1964 adana doğumlu, çocukluğu ve ergenliği- bana göre- türkiye nin en acıklı coğrafyalarında geçmiş, afşin i gördükten sonra şiirinde bir yerellik aramaya başladım böyle ne derler mahzuni türküleri gibi..
felsefi şiirin akademizmi altına eziliyor tabii
- admin's blog
- entry yazmak için giriş yapın veya kayıt olun


![Ahmet Kaya - Hep Sonradan [Klip] - YouTube Ahmet Kaya - Hep Sonradan [Klip] - YouTube](http://i4.ytimg.com/vi/oXtAEhi9KD8/default.jpg)



Spinozacidir kendisi.Spinoazcidir ama bir cok felsefeciyi Spinoza icinde eritir.Hem Aristocudur, hem Kantci, hem Herakleitoscu, hem de Althussercidir. "Felsefi Siir" kitabinda bu isimlere sik sik rastlamak mumkundur."Felsefi Siir" sadece Turk siirinde yeni bir donemi isaret etmiyor, bati siirine de yeni bir olanak sunuyor. (Benim en sevdigim siiri)
fü
hu diyecektim, hu
duy ve eksilt sesimi,
fü demişim
meğer kar yağıyormuş
bilmediğim bir biçimde
yetersizdim, titredim hep
hapsederken içimde belireni belirdiği yerde
kabarmış sular, ırmak ne kadar derin
ve kibir
bilmediğim bir biçimde
geçmek istemiştim sadece kendimi
hatırı yoktu bende akşamın
düşerken yerçekimli karanfil kuyumcular çarşısına
inmedi ezanın sesi
inmedi esnaf ve zanaatkarlar odasına
menteşeler çok sıkı, akıl neden dudakta
serinlik bulamıyor ten
ulaşmazken pazarlık edenin yankısı çarşı esnafının kalbine
çok mu dokunaklı konuşuyorum Bill
oysa alay bulaşmış edama, öyle diyorlar
kalp ve sükut
bozdurup harcamak kadar
benim de olmadı hiç param
Bill!
ağlama
ağlama ama Bill!
senin de mi aşkın gitti arkadaşınla
yokluktan yokyere yerleşen bir hiç
hiçlikle yaşamasını bana da öğrettiler Bill
böyle zamanı geldiğinde
neden bir şey yapamıyorum
büyürken bendeki bu edimsizlik sürekli bir cansıkıntısına
neden sözüm yok ve neden kefilim
kelimeler perde olurken başkasının gizine
her ben kendi nefsine türap
gülerek bakarken öyle harap olmuşun geçmişine
içindekini yıkan kendini de yıkmaz mı
gerginlikle yağmalanırken yalnızlık
derimi yüzmekle mi bitecek yüzümdeki harf gizemi
ama kim hazır, kim
kim yanıt verecek, öyle sıcak
içimden dökülen buzdan cümleye
Bu cıvayı kim koydu kalbimize Necati!
perş
bir uyuyabilsem, uyuyabilsem, uyuyabilsem bir
eksilmedi hiç duyduğum sesler peşimde,
kalbim karaydı, beyaz kara erince duyardım
şehirlilerin yaşamadığı yerlere gittiğimi duyardım
kurumuş otlarla arkadaşlık ettiğimi
sarılarak köpeklerin boynuna, ağladığımı duyardım
içi boş naylon torbaydım avludaki rüzgarda
savrulduğumu duyardım içkiyle buharlaşan ruha
dört yaşında merdiven altına bırakılmış çocuk,
ayıktıramadım, titrer hala uyurken içimde
yarın ölecekmişim gibi yaşadım hep dünyada
her davranışım sanki ömrümün son eylemiymiş
yalnız gezerkan ruh bedenle dünyada
gözlerimin içinde göremediğim dünyada
yoktu vakit alacakaranlıktan başka
saydılar sonunda beni de sağırdan
dolaşırken serinlikten fırsat ruhlukta
tanrının sesiydi sanki olmayana ergi
bağlarken beni bağlayan güneşe açılan kapıda
komünizm heyulası kol geziyor hala benim içimde
kimsenin inanmadığını biliyorum
eşitlikten söz edilen günler de var mıydı dünyada
her tek kişiye ait olanın ona verileceği
sonradan görmüş köylü faşistlerin olmadığı
bir dünya olanaklı mıydı dünyada
kardeşlerimden bile ayrı düştüğüm dünyada
içimdeki hayalet dolaşıyormuş şimdi bedenimin yerinde
öyle söylüyorlar dünyada
kalbim kadınlarla m yaşamak zorunda
benliği korumakla sürüklenirken her ben yokluğa
hiçbir kadın seninim demedi dünyada
evet dünyada,
uyumadan görülen rüyada
yok uyandıracak kimse şimdi beni kendi kalbine
yok, yok tapınağım
yokluğumu dile getirecek tapınağım yok
tapınaktan başka konuşacak yerim yok
bahçe tahrasıyla kesmek geliyor, sol kolumu bileğimden...