daha çok motorlarıyla tanınır.
iyi motor kullanırmış. trabzonda yaşar. mor taka dergisinin her şeyi.
şiir kitapları var. hattat ve ressam aynı zamanda.
trabzon'a yolu düşenler ayasofya'yı buldu mu onu da bulur.
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun




MEKTUP VE ATLAS
münkîr gelme, yoksun yaz(ı)da! bu güz de. yaz(ı) serin,
çetrefil… ateşi gül sandım, ateşine kandım. zan'dır senin
ismin. bu aşk intihâl!.. ne zaman esse rüzgâr, yangınım
sen/sin. gene aşka boyanırım, gitme!.. cânândır senin adın.
uykumdan kaçan askerler elavı sabahladı, elavı öldü. eski
yen sabıkam, pulsuz zarflar, âh gene yoksun! teşrinisani
binüçyüzotuzüç. hece yarısıdır, âşık mektubudur, görülmüştür!..
tersinden yapıştırılan acılardık. ey/zan! hicrândır senin adın.
bu naz da erken geldi ayrılık. sinde ölü yazlar! geceyazdı! sali-
sen! tülbentten geçen gökyüzünde alasız bir maviydik. âh!
elginsin! zarfların hafızasına döktüğümüz mürekkepten
kimler geçiyor? postada kaybolan süleyman'dır senin adın.
yaşar bedri trabzon diyarının en bıçkın delikanlısıdır. bir de çok insancıldır. mesela sizi farzedelim ki ölürken gördü, "durun sizin yerinize ben öleyim!" der. bunu gerçekten der ve sonra da ölüm üzerine esaslı bir şiir yazar...
DAĞ KAPISINDA ATLILAR
usulca akan ırmak ayın tapınağı olmuştu
kendine benzetiyordu bizi hayat; sazlar,
rüzgârın yelesinde taranan düş iplikleri.
öpsem konmazdı gölgeler
iki aşkın yalnızlığına yağmur yerine.
eritti çanlarımızı ayışığı, mazi hâlâ yara
bir masal bile saklayamadık
şapkasını,
fındık dalında unutan veremli çocuklara!
çar/mıh yakıldı!.. denizi kaldıran martılar
serdi kanadını suya.
dağ kapısında atlılar…
ırmak yerinde değil, çarmıh şimdi kuru bir dal!..
ürperen fitilde su damlacıkları… kırkımız… kar boran…
söküldü tuvaller!.. haşhaş ve boyadan,
serin bir ırmaktı akan kelimelerin boşluğuna.
isten yüzlerdik! ölüm orucu, intihar taslağı, mübâdele…
toprağa sızan kan!.. kim der ki yüzgörümlüğümdür?
topuklarında bahar dövmesi peltek bir dille,
kırılgan bir dille, unutulmuş bir dille
yüzüğümde sakladığım zehri tanrılara armağan ettiğim
bir dille…
dağ kapısında atlılar…
kapıda balta yarası, vadinin uğultusu, ölü çocuk yüzleri…
ateşin sesine karışsa çanlar, ulumalar, karışsak güze
erden kızları saklayan ceviz sandıkta âh'ın dengi…
dedemin kanlı gömleği, naftalin, mayıs tozları…
dağ kapısından son bakış… yılkı taylar sarıyor yaramı
dokunsam sözler(de)mi mani?
kızların gülüşüne sinmiş sifin kokusu, yosun, koruk reçine.
görünmezdi kimseye sisten süvariler,
eşinse yaramızda her gece kısrakların nefesi…
karanlığa söz işlemez, acı işlemezdi.
eritti çanlarını ay ışığı, su yanıyor!.. vedâ, göç zamanı
çocukların gözlerinde kaybolmanın korkusu!
tuhaf şey… eski bir sabıkayız hâlâ
mürekkebi dağılmış fermana dağıldık.
seni hiç görmedim, kuşlar dağıtmadı tanelerimizi
kapandı üstümüze dağ kapısı, gitti atlılar…
vazoda karlı dağlar belleğini yitirmiş.
açılan bir yaraydık kapanan son siperde!
neden kırdık putlarımızı ibrahim'i görmeden?
yüzümüzde maskeler, gülüşün yüzümde soldu
bitsin oyun, kapansın üstümüze perdeler
destursuz çizerdik altını dökülen mürekkebin.
gecemiz gecelerden daha mı karanlık?
YAŞAR BEDRİ