlarda sıçan ayakları
Kuru mahzenlerimizde

Biçimler şekilsiz, gölgesiz renkler
Felç edici güç, hareketsiz jestler
Kim ki dolaysız gözlerle
Ölümün diğer krallığına geçer
Bizi hatırlasın --hiç değilse-- bir nebze
Istıraplı ruhlar, fakat sadece
Kof adamlar gibi
Doldurulmuş adamlar gibi

II

Düşlerde karşılaşmaya cüret edemediğim bakışlar
Ölümün rüya krallığında
Gözden kaybolmazlar:
Orada gözler,
Günışığıdır kırık bir sütun üzerinde
Ağaçlar sallanır
Ve sesler
Rüzgâr bir şarkı söylediğinde
Solan bir yıldızdan
Daha görkemli ve daha uzaktır

Ölümün rüya krallığına
Daha fazla yaklaştırmayın beni
Müsade edin giyineyim
Şöyle telâşesiz elbiseleri
Sıçan paltosu, karga-derisi, haçlı şendereler
Bir meydanda
Rüzgârın davrandığı gibi muamele ederler
Daha fazla yaklaşma!

Alaca karanlık krallığında
Bu son buluşma değil

III

Bu bir ölü ülkesidir
Bu bir kaktüs ülkesidir
Burada taş imgeler yükseltilir,
Göz kırpan donuk bir yıldızın altında
Ölü adamın elinden
Medet umarlar

Ölümün diğer krallığında
Hassaslıktan titrediğimiz bir saatte
Yalnız uyanmak
Dudakların formalite dualarla
Kırık taşı öpmesine mi benzer?

IV

Gözler burada değil
Burada hiç göz yok
Solan yıldızların vadisinde
Bu boş vadide
Kayıp krallığımızın bu kırık çenesinde

Buluşma yerlerininin sonuncusunda
Ellerimizle okşuyoruz
Ve konuşmaktan kaçıyoruz
Bu kabarmış nehrin kumsalında

Gözler ortaya çıkmadıkça körüz
Çok-yapraklı gülü
Ölümün alaca karanlık krallığının
Ebedi yıldızı gibi
Yalnızca umudu var
Boş adamların

V

Burada Hint incirinin etrafında dolaşıyoruz
Hint inciri, Hint inciri
Burada Hint incirinin etrafında dolaşıyoruz
Sabah saat beşte.

Fikir ve gerçek arasında
Hareket ve eylem arasında
Düşer gölge

Krallık yalnızca senindir*

Tasavvur ile yaratma arasında
His ve cevap arasında
Düşer gölge

Hayat çok uzun

Arasında kasınç ve arzunun
Kudret ve varlık
Öz ve soyun arasında
Düşer gölge
Krallık yalnızca senindir

Senin olan
Yaşamdır
Senin olanlar ki

Dünya böyle sonlanır
Dünya böyle sonlanır
Dünya böyle sonlanır
Bir patlamayla değil ama bir iniltiyle

*Eliot, İncilde geçen bu ayeti (For Thine is the Kingdom), olduğu gibi aynı anlamıyla şiirinde kullanmıştır.

 
stupid gir kullanıcısının resmi
 #

"tanrılardan pek anlamam: ama sanırım ırmak
güçlü boz bir tanrıdır-somurtkan, elegeçmez ve serkeş,
bir yere kadar sabırlı, sınırdır diye bilindi önceleri;
yararlıydı bir ticaret yolu olarak, güven vermezdi;
sonra köprü mimarları önündeki mes'ele oldu yalnız.
bir kez çözüldü mü mes'ele, unuttular boz tanrıyı
kentlerde oturanlar- o yine de aman vermez kaldı, daima,
terketmedi kendi mevsimlerini, taşkınlığını, yıkıcı,
insanların unutmayı seçtiğinin hatırlatıcısı. makinaya
tapanların gönlünden, gözünden düşmüş, ama bekliyor,
gözetliyor ve bekliyor."

t.s eliot diye de biliriz kendisini.

 
canavar kullanıcısının resmi
 #

dindar bir adam, fakat üç metresi vardı. gelenekçiydi, fakat bütün modern şiiri etkiledi. zengindi, fakat manastırda bir sıranın üzerinde uyuduğu, sakat bir beyefendiye bakıcılık yaptığı da oldu.

 
erkanyar kullanıcısının resmi
 #
J.ALFRED PRUFROCK'UN AŞK ŞARKISI S'io credesse che mia risposta fosse a persone che mai tornasse al mondo, questa fiamma staria senza píù scosse. Ma per cio che giammai di questo fondo Mon torno viva alcun, s'ioda il vero, senza tema d'infamia ti rispondo. Gidelim öyleyse, sen ve ben, Akşam gökyüzüne baştanbaşa yayılınca Bir masa üstünde eterlenmiş hasta gibi; Gidelim, belirli yarı-terkedilmiş sokaklardan Mırıltılı yalnızlıklarına Bir gecelik ucuz otellerdeki tedirgin akşamların Ve bıçkı tozu serpilmiş, istiridye kabuklu lokantaların: Sokaklar ki sinsi amaçların yarattığı Sıkıcı bir tartışma gibi arkadan gelir Götürmek için ezici bir soruya sizi… Ah, sorma 'o nedir?' diye Gidelim haydi ziyarete. Kadınlar odada gidip gelmede Konuşaraktan Michelangelo üstüne. Sarı sis ki sırtını vermededir pencere camlarına, Sarı duman ki gemini sürmededir pencere camlarına Gecenin dört bucağına diliyle yalanmış, Lâğımlar içindeki gölcükler üstünde oyalanmış, Boşvermiş bacalardan düşen kurumların üstüne düşmesine Taraça yanından kaymış, ansızın bir sıçrayış yapmış Ve yumuşak bir ekim akşamı olduğunu görüp Bir zamanlar evin etrafına kıvrılmış, uykuya dalmıştı. Ve gerçekten bir zamanı olacaktır Sokak boyunca akıp giden o sarı dumanın Pencere camlarına sırtını sürerekten; Bir zamanı olacaktır, bir zamanı Karşılaştığın yüzleri karşılayacak bir yüz hatırlasın; Bir zamanı öldürmek ve yaratmak için, Bir zamanı tüm işlerine ve günlerine ellerin O eller ki bir sorun uzatıyor önündeki tabağa; Bir zamanı senin, bir zamanı benim Bir zamanı yüz türlü düş ile düşüncenin Kızarmış bir dilim ekmek gibi, bir çay almadan önce. Kadınlar odada gidip gelmede Konuşaraktan Michelangelo üstüne. Ve gerçekten bir zamanı olacaktır Meraklanmanın, 'Yeltenir miyim?', 'Yeltenir miyim hiç?' Bir zamanı dönmenin, merdivenleri inmenin, Saçlarımın ortasında kel bir nokta ile- (Diyecekler ki: 'Saçları nasıl da incelmede!') Sabahlık ceketim, yakam çeneme uzanmış direngen Kıravatım zengin ve sade, gelişigüzel bir iğnenin tuttuğu- (Diyecekler ki: 'Kolları ve bacakları ne kadar cılız!') Yeltenir miyim Altüst etmeye evreni? Bir dakikanın terslediği Kararlar ve yeniden gözden geçirmeler için O dakikada bir zaman var. Çünkü bilmişimdir onları, bilmişimdir hepsini- Bilmişimdir akşamları, sabahları, öğleden sonraları. Ölçmüşümdür hayatımı kahve kaşıklarıyla: Bilirim ölümcül düşüşlerle ölen sesleri Öteki odadaki müziğin etkisiyle Öyleyse nasıl farzetmeliyim? Gözleri de bilmişimdir, bilmişimdir hepsini- Gözler ki biçimsel bir deyim içine mıhlarlar sizi, Biçimleştirilip mıhlanırsam ben de bir toplu iğne ucunda, İğnelenirsem ve solucan gibi kıvrılırsam duvarda O zaman nasıl başlayabilirim Tükürmeye kırıntılarını günlerimin ve yönlerimin? Ve nasıl farzedebilirim? Kolları da bilmişimdir, bilmişimdir hepsini- Kollar ki bilezikli, ak ve çıplak (Ama lâmba ışığı altında, açık kahverengi saçlarla örtülü!) Lâvanta mı dersin bir tuvaletten Beni bu kadar konu-dışı söyleten Kollar ki masaya yaslanan, üstüne şal örtünen. Öyleyse nasıl girişmeliyim? Nasıl başlamalıyım? * * * Diyeyim mi ki alaca karanlıkta dar yollardan geçtim de Pipolarından yükselen dumanı seyrettim Gömlekli yalnız insanların pencerelerden sarkan?.. Âdi bir istakoz kıskaçı olmalıydım Durgun denizlerin katlarına sığınan. * * * Öğle sonu, akşam, öyle rahat uyuklamaktadır! Uzun parmaklarla okşanmış, pürüzsüz Uykuda… yorgun… ya da yapmacıksız hasta, Uzanmış döşemeye yanıbaşımızda sayıklamaktadır. Çaydan pastadan, dondurmadan sonra asıl Zamanı kriz noktasına zorlıyacak takati bulursam nasıl? Ağladımsa, oruç tuttumsa, ağlayıp dua ettimse de Gördümse de kafamın (hafifçe kelleşen) bir ceviz tepside taşındığını içeri: Peygamber değilim ben -bunda büyük bir dâva da yoktur Gördüm büyüklük anımın yanıp söndüğünü esnediğini Gördüm öncesiz uşağın paltomu tuttuğunu kişnediğini Ve kısacası korkmuştum. Bir değeri olacak mıydı, her şeye karşın Fincanlar, reçeller, çaylar sonunda, Porselenler arasında, söyleyişler arasında, Bir değeri olacak mıydı Bir gülüşle meseleyi ısırıp koparmanın Dünyayı bir top gibi sıkıştırmanın Onu ağır meselelere yuvarlamanın: "Ben Lazarus'um, ölümden döndüm Gördüklerimi anlatmaya, her şeyi anlatacağım" demenin Bir değeri olacak mıydı Eğer biri, başucuna bir yastık uzatıp Demiş olsaydı; "Amacım o değildir aslâ. Amacım o değildir aslâ." Bir değeri olacak mıydı, her şeye karşın, Bir değeri olacak mıydı, Günbatımından, kapı önlerinden, dağınık sokaklardan sonra, Okunan romanlardan, sürünen eteklerden, fincan ve tabaklardan sonra- Bu ve daha ne kadar fazlası?- İstediklerimi söyliyebilmek imkânsız Ama sihirli bir fener sinirleri perdeye yansıtıyor apansız: Bir değeri olacak mıydı Eğer biri, bir yastık uzatarak ya da bir şal atarak Ve pencereye doğru bakarak, demiş olsaydı: "Hayır o değildir aslâ, Amacım o değildir aslâ." Yooo! Prens Hamlet değilim ben, olmak da istemem; Ben bir saray mabeyincisiyim, öyle ki görevim, Bir olayı şişirmek, birkaç sahne yaratmak Kuşkusuz prense kolay bir yol bulup anlatmak, Saygılı, basiretli, titiz, Belâgatlı, ama birazcık kalın kafalı; Bazan, gerçekten gülünç Bazan, basbayağı zırdeli. Yaşlanıyorum… Yaşlanıyorum… Pantolonu paçalarını katlanmış giyeceğim, sanıyorum. Saçlarımı arkadan mı tarayıp açacağım? Yiyebilir miyim şeftaliyi? Beyaz fanilâ pantolon giyip dolaşacağım sahili iyi Denizkızları şarkılarla döküyorlar içlerindeki sevgiyi. Bana da şarkılar söyliyeceklerini ummasam da Dalgaların sırtında dolaştıklarını gördüm ummanda Dalgaların ak saçlarını tarayaraktan Rüzgârla suların ağarıp karardığı an Oyalandık sarayında denizin Kendimizi yosun duvaklı su perileri dünyasında bulduk Uyandırıncaya dek insan sesleri bizi, ve boğulduk. T.S.ELIOT Çeviri: Osman TÜRKAY
 

h.zaza kullanıcısının resmi
PITIRCIQ kullanıcısının resmi
Rwdewcedfwy kullanıcısının resmi
admin kullanıcısının resmi
idcoxocdeayw kullanıcısının resmi
cwac kullanıcısının resmi
AntetuitoAl kullanıcısının resmi
Mr. Grey kullanıcısının resmi
jesannah kullanıcısının resmi
DarthAlpy kullanıcısının resmi
Jeatrioxeriog kullanıcısının resmi
Mphwcdayrx kullanıcısının resmi
burhanbalaban kullanıcısının resmi
beyaz perde e-donkişot kullanıcısının resmi
worldworld kullanıcısının resmi
Dailymotion - Özel Röportaj  Nora Cortınas - TV…
Timuçin Esen Yola Devam. İlk Klip      - YouTube
Jana Kramer: I Won't Give Up [With Lyrics]    …
Kate Voegele - Angel      - YouTube