en yakın yabancı sendin,
daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza,
yaslanırken boşlukta duran bir merdivene henüz.
güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
ilk yaz derken -kışı gözden kaçıran
yüzlerce eller yukarı,saygı duruşlarımız
en güçsüz kollarla-
çözüldü aşkın zarif ilmeği
bulandı aynalar duruluğu.
çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda
bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık olduğunu...
yabancıların en yakınıydın sen!
su anda yabanci bir ulkede bulunuyorum... fakat.. bu ulkede kendimi fazlasiyla dunya vatandasi olarak goruyorum. koklerimle gurur duyuyorum,eksi ve artilarimizi acikca gozluyorum. bu noktada ne cok milliyetci hezeyanlara kapiliyorum ne de avrupa`yi gozumde buyutuyorum. su kadarini biliyorum; girmek istedigim toplulugun yasam felsefesini, demokrasi anlayisini, dunya uzerindeki kilit rolunu cok cok iyi anlayabiliyorum. sokaktaki, alisveristeki insanlarla statukonun ogretileri ve sinifsal bakislarin disinda, onyargilardan arinmis olarak konusuyorum.
tabii surekli yasamaya baslayinca goruslerimde degisiklik olabilir, ancak kulturel tabanim bu ulkenin insanlariyla arama mesafe koyamiyor, sevindirici bana gore bu durum.
gercekci olmak gerekirse bulundugun toplumun kulturunu, gecirdigi merhaleleri objektif gozlerle degerlendirmezsen oteki olmayi bastan kabullenirsin. kulturel tabanimdaki veriler aslinda otekini anlamami belirleyen en onemli etkenlerdir.
Varoluşçuluğun mini bir özeti gibidir kitap...Camus'nün canı sıkılan ve anlamlandıramadığı hayatı taşımaya çalışan kahramanı hayata karşı bir tek görevi olduğunu düşünür..Bu hayata yabancı kalmak..Kişinin yaşadığı topluma, hayata, ölüme ama en trajiği kendine yabancılaşmasını anlatır Camüs..Yer yer "hadi kendini savun" diye bağırasınız gelir..Ama nafile..Ölmekle yaşamak arasında fark gözetmez kahraman..İçindeki yabancı yaşamanın da ölmek kadar anlamsız olduğunu fısıldar ona..Hayat başlı başına bir yabancılaşmadır..
romanin konusu cok basit. iki olay. Meursault'ün annesini ölümü ve bir arap'in Meursault tarafindn öldürülmesi. gerisi protagonistin monoton ve ilgisiz hayati. olaylara, insanlara ve hatta kendi hayatina karsi ilgisizlik.
annesinin tabutunun yaninda sigara icmek, komsusu sevgilisini döverken seyirci kalmak gibi. kendi hayatina bile yabaci kalan meursault.
kitap olan yabancı: modern buhranın doruk noktasıdır. hayatın gereksiz bir sıkıntıyla eşgüdümlü olduğu düşüncesi anlatılır kitap boyunca. duyguların yok olduğu, düşünmenin algının ve sonsuz bağlamın birbirine karıştığı bir çağın insanı olmak diye düşünmüştüm okuduğumda. neden yapıyorum ve neden varım'ın anlamlandırılamamasıdır yabancı...
iTunes: http://bit.ly/lqfAYX CD Baby: http://bit.ly/iEvJl7 Marshall and Gianni Luminati of Walk o…
cengiz dagci'nın cenazesinde davutoğlu bir dilin yaşamı ile ilgili güzel şeyler söyledi söylemesine de konu kürtçe olunca neden aynı düşünmüyorlar acep...
el
yabacı aslında hep acı gelmiştir bana hep
bazen de birilerine
bir yerlere yabancı olmak fena değildir hani
el:her anlamıyla
el
en yakın yabancı sendin,
daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza,
yaslanırken boşlukta duran bir merdivene henüz.
güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız,
ilk yaz derken -kışı gözden kaçıran
yüzlerce eller yukarı,saygı duruşlarımız
en güçsüz kollarla-
çözüldü aşkın zarif ilmeği
bulandı aynalar duruluğu.
çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda
bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık olduğunu...
yabancıların en yakınıydın sen!
nilgun marmara, daktiloya cekilmis siirler
su anda yabanci bir ulkede bulunuyorum... fakat.. bu ulkede kendimi fazlasiyla dunya vatandasi olarak goruyorum. koklerimle gurur duyuyorum,eksi ve artilarimizi acikca gozluyorum. bu noktada ne cok milliyetci hezeyanlara kapiliyorum ne de avrupa`yi gozumde buyutuyorum. su kadarini biliyorum; girmek istedigim toplulugun yasam felsefesini, demokrasi anlayisini, dunya uzerindeki kilit rolunu cok cok iyi anlayabiliyorum. sokaktaki, alisveristeki insanlarla statukonun ogretileri ve sinifsal bakislarin disinda, onyargilardan arinmis olarak konusuyorum.
tabii surekli yasamaya baslayinca goruslerimde degisiklik olabilir, ancak kulturel tabanim bu ulkenin insanlariyla arama mesafe koyamiyor, sevindirici bana gore bu durum.
gercekci olmak gerekirse bulundugun toplumun kulturunu, gecirdigi merhaleleri objektif gozlerle degerlendirmezsen oteki olmayi bastan kabullenirsin. kulturel tabanimdaki veriler aslinda otekini anlamami belirleyen en onemli etkenlerdir.
frank sinatra sarki yapmisti bundan: strangers in the night, aids in the morning...
Varoluşçuluğun mini bir özeti gibidir kitap...Camus'nün canı sıkılan ve anlamlandıramadığı hayatı taşımaya çalışan kahramanı hayata karşı bir tek görevi olduğunu düşünür..Bu hayata yabancı kalmak..Kişinin yaşadığı topluma, hayata, ölüme ama en trajiği kendine yabancılaşmasını anlatır Camüs..Yer yer "hadi kendini savun" diye bağırasınız gelir..Ama nafile..Ölmekle yaşamak arasında fark gözetmez kahraman..İçindeki yabancı yaşamanın da ölmek kadar anlamsız olduğunu fısıldar ona..Hayat başlı başına bir yabancılaşmadır..
l'etranger/yabanci/novel
romanin konusu cok basit. iki olay. Meursault'ün annesini ölümü ve bir arap'in Meursault tarafindn öldürülmesi. gerisi protagonistin monoton ve ilgisiz hayati. olaylara, insanlara ve hatta kendi hayatina karsi ilgisizlik.
annesinin tabutunun yaninda sigara icmek, komsusu sevgilisini döverken seyirci kalmak gibi. kendi hayatina bile yabaci kalan meursault.